3| Baş Belası
Yazar: aslı Keleş

0.3| Baş Belası ‘’Yalvarırım kes şunu!’’ tırnaklarımı montuna kenetleyerek bağırdım. ‘’Eve gitmek istiyorum, Azrail ile tanışmak değil!’’ beni duymazdan gelerek gaza daha çok asıldı. ‘’Bence çok eğlenceli!’’ Kasktan dolayı boğuk gelen sesiyle belini cimcikledim. Hafifçe kıpırdanarak hızını düşürmeye başladı. On dakikalık yolu beş dakikan daha kısa sürede arşınlamıştık. Evin önüne gelip motoru durduğu ilk an inerek kaskına sertçe vurdum. ‘’Ha siktir be!’’ buruşan yüzümle beraber bileğimi tutarak sallamaya başladım. Canım yanmıştı. O ise hiç bir şey hissetmemiş olacak ki kaskı çıkartarak koluna taktı ve gülerek bana baktı, umursamadan yanımdan geçerek bahçeye girdi. Ardından da kapının önüne vararak dikilmeye başladı. Keyifsizce onu takip ettim. Diğer yandan çantanın içinde ki onca ıvır zıvırın arasından anahtarı bulmaya çalışıyordum. Evimin kapısını açarken anahtar birkaç saniye kilitte takılı kaldı. Yorgunluktan mı yoksa gün boyu Borana katlanmak zorunda kaldığımdan mı bilmiyorum ama bütün kaslarım ağrıyordu. “Ya şu kapıyı aç artık!” Hunde omzuyla sırtıma vurdu. Cıvıklığı her zamanki gibi yerindeydi. “Dürtmesene!” Sinirli bir tonda konuşarak kapıya daha çok asılmıştım. Sonunda kilit açılınca içeri girdim. Çantamı gelişigüzel girişteki komodinin üzerine bıraktım ve ayakkabılarımı çıkarıp koridora savurdum. Hunde ise tam tersiydi. Daha eve girer girmez etrafı incelemeye başlamıştı ve bunu yaparken ayakkabıları hala ayağındaydı. “Sen burada tek başına mı yaşıyorsun gerçekten?” hayranlıkla baktığı temiz evimin içinde daha fazla dışarıdan getirdiği pisliklerle dolaşmaması için ceketinden yakalayarak geri çektim. “Bunu daha kaç kere soracaksın?” Garip bakışları eşliğinde bir elime bir de bana bakarak cevapladı. “İnanamıyorum çünkü.” Gözlerimle yeri işaret ettiğimde nihayet anlayabilmiş ve ayakkabılarını çıkartarak kapının önüne geri bırakmıştı. Salona doğru ilerlediğinde peşinden gittim tek hamlede kendini koltuğa atarak kaskını da yanına yerleştirdi. Salon küçük ama düzenliydi. Açık renk duvarlar, pencerenin önünde duran birkaç saksı çiçeği ve kitaplarla dolu bir raf dışında göze çarpan pek bir şey yoktu. “İnsan biraz dağınık olur.” Dedi gözleriyle simetrik bir şekilde dizilmiş porselen fillere bakıyordu. Onlar anneannemden kalmışlardı ve atmaya elim varmıyordu. ‘’Uzaylı falan mısın diye düşünmüyor değilim bazen.’’ Burnunu kırıştırarak alaycı bir tavırla cevap verdim. “Kırıcı.” Ve ardından duş almak için odama yönelirken arkamdan bağırdı. ‘’Duş alıp geleceğim.’’ “Ben bu sırada mutfağı yağmalayacağım.” “Kurabiyelere dokunursan parmaklarını kırarım.” Söylediğimin aksine sesim gayet neşeliydi. Damla sakızlı kurabiyeleri çok sevdiğini bildiğimden özellikle oraya yönlendirmiştim. “Korktum.” Korkmamıştı. Bunu ikimiz de biliyorduk. Beni hiç bir zaman ciddiye almamıştı ve almayacağını da biliyordum. Küçük sayılabilecek banyoya girdikten sonra bir çırpıda zerimdeki çamurlu kıyafetlerden kurtuldum ve suyu ılık ayara getirerek kendimi duşa kabinin içine atım. Yaklaşık yarım saat sonra saçlarımdan damlayan son damlaları havluyla silerek çıktım. Odaya yaklaştığım sırada gelen seslerle bir an duraksayarak anlamaya çalıştım bu seslerin yere atılan demir askılıklardan geldiğini anlamak zor olmamıştı. Kaşlarımı çatarak yatak odasının kapısına kalçamı yasladım ve kollarımı birbirine dolayarak dolabımı talan eden arkadaşıma baygın bakışlarımla baktım. “Hobi olarak hırsızlık mı yapmaya başladın?” Hunde başını gardırobun içinden çıkartarak elinde ki askıyı kaldırarak salladı ve sarı gömleği fırlattı. Parmak uçlarıma çarpan giysiyi eğilerek aldım ve yatağa düzenli bir şekilde koydum. Yüzünde bir modacının rüküş bir dükkana zorla sokulmuş ifadesi vardı ve bu hiç hoşum gitmemişti. ‘’Felaket ötesi!’’ diye inleyerek ayağını yere vurdu ve bir başka kapağı açtı. Sanki az önce söylediklerimi duymamıştı bile. Durmaksızın köpek yavrusu gibi dolabı eşeliyor diğer yandan fırlattığı kıyafetlerime bir kulp buluyordu. ‘’Ne yaptığını sorabilir miyim?’’ Yerde duran üç…