2|ACININ YASA KABULÜ
Yazar: VALZEVAN

Bölüm görselleri

BÖLÜM 2 DEVRİM ÜNAL “ACININ YASA KABULÜ” – ABD/BOSTON 10 yıl sonra… Sene 2026, Aralık. “Olan olur. Bunun önüne geçemezsin. Uykun geldiğinde uyu. Acıktığında yemek ye, üzüldüğünde ağla. Olmak istiyorsan ol ama hiçbir şeye taraf olma. Herkesin hataları olur. Hatalarının yanında iyiyi de almak ve yola devam etmek gerekir. Hataları inkâr etmek başka hatalara davetiye çıkarmaktır çünkü. Kötüyü aşmanın tek yolu onu kabullenmek, onunla bir olmaktır. Olmanın anlamı budur. Var olmanın şartı budur” Kinsun/Ben kendime yeterim “Sence nasıl bir anlam çıkarmalıyız, kendi hayatınla bağdaştırırsak?” Alıntısını okuduğum kitabın sayfasına biraz daha baktım. Ardından kitabı bırakıp çantamın yanına koydum. “Kinsun haklıydı. Olan olmuştu. Aziz’in beni reddedişi, annemin ismimin üzerine yüklediği çirkin hırs, Celtemen ’in güzel ama karanlık eli. Hepsi birer veriye dönüştü, hepsi sadece beni ben yapan anılardı artık. Onları inkâr etmiyorum. Eğer inkâr etseydim, bugün Münih Teknik’in en parlak zihni olamazdım. IMES’te Yüksek lisans yapamazdım hatta bir şekilde orada kalıp projelerimi yönetemezdim. Kötüyü aşmanın yolu onu kabullenmekti. Ben, terk edilmiş kız çocuğuyla bir oldum. Onu içimde öldürmedim, onu dondurdum ve üzerine bu devasa deha imparatorluğunu kurdum." “Aziz bey peki?” bu soruyu sorduktan sonra gözlüklerini çıkardı Dr. Aris. Derin bir nefes aldım. Oturuş pozisyonumu bozmadım ya da yüzümde adını duymamla bir mimik oynatmadım. Gayet sakindim. Umursamazdım. Evet, ben iyiydim. “Kinsun 'Hataların yanında iyiyi de al' diyor ya... Ben Aziz Bey'den sadece o yıkımı almadım. Onun o amansız iradesini, mermer gibi sert duruşunu da aldım. O beni bağrına basmadı ama bana farkında olmadan en büyük silahını verdi. Hayatta tek başına kalabilme gücünü. Eğer o gün bana sarılsaydı, bugün bu laboratuvarda dünyayı değiştirecek o kadın olamazdım. Belki, mutlu bir kadın olurdum ama bu kadın olamazdım. Bu yüzden onu affetmiyorum. Onu sadece bir mimari parça gibi hayatımın temeline yerleştiriyorum. Temelim çatlak olabilir ama binam sapasağlam.” Sesim titremişti, sorun değildi artık. Ama gözlerim dolmamıştı bu mükemmel bir ilerlemeydi. “Neden her konuyu kariyerinizle bağdaştırıyorsunuz. Devrim Ünal sadece kariyerinde mi var oldu?” sorduğunda tırnaklarımı avuç içlerime bastırdım. “Kariyerimden başka bir şey bilmiyorum ki. Yediğim yemek aldığım nefes hep mesleğimde yaptığım şeylerdi. Arkadaş ortamları beni hiç sarmadı. Aile desek… yapmayı beceremedim. İçimde… Kariyer dışındaki Devrim’e, bak sen gençken de önemliydin çocukken de , diyemiyorum. İnsanlar beni hep işimle tanıdı. İşimle ilgilendi. Devrim ile değil. Baş araştırmacı Uzman Genetikçi Devrim Ünal ile ilgilendiler. Bütün dünya sadece onunla ilgilendi.” Dedikten sonra yutkunuşlarım daha da zorlandı. Hemen masanın üzerindeki su şişesinin kapağını açıp yanındaki boş bardağa döküp titreyen ellerimle içtim. “Anlıyorum, o zaman, yani ilk zamanlarda bahsettiğin babalık borcunu da istemiyorsun öyle mi?” sorduğu soru karşısında bir süre sessiz kaldım. Burukça gülümsedim kısa bir an. “Ona olan borç listemi yaktım. Lunapark biletlerini, veli toplantısı sandalyelerini, saçımı okşamadığı gecelerin hesabını sildim. Evet, hepsini sildim. Anladım ki, olmayan bir şeyin borcu istenmezmiş. Aziz Bey bana babalık borçlu değil. O sadece kendi insanlığına borçlu kaldı. Ben o borcu tahsil etmekten vazgeçtiğim gün büyüdüm. Şimdi bana 'Affettin mi? ' diye sorsan mesela. Bir yabancıyı affedemezsin, sadece onun varlığını kabullenirsin. Ben onun sözde babam oluşunu kabullendim. Bu, affetmekten çok daha can yakıcı ama çok daha özgürleştirici.” “O zaman Devrim,” dedi sesi güven verircesine. “Bu ilaçları bırakmanın vakti geldi. Beş yıldır zihnindeki o keskin öfkeyi, dinmeyen sızıyı bu kimyasal kalkanlarla bastırdık. Ama artık kalkanlara ihtiyacın yok. Sen artık yaralı bir kız çocuğu değilsin. Sen IMES’in, bu yüzyılın en parlak zihnisin.” Bunu duymak için beş sene beklemiştim. Demek buraya kadardı. Bu kadardım. Dediklerinden yola çıkarak çant…