Ölüme Mektuplar
Yazar: Aisha

Bir odada ne kadar durabilirdi bir insan? bir saat, iki saat? Ben yirmi dört saat tek bir odanın içindeydim. İstersem çıkardım. Yalan. İstemiyordum buradan çıkmayı. Burası sakindi. Yatağımın kenarına kıvrılmış odanın camından bahçeyi izliyordum. Karmaşa vardı. Karahan ailesi geri dönüyordu. Annem son kontrolleri yaparken babam bahçede tableti ile ilgileniyordu. Beklediğim kapı tıklatma sesinin ardından, “Maya hanım anneniz hazırlanmanız gerektiğinizi söyledi, kuaför birazdan gelecekmiş.” Gülizar ablaya bir tepki veremeden odamın açılan sesini işitti kulaklarım. Yatmış olduğum yatak sırtıma batarken doğruldum. “Tamam Gülizar abla sağ ol.” Gülümsedi. Kırışmış yüzündeki o şefkati bir metre öteden hissettim. “Aç mı karnın?” Beni severdi, düşünürdü. Zorda olsa gülümsedim. Midem bulanıyordu. Gergindim ve en son sabah içtiğim portakal suyu ile duruyordum. “Yemek istemiyorum.” Elleri önünde bağlıyken açıldı ve bana bir kaç adım attı. “Seni de Leyla gibi cimciklememi istemiyorsan göndereceğim şeyleri ye, o tabak dolu gelirse bozuşuruz.” Yumuşak yüz hatlarındaki siniri hissederken içimdeki o kırık tebessümü ona yansıttım. “Peki, yerim.” Doğdum günden, ölmek üzere olduğum güne kadar hep yanımızdaydı. Soğumuş elimi izin olduğu bileğime götürdüm. İçim ürperirken ağlama isteği etrafımı çepeçevre sarmıştı. dolan gözlerimi yukarıya kaldırdım. Derime işlemiş olan dikenler nefes almamı zorlaştırırken yutkunamadım. Zor oluyordu. Hiç bir şey yapmadan tavanı izledim bir süre. Düşündüm. Düşündüm. Sessiz sessiz, kimse duymasın diye içime sakladığım hıçkırıklarımla ağladım. Bir mektup bir cana bedeld i. Benim alınması gerek bir tane canım varken beş tane mektubum vardı. Yakmamı söylemişlerdi. Yakamamıştım. Nasıl yakardım ki? İnsan kopamıyordu bazı şeylerden. Durup tavanı izlemeye davam ettim bir süre daha. Boş bir teneke gibi hissediyordum kendimi. Teneke bile benden daha çok ses çıkartırdı şu dünyada. Ne zaman okşamaya başladığımı bilmediğim bileğimden ateşe değer gibi çektim elimi. Yasaklı bölge. Geçmiş geleceği etkiler miydi? Geçmiş yalan söylemezdi ve değişemezdi. İnsanların sana yaptığı muamele anıt gibi geçmişte dikiliydi. O kadar zehirliydi ki masum olanı bile zehirlerdi. Ama unutma maya o geçmişte sana yapılan muamele onların tercihiydi. Merhameti hak ederken zalim olan onlardı. Zalimlik zamanı ne zaman mazluma geçerdi peki? Hiçbir zaman. Yapamazsın sen Maya. Zalim olamazsın. Olamazdım. Daldığım düşünce denizinden davet olacağı düşüncesi beni irkilterek çıkartmıştı. Yattığım yerden hızlı olmasada ani bir kalkış yaptım ve odanın içindeki banyoya adımladım. Oda büyüktü. Banyoda elimi yüzümü yıkadım, dişlerimi fırlaçaladım. Sonra aynadaki kendimle göz göze geldim. Üzerimde salaş eski bir Kısa kollu vardı. Altımda sadece iç çamaşırım vardı. Tişört elbise gibiydi. Saçlarım dağınıktı. Daha yarım saat önce duş almıştım. Bu yüzden yüzümü tekrar cilt bakımına sokma gereği duymadan makyaj masama doğru adımladım. Makyajı kendim yapacaktım. Saçı becerebilsem onu da kendim yapardım ama o yetenekten noksandım. Kaşınan kolumu kaşıdıktan sonra makyaj malzemelerini dizdim ardından saçım bana engel olmasın diye bandana taktım. Göz makyajımdan başlayarak dudakta bitirmiştim. Koyu göz makyajı yapmıştım kırmızı ruju sürdüğümde işim bitmişti. Saçım için kuaför daha gelmemişti. Elbisemi seçmek için bir kaç saattir oturduğum koltuktan kalktım ve giyinme odasına doğru adımladım. Aklımda ne giyeceğim belirse bile tekrar bakma ihtiyacı duymuştum. Riske atamazdım. Boydan boya dolapla kaplı olan odaya ilk girdiğimde odağım direkt koruma içerisinde dolabın kapağına asılmış olan elbiseye kaymıştı. Sorgulamadan ilerlerken bedenim ne yaptığımı kavrayamıyordu aklım benden önce bedenimi yönetiyordu. Fermuarı indirdiğim sırada anlamıştım ki benim bir şeyi seçme hakkım yoktu. Bana verilen şeyle avunmamı bekliyorlardı. Yapma Maya. Giyinme o elbiseyi. Başka seç. Ellerim titrerken içimden yükselen itiraz seslerine kulak veremeyeceğimi bende biliyordum. Korkak olmak tamda senin gib…