VENERA 1
Yazar: Giz rel

VENERA Sana Rağmen BÖLÜM 1 Gündüzün Kraliçesi İstanbul… Şehir henüz uyanmamıştı. Boğaz’ın üzerinde ağır ağır ilerleyen sis, gökdelenlerin cam cephelerini gri bir örtü gibi sararken, Levent’in en yüksek binasının kırk ikinci katındaki yatak odasında telefon alarmı tam saat 05.30’da çaldı.Alarm yalnızca bir kez çaldı.Uzun ve ince parmaklar uzanıp tek dokunuşla susturdu.Saye, yatağında birkaç saniye hareketsiz kaldı. Her sabah yaptığı gibi önce tavanı izledi sonra gözlerini kapattı.Bugün yapılacak toplantılar, imzalanacak sözleşmeler,basının karşısına çıkacağı saat ,Londra’dan gelecek yatırımcılar,Dubai’deki otel açılışı,Milano’daki moda haftası.Hepsini zihninden tek tek geçirdi.Ardından yatağından kalktı.Perdeler otomatik olarak açılırken İstanbul yavaş yavaş gün ışığına teslim oluyordu.Saye’nin yüzünde tek bir duygu bile okunmuyordu.Dışarıdan bakan biri onun hiç yorulmadığını sanırdı.Oysa yorgunluğu yıllardır taşıdığı görünmez bir mücevher gibiydi. Boynunda değildi. Kalbindeydi. Yatağından kalktı banyoya ilerleyip ihtiyaçlarını giderdikten sonra İstanbul’u kısa bir süre izleyip rutinlerinden biri olan sabah sporu yapmak için hazırlanıp salona indi .Spor salonunda yalnızdı Koşu bandı çalışmaya başladığında kulaklığına müzik değil, sabah ekonomi bültenini açtı. Borsa… Döviz… Yeni yatırımlar… Dakikalar sonra ter damlaları şakaklarından süzülürken nefesi bile ritmini bozmuyordu.Disiplin onun için bir alışkanlık değildi.Hayatta kalma biçimiydi Çünkü yıllar önce anlamıştı bir gün bile durursa düşecekti eğer düşerse onu düştüğü yerden kaldıracak kimse olmayacaktı. Saat tam 07.45 . Venera Holding’in siyah renkli aracı binanın önünde durdu.Şoför kapıyı açtı.Saye siyah ipek gömleği, kusursuz kesimli ceket pantolon takımı ve ince topuklu ayakkabılarıyla araçtan indi.Ne gösterişliydi ne de sade.Tam olması gerektiği gibiydi.Binanın girişindeki onlarca çalışan onu görünce istemsizce doğruldu. Kimisi günaydın dedi kimisi sadece başını eğdi.Saye hepsine aynı zarif tebessümle karşılık verdi.Asla kibirli değildi.Ama kimse sınırlarını aşmaya cesaret edemezdi.Asansörün kapısı kapanırken özel kalemi Elif yetişti.“Günaydın Saye Hanım.”“Günaydın Elif.”“Dokuzdaki toplantı salonu hazır. Londra ekibi bağlandı. Milano’dan tasarımlar geldi. Ayrıca basın danışmanınız öğleden sonraki röportajı onayladı.”Saye kısa bir baş hareketiyle onay verdi. “Başka?”Elif tabletine baktı. “Kalan her şey planlandığı gibi.”Saye’nin dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.“Demek ki gün güzel başlayacak.”Elif, patronunun bu cümleyi kurmasının ne kadar nadir olduğunu bildiği için şaşırdı.Çünkü Saye, hiçbir günü “güzel” diye tanımlamazdı.Onun için günler ya başarılıydı ya da değildi. Yönetim Kurulu Salonu on iki kişilik devasa masa.Camdan görünen İstanbul manzarası Ve herkes ayakta.Kapı açıldı.Saye içeri girdiğinde salonda tek bir fısıltı bile kalmadı sunum başladı,yatırımlar konuşuldu ,rakamlar havada uçuştu.Bir yönetim kurulu üyesi çekinerek söz aldı. “Bu yatırım fazla riskli olabilir.”Saye dosyayı sessizce kapattı.“Risk…”Salondaki herkes ona baktı.“Risk, hazırlıksız insanların korktuğu şeydir.”Bir saniye durdu.“Biz hazırlıklıyız.”Salonda bir daha itiraz eden olmadı.Toplantı bittiğinde telefonuna tek bir bildirim düştü. Başak. “Akşam yemeğine geç kalma. Simge yine mutfağı savaş alanına çevirdi.” Saye’nin yüzündeki sert ifade ilk kez yumuşadı.Kısa bir cevap yazdı. “Sekizde evdeyim.” Telefonu çantasına koydu.Bilmiyordu aynı dakikalarda…İstanbul’un başka bir ucunda…Bir adam, yıllardır yaptığı gibi, Venera Holding’in en üst katındaki ofisin ışığının yanmasını bekliyordu.Ve masasında duran tek fotoğrafa bakarak sessizce şöyle dedi: “Günaydın, Kraliçe.”