2. Bölüm
Yazar: Aleyna Daşkıran

“O çocuğun götüne derhal tekmeyi koyacaksın!” Konunun nasıl benim ümitsiz aşk hayatıma geldiğini bilmiyordum çünkü hatırladığım son şey boğuştuğumuz boş kolilerdi. Arkadaşlarım, içimden attığım sessiz yardım çığlıklarını duymuş gibi imdadıma yetişmişlerdi. Ancak ilişkimin ne kadar berbat olduğuyla, evin ne kadar dağınık olduğundan daha çok ilgileniyormuş gibi görünüyorlardı. Tamam, ben de Romeo ve Juliet olmadığımızın farkındaydım. Ancak bunları bir kez daha duymak, gidip suratının ortasına yumruğumu indirmek istememe neden oluyordu. O geceden sonra Engin beni bir kez bile aramamıştı… O aptal telefonunu götüne sokmadıysa, en azından açlıktan ölüp ölmediğimi kontrol etmesini beklerdim. Deva ve Evren beni o kadar doldurmuşlardı ki karşıma çıkan kişinin Engin olmasına bile gerek yoktu. Göreceğim herhangi bir erkeğe bulaşamaya hazırdım. “Haklı,” diye onaylayan Evren’e dönerken yüzümde büyük bir hayal kırıklığı vardı. O en pozitif olanımızdı. Genelde karşı tarafa fazla öfkelenmemem gerektiğiyle ilgili bir şeyler saçmalar, empati yapmamı önerirdi. O ve Deva, sağ ve sol yanımdaki iki melek gibiydiler. Deva tıpkı kendi gibi hırçın, siyah saçlarını savurur, ateş saçan kara gözleriyle bana herhangi bir konuda dikkat etmem gereken noktaları oldukça sert cümlelerle söylerdi. Filtresizdi ama iyi niyetliydi. Sadece cümlelerini yumuşatmakla vakit kaybetmiyordu. Evren ise kızıl, uysal bukleleriyle oynarken dünyanın en yumuşak cümlelerini seçerdi. Mavi gözlerini her kaçırdığında aslında o an söylediği şeyin sadece bir yalandan ibaret olduğunu bilirdim. Onun iş dünyasında nasıl hayatta kaldığını bilmiyordum. Üniversitenin ilk yılında tanışmıştık ve herkes gibi onlar da benden önce mezun olduğundan ikisi de farklı şirketlerde mimar olarak çalışıyordu. Bir gün bu mertebeye erişebilecek miydim acaba? “Sen de mi?” Hala tutunacak bir dal arıyordum. Uzun süredir birlikte olduğum adamın sadece dallama olamayacağına, aslında haklı sebepleri olduğuna inanmak istiyordum. “Üzgünüm ama benim bile onu savunacak tek bir argümanım yok.” Direkt olarak gözlerimin içine bakıyordu. Anlaşılan o ki bu kez ikisi de sol taraftaydı. “Katıksız bir şerefsiz.” Her zaman bir şerefsiz değildi. Özellikle ilk tanıştığımızda. O zamanlar ben arkadaş olarak kalmak, okuluma odaklanmak istemiştim. Hoş, sadece okula odaklandığımda bile iki yıldır mezun olamamıştım. Her neyse. Engin beni onunla çıkmaya ikna edene kadar bambaşka biriydi. Anlattığım her şeyi -saçma sapan bir komplo teorisini bile- dünyanın en önemli konusuymuş gibi dinlerdi. Hatta o açık mavi gözlerindeki bakışı görseydiniz, kesinlikle ona inanırdınız. Bana dünyadaki en önemli varlıkmışım gibi davranıyor, sürekli arıyor, açmadığımda yurdun önüne gelip sadece camdan bakmamı istiyordu. Bilemiyorum… Zamanla belki de benim ruh eşim falan olduğuna inanacak kadar aptaldım. Şu an en utandığım şey de bir zamanlar gerçekten sevildiğimi sanmış olmamdı. Sanki bu ilişki ne kadar devam ederse, aldandığım gerçeğini de o kadar geç kabullenecektim. Zaten devam etmemi sağlayan şey de Engin’in şimdi değil, bir zamanlar olduğu kişiydi. Gülmekten her nefesimiz kesildiğinde doğru seçimi yaptığımı düşünmüştüm. Şimdi de bu düşüncenin bedelini misliyle ödüyordum. “Sen yalnız kaldığında bu konu hakkında düş…” Deva sertçe araya girerek sadece Evren’in sözünü kesmedi, beynimde Engin’e dair ne varsa korkudan bulduğu ilk deliğe girmesini de sağladı. Açıkçası şu an buna odaklanmak istemiyordum ve anıların köşeye çekilmesi işime yarardı. “Düşünme! İki kelimeyi bir araya getirmeyi bile başaramayan bir mal değneğiyle çıktığına bakılırsa düşünmeyi pek beceremiyorsun.” “Deva!” Evren’in havaya kalkan kaşları ve sesindeki uyarıcı ton pek de işe yaramış gibi görünmüyordu. Tüm gerçeği, ben kafamı duvara vurmak isteyene kadar yüzüme çarpmadan rahatlamayacaktı. İlk başlarda can sıkıcı duruyordu, kabul ediyordum. Ancak bir süre sonra, aslında her defasında beni cümleleriyle tokatlayarak kendime getirdiğini fark ediyordum. “Ne? Sence şefkatli davranarak ona…