PROLOG 2
Yazar: lizzey

DARREN Elimdeki viski bardağını hızla kafama diktim. Oldukça berbat ve yorucu bir günün ardından bunu kesinlikle hak ediyordum. Tekrar istememe fırsat kalmadan arkada duran barmen hızla elimdeki bardağı geri doldurdu ve arkadaki yerine geri döndü. Büyük bir barda vip kısmındaydım ve burada kendimize ait bir barmenimiz vardı. Kendi barına sahip olmanın iyi özelliklerinden biri barının içinde özel bir alanda kendine ait barmeninin olmasaydı. Burasını iki yıl önce sadece kendi kazandığımız paralarımızla açmıştık hayatımızda bir tane de olsa bize ait sıfırdan kurduğumuz bir şey olsun istemiştik ve dört erkek bir araya gelip bu mükemmel yeraltı barını yaratmıştık bizim için her zaman kaçış yeri bir nevi sığınaktı burası. New York'un tam kalbinde elit bir kesime hitap eden herkesin içeriye giremeyeceği özel bir bardı. İçeriye girmek için öncelikle dördümüzün onayından geçmeleri gerekiyordu. "Bakıyorum erken başlamışsın." tanıdık sese doğru döndüm. Alex yüzündeki alaycı gülümsemesiyle karşımdaki koltuğa oturdu. Üstünde koyu gri takımıyla ve hep savaştan çıkmış gibi dağınık olan sarı saçlarıyla şirketten direkt buraya geçtiği belli oluyordu. "Sende o yaşlı bunakla üç saatlik bir toplantı yap o zaman beni anlarsın." Gülerek arkadaki barmene işaret etti. Elindeki bardağını bana doğru kaldırdı, "Emin ol seni çok iyi anlıyorum." Dedi ve ardından bir yudum aldı. "Tek erkenci biz değilmişiz." Bu sefer kafamı çevirip bakmama gerek yoktu gelen Lucian ve Damien'dı ikizlerden birisi neredeyse diğeri de orada olurdu. "Sizin yurtdışında olmanız gerekmiyor muydu?" diye sordum onlar içkilerini alırlarken. "Hiç sorma." Damien hızla içkisini kafasına dikti. "Sanırım hepimiz berbat bir gün geçirmişiz." diyerek iç çekti Alex. Lucian sinirle neredeyse beyaz renk olan sarı saçlarından elini geçirdi. "Hemde en berbat olanından." İkizler aynı yüze aynı vücuda sahipti ama tek farkları birisinin gece kadar kara saçları varken diğerinin ise güneş kadar yakıcı açık sarı saçları vardı. Bu yüzden onları ayrıt etmek kolaydı. "Aradığımızı bulamadık." Damien kafasını eğmiş içkisinden gözlerini alamıyordu. İşten mi bahsediyordu yoksa başka bir şeyden mi anlamak imkansızdı. Hem birlikte hemde ayrı olarak onları arıyorduk. Evet yıllar geçmiş olabilirdi ama onları bulamamak bizi yıldırmamış aksine daha da heveslendirmişti. Asla bitmeyecek bir saklambaç oyunu gibiydi. "Hangisinden bahsediyorsun, işten mi yoksa kızlardan mı?" Gözlerim Alex'le buluştu. Karanlık ışıkların altında daha da yorgun görünüyordu. Damien onu yanıtlamadı hepimiz hangisinden bahsettiğini çok iyi biliyorduk. "Demek o yüzden bu kadar acil gittiniz. Neden bize haber vermediniz?" "Çok az bir şansımız vardı ve hemen çıkmamız gerekiyordu. Bekleyemezdik." Hafifçe kafasını iki yana salladı. "Amsterdama gittiniz öyleyse." Elimdeki viski dolu bardağı yanda duran sehpaya bıraktım niyeyse bir anda hevesim kaçmıştı. Üçünün kafası hızla bana döndü. "Biliyor muydun?" Lucian yorgun gözlerle bakıyordu. "Tabi ki biliyordum. Eğer bize nereye gittiğinizi söyleseydiniz oradan bir şey çıkmadığını da öğrenirdiniz. Böylece kendinizi yormamış olurdunuz." Çocukların buraya gittiğini biliyordum çünkü tüm planlarına erişimim vardı. Ayrıca bunu tahmin etmek için planlarına bile ihtiyacım yoktu. "Oradan bir şey çıkmadı ama ikinci bir yere daha uğradık." Damien elindeki bardağı kafasına dikip yere bıraktı. Konuşmayı Lucian devraldı. "Amsterdamdan bir şey çıkmadı. Sanırım yanlış alarmdı ama Fransa'ya da geçtik. Boş bir apartman dairesi bulduk ama bu sefer en çok yaklaştığımız andı." Kafasını iki yana salladı Lucian ve devam etti. "Ev sahibi gösterdiğimiz fotoğrafları tanımadı ama beş genç kadının iki aydır orada konakladığını doğruladı ve yarım saat önce her şeylerini toplayıp gittiklerini söyledi. Sadece siktiğimin yarım saati. 30 dakika önce gitmiş olsaydık onları bulabilirdik. Evrenin bizimle dalga geçtiğini düşünmeye başlıyorum. Ne zaman onlara yaklaşsak sanki ilahi bir güç tarafından bizden uzaklaştırılıyorlar." "Yani her z…