Bölüm 2
Yazar: Giz rel

Gecenin Kralı “İstanbul’un iki hükümdarı vardı. “Birinin adı gazetelerde okunurdu” Diğerinin adını insanlar yalnızca fısıldamaya cesaret ederdi.” Saat gece yarısına yaklaşırken İstanbul yeniden nefes almaya başlıyordu.Gündüz takım elbiseli i nsanlarla dolan caddeler, gecenin gelişiyle bambaşka yüzlere ev sahipliği yapıyordu.Şehrin en pahalı otomobilleri, boğaza hâkim siyah camlı binanın önünde tek tek duruyor, vale görevlileri sessiz bir düzen içinde araçları teslim alıyordu. Binanın girişinde tek bir tabela vardı. NOX Ne neon ışık,ne gösterişli bir logo sadece siyah granitin üzerine işlenmiş dört harf. Ama İstanbul’da o üç harf, çoğu soyaddan daha fazla ağırlık taşıyordu.İnsanlar buraya eğlenmeye geldiklerini söylerdi.Gerçeği bilenler ise başka bir şey söylerdi.NOX’ta hiçbir gece sadece eğlenceyle bitmezdi. İçeride keman ezgileri elektronik müziğe karışıyor, kristal avizeler loş ışığın altında siyah mermer zemine yumuşak yansımalar bırakıyordu. Garsonlar kusursuz bir uyumla hareket ediyor, güvenlik görevlileri misafirlerden çok çevreyi izliyordu.Bu mekânda en pahalı şey içkiler değildi. Bilgiydi.Bir masada milyonlarca liralık ortaklık konuşulurken, diğer masada bir siyasetçinin geleceği belirlenebiliyordu.NOX, yalnızca bir gece kulübü değildi.Gecenin borsasıydı. “Patron geldi mi?” Barın arkasındaki genç görevli, sesi duyunca başını kaldırdı. Soruyu soran kişi, on yıldır NOX’ta çalışan şef garsondu. “Hayır.” “Gelince bana haber ver.” “Tabii.” Genç görevli merakını gizleyemedi. “Hiç gördün mü?” Şef garson kısa bir kahkaha attı. “Her gün.” “Nasıl biri?” Adam cevap vermeden önce etrafına baktı.Sanki duvarların bile duyabileceğinden çekiniyordu. “Bağırdığını hiç duymadım.” “Hiç mi?” “Hayır.” “Sinirlendiğini?” “Onu da görmedim.” Genç görevli şaşırdı. “O zaman insanlar neden ondan bu kadar korkuyor?” Şef garson dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle cevap verdi. “Çünkü burada kimse onun sesini yükseltmesine fırsat verecek hatalar yapamaz yapmaz , şimdi anladın mı ?” Görevli cevap vermeden işine döndü. Binanın en üst katında asansör, parmak izi okutulmadan çalışmıyordu.Kapılar sessizce açıldığında koridorun sonunda yalnızca tek bir ofis vardı.Kapının üzerinde isim yazmıyordu. Gerek de yoktu.İçeride loş bir aydınlatma hâkimdi.Boydan boya uzanan camlar, bütün İstanbul’u ayaklarının altına seriyordu. Ve tam karşıda Levent’in gecesini altın gibi aydınlatan bir bina yükseliyordu. Venera Holding. Kapı iki kez tıklandı. “Gel.” İçeri ilk giren Cihat oldu.Otuzlu yaşlarının sonunda, sert bakışlı, sakin duruşlu bir adamdı. Elindeki tableti masaya bırakırken tek kelime etti. “Patron.” Masanın arkasındaki adam gözlerini dosyadan kaldırmadı. “Söyle.” “Trabzon’daki otel teslim edildi.” “Tamam.” “Ankara’daki görüşme bitti.” “Sonuç?” “İstediğimiz gibi.” “Devam.” “Dubai’den ortaklık teklifi geldi.” Hatem dosyayı kapattı Cihat’a bakıp “İncele. Risk varsa reddet.” “Tamamdır patron “ Cihat yıllardır aynı şeyi düşünüyordu.Bu adamın en tehlikeli yanı göstermediği öfkesi değildi kesinlikle sakin sabrıydı Tam o sırada kapı yeniden açıldı.Bu kez içeri uzun boylu, omuzları geniş bir adam girdi.Takım elbise giymemişti.Koyu renk gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı. Odaya girer girmez Cihat hafifçe başını eğdi. “Abi.”Adam kısa bir baş hareketiyle karşılık verdi.Sonra doğrudan masaya yürüdü. “Bitmedi mi?”Hatem başını kaldırdı.Yüzündeki ciddi ifade, karşısındaki adamı görünce belli belirsiz yumuşadı. “Biraz daha var.”Adam masanın köşesine ilişti dosyalara göz attı.Sonra hiç beklenmedik bir şey yaptı.Hatem’in önündeki kahve fincanını eline aldı.İçine baktı,kaşlarını çattı. “Yine soğumuş.”Hatem omuz silkti. “Unuttum.”Adam derin bir iç çekti. “Cihat.” “Buyur abi “ “Mutfağı ara.” “Tamam abi.” Hatem istemsizce gülümsedi. “Patron sensin sanki.”Adam hiç istifini bozmadı. “Hayır.”Bir saniye durdu.“Ben sadece senin abinim.”Odadaki hava ilk kez yumuşadı Cihat gülümsememek için başını çevirdi.Çünkü İstanbul’un en korkulan adamı kırk yaşındaki a…