"İKİNCİ PERDE"
Yazar: Simge Ökten

2. Bölüm: "Büyük Misafire Büyük Hazırlık” Kapının eşiğinde kısa bir an sessizlik hakim oldu. Kucağındaki kadının yeşil elbisesi yeri süpürüyor, başının üstündeki uzun eşarp Süleyman beyin omuzlarından sarkıyordu. Yüzünü görmek için başımı eğdim ama tam olarak seçilmiyordu baktığım yerden. "Oğlum bu ne vaziyet?" Süleyman bey geniş cüssesiyle kapının eşiğinden salona adımladı, fazlaca sakindi. "İçeriye geçelim anlatacağım valide sultan bir müsaade..." Reyhan hanımın rengi bu açıklamayla daha bir sararmış ola ki Güher bir koluna diğer bir koluna da Müberra girdi. "Sorun yok anneciğim." Kolunu okşadı nazikçe, teskin etti. Güher'in genel hal ve tavırları imrenilesiydi. Çabuk adapte olurdu bulunmak durumunda kaldığı vaziyetlere. Müberra'da onayladı, "hadi içeriye geçelim konuşuruz konu komşu görmesin şimdi..." Reyhan hanım kenara çekildi çekilmesine ancak sivri bakışlarına engel olması ne mümkündü, o kucağa bakıyordu dimdik. Kadını saman sarısı antika koltuğun üzerine bıraktı, geniş cüssesi ve kolları giydiği askeri üniformasını sımsıkı sarmış olağanca heybetini gözlerimizin önüne sermişti. Boyu uzamış yapılanmıştı, geniş omuzları gerçek bir asker gibi dimdikti. Bir değişik gelmedi dersem yalan olurdu. Onu görmeyi beklediğim şekilden son derecede uzak, son görmüş olduğum halinden bir hayli farklıydı. Normaldi esasen, hatırladığım son anı sarmalının içinde lise talebesiydi. Şimdiyse bir ordunun koca askeriydi. "Oğlum, bu kız kim?" Kadın inleyerek kıpırdandı, başını saran eşarp yüzünü kısmen gösterdi. Gözlerini açmak için çabalıyordu, bir iki kırpıştırdı ama açamadı. "Hevin, adı Hevin." Hevin mi? Adını duyduğum gibi düşünüp tarttım kendimi. Hiç bu taraflarda rast gelmemiştim böylesi bir kadına. Oysaki çarşı pazara çok aşinaydım. "Hevin kim? Nereden getirdin oğlum bu kadını hanemize? Yakışık alıyor mu nikahsız böyle destur etmeden kapımızı aşındırmak?" "Gelmeme sevinmedin mi valide sultan? Hı?" Hevin'in çaprazında kalan koltuğa yığılırcasına oturdu, omuzlarında kocaman bir yük varmış gibi yaslandı kabarık koltuk minderlerine. Yorgundu. Göz altları mosmordu lakin çok dikkatli bakan anlardı. "O nasıl söz, tabii sevindim oğlum. Bana bu şekilde..." Kadına bakıp kısık sesle mırıldandı, tövbe çektiğine emindim. Başındaki gri eşarbı düzeltti, kalın parmaklarıyla avucunu kaşıdı, düşündü az bir salise. "Seni büyük bir coşkuyla karşılamaktı maksadımız ama bize hak ver oğlum, şaşırdık kaldık." "Sana onu getiriş sebebimi açıklayacağım validem, biraz zaman istiyorum sizden. At arabasında uzun bir yol geçirdik." Kadına baktı, kadın solundan sağına döndü inleyerek, elbisesinin altından bir mendil süzüldü yere. Mendil kıpkırmızıydı. "Hih!" Müberra koltuğun dibine çömeldi. Kanlı mendile dokunmadı ama merdiven başında dikilmiş benimle göz göze geldi. "Bu nasıl oldu oğlum!" Reyhan hanıma cevabı sessiz, adeta fısıldıyormuş gibi verdi. "Bı... bı...bıçak." Tek bir kelimesi salonu buz etmişti. Kimdi ve bir bıçak yarasıyla ne ilgisi vardı? "Hekim çağırıyorum hemen!" Kadın mırıldanmalarının arasından seçebildiğim şu cümleyi kurdu. "Baktır..dık...ger... gerek yok." Reyhan hanımın yüzü kıpkırmızıydı fakat cevap vermedi, şu anlık kendini zor tuttuğu belliydi. Kim bilir neler geliyordu dilinin ucuna? Eşelerdi bu mevzuyu. "Aliye buraya gelir misin?" Müberra başından beri onları seyrettiğimi biliyordu, ben de saklama gereksinimi duymazdım zaten. Hanedeki bütün çalışanların gizli saklı dinlediğini veyahut izlediğini biliyordum. Ben neden utanacaktım. "Geldim Müberra hanım," dedim. Elimdeki çamaşırları Selime hatunun kucağındaki diğer çamaşırların arasına bıraktım. Çok fazla bekletme hanımını der gibi baktı bana. Niyetim o idi. Hızlı ancak temkinli adımlarla sıkı sıkı tutundum trabzanlara. Ahşap merdivenlerin sonuna vardığımda hareket aldım. "Hemen malzemeleri getiriyorum." Salonun çıkışında geniş bir koridor vardı sonu mutfağa çıkıyordu. En yakın oradan bulabilirdim. "Ben hemen almanı istiyorum, baksana..." Çömeldiği yerden prenses edasıyla kalktı. "Halıyı kirletiyo…