1| Kesik Kulaklar
Yazar: aslı Keleş

0.1 | Kesik Kulaklar Mayın tarlası gibidir insanlar, biri gelir basar ve patlarız. Değer verdikçe azalır kayboluruz... Kırılır da susarız bazen, kimse görmez içinde kopan tufanları. Taşarsın bazen bir deniz misali, dalga süpürür sahilinde kırılmış deniz kabuklarını. İşte o zaman anlarsın senden nelerin alındığını, neyin fazla görüldüğünü ve sen içine attıkça ne kadar azaldığını. "Belki de stajı bitirip, mezun olmadan önce yeni bir meslek seçmelisin kendine." Boran'ın iğneleyici konuşmasıyla beraber daldığım düşüncelerimden sıyrılarak elimde ki dosyayı masaya sertçe bıraktım. Sert bakışlarım onu bulurken, tek kaşımı kaldırıp meydan okurcasına sırtımı sandalyeye yasladım. "Niyeymiş?" Yarım ağız gülümseyerek dosyada ki maktulün suratına parmağını bastırdı. Karşısında ki ürkek ceylanı korkutmak istemezmiş gibi telkin edici, naif sesiyle konuşmaya başladı. "Prenseslerin yeri vahşetin ortası değildir, oraya çiçeklerinle gelemezsin." Beni tanımıyordu, tanısa bu şekilde konuşamazdı. Alaycı bir gülüş takınarak, bir omzumu indirip kaldırdım ve derin bir nefes aldım. Kendini bilmiş ukala dedektifin tekiydi. Bildiği tek şey eline geçen dosyalarda ki katilleri tek tek avlamaktı. Tıpkı bir zamanlar ablamı ağına düşürdüğü gibi... "Sen annenin mezarına elin boş mu gidiyorsun dedektif?" Dedim kaşlarım havalanırken. Yüzü aniden düşerken aslında ne kadar da yanlış bir şey söylediğimi geçte olsa fark ettim. Geniş sırtını bana dönerek panoya doğru ilerledi ve kollarını birbirine bağladı. Geniş omuzlarının hızla inip kalkmasından derin nefesler aldığını anlamıştım. O kadar mı sinirlenmişti bana? Sanmıyorum... Ama kırılmış olabilirdi. Herkesin sancıyan yarası vardı ve ben sanırım tam o noktaya basmıştım. Kanayan yarısını deşmiş, kalbine hüzün tohumları ekmiştim. Hızla ayağa kalkarak yanına gittim. Elimi omuzuna yerleştirerek yanından kıvrılarak geçtim ve panoyla arasına girdim. Yüzümü kaldırarak deniz mavisi gözlerine bakmaya çalıştım fakat çenesini kaldırmış, gözleri nefretle panoya asılı birbirine bağlanarak tek bir noktada birleşen kırmızı iplerde dolanıyordu. Parmak uçlarımda yükseldiğimde gözlerinin dolduğunu fark ettim. Bana bakmak istemiyor oluşunu şimdi daha net anlıyordum. Ördüğü duvarların çatlaklarından acımasızca sızan yağmur damlalarını biri görsün istemiyordu. Yarattığı sert ve mantıklı imajı yerle bir olurdu yoksa. Ay, götüm! Görende wattpad erkeği sanacak! "Ben... özür dilerim." Dedim yalandan bir hüzünle başımı önüme eğip, tişörtümün eteklerine asılırken. Sesim öyle bir titremişti ki bir an için ben bile bu adama üzüldüğüme inanacaktım. "İşine dön." Boğazını temizleyerek sertçe konuştu ve tekrar arkasını dönerek masaya doğru ilerledi. Günlerdir peşinden koştuğu katili bir türlü bulamadığı için oldukça gergindi ve şubedeki herkes bunu fazlasıyla hissediyordu. Kendini kastığı için belirginleşen damarlarıyla beraber ofisin kapısını sertçe açarak içeride çalışan ekibe bağırdığın da istemsizce bir adım geriye sıçradım. "Siktiğim adli tıp raporu çıkmadı mı hâlâ!" Sırtımın plastik raptiyelere çarpmasıyla acıyla yüzümü buruşturdum ve dengemi zar zor toparlayarak devrilmeye ramak kala panoyu demir ayaklarından tutarak geri yerine sabitledim. "Şimdi geldi Boran Bey." Genç ve tecrübesiz asistan titreyen bacakları ve soluk soluğa Boran'a doğru koşarak geldi. Elinde ki siyah dosyayı uzatarak, burnunun ucuna düşmüş gözlüğünü parmağıyla itekledi ve bir kaç adım geriye çekildi. "Size getirmek üzereydim." Birbirine geçirerek kütlettiği parmakları ve alnından sicimle akan terler tam tersini söylüyordu. Aptal çocuk. Bir dedektife yalan söylerken ne kadar da toy gözüküyordu. Boran sertçe boynunu iki yana kütletti ve eliyle çocuğu savuşturdu. Nazikçe gitmesini istemişti. Yani sanırım... Çocuğun yeşil gözlerini, korkudan büyüyen göz bebekleri kaplarken bana bakarak dudaklarını bastırdı. "Ne oldu?" Yutkunarak sorduğu soruya dudaklarımı büzüp, omuzlarımı silkerek karşılık verdim. Yanıtı çok iyi biliyorsun kurnaz, slow loris'i oynama... Benden istediği ded…