1. Bölüm
Yazar: Aleyna Daşkıran

Evde inanılmaz bir karmaşa vardı. Artık tahammül edemediğim için kendimi balkona atmış, esen ılık rüzgârın beni sakinleştirmesini bekliyordum. Kolilerin sadece yarısını yerleştirebilmiştim, iki gündür evden çıkmıyordum ve sandviç yemekten içim kurumak üzereydi. Yemek pişirme konusunda pek fena olduğumu söyleyemezdim, sadece alışveriş yapacak vaktim olmamıştı. Boş vakitlerimi, kurslara giderek değerlendirmeyi sevdiğimden yemek, pasta ve seramik yapmayı öğrenmiştim. Sanırım öğrenemediğim tek şey mimarlıktı… Nasıl olur da tek ders yüzünden iki senedir mezun olamazdım? Bunu düşündükçe duvarları yumruklamak istiyordum. Duvar demişken… Yan komşumdan gelen sesler aniden kesilmişti. Abilerinin yaptığı sert ve küfür içerikli konuşmayı duymuştum, işe yaramış gibi görünüyordu. “Beni duyuyor musun, Cemre?” Telefonun hoparlöründen yükselen ses beni kendime getirdiğinde tüm dikkatimi ona çevirdim. Erkek arkadaşım yardım etmek yerine, nasıl daha sistematik koli açabileceğim konusunda beni yönlendirmeyi tercih etmişti. Benimse öneriye değil, kas gücüne ihtiyacım vardı. Ne yazık ki sözlü olarak yardım istemeyecek kadar gururluydum. “Duyuyorum.” Sesim bezgin çıkıyordu. İlk başlarda birbirine seven ve eğlenen iki insandık, şimdi ise sadece tahammül ediyormuşuz gibi hissediyordum. Özellikle de son birkaç haftadır o kadar ilgisiz ve uzaktı ki neredeyse varlığını bile unutacaktım. Uzatmaları oynadığımızı biliyordum. “Artık kapatsam iyi olacak, çok açım ve hiçbir şeye odaklanamıyorum.” Midemden gelen gurultular beni onayladı. “Kendini aç bırakma. Çıkıp yiyecek bir şeyler al.” Gece yarısıydı. Bilmediğim bir mahallede, bu saatte dışarı çıkmak bana pek güvenli görünmüyordu. Bir yanım, aptal gibi yardım teklif etmesini beklediği için kendime kızdım. Bizim sorunumuz buydu. Benim ne zaman yardıma ihtiyacım olsa o ortalıkta olmuyordu. Yine de sadece onayladığıma dair bir şeyler geveledim ve telefonu kapattım. Birkaç lambanın aydınlattığı sokağa baktığımda gördüğüm tek şey, az önce uğradığım hayal kırıklığının kırıntıları ve ışıkları söndürülmüş bakkaldı. Bu saatte açık olmaması beni şaşırtmadı. Sipariş verebileceğim herhangi bir restoran da görünmüyordu. Bu kadar tenha bir apartmanı nereden bulmuştum acaba? Yarın bir bilet alıp annemlerin yanına dönme fikri ilk kez bu kadar cazip geliyordu. Yapayalnızdım. Arkadaşlarım mezun olmuş, çalışmaya başlamıştı. Hatta birkaçı evlenmişti. Ben ise burada durmuş, açlıktan guruldayan midem ve dolmuş gözlerimle hayata tutunmaya çalışıyordum. Üstelik o kuru sandviçlerim de bitmişti. Evde bulunan tek şey suydu. O da çeşme suyu. Derin bir nefes aldım. Bir işarete ihtiyacım vardı. Her şeyin iyi olacağına, yoluna gireceğine dair bir işarete… Yoksa kafayı yiyecektim. Bunca tersliğin içinden çıkmak mümkün müydü? Gözlerimi kapatıp, gecenin sessizliğini dinlerken sanki iç sesimi duyabiliyormuş gibi biri konuştu. O kadar beklenmedikti ki yerimden sıçrarken çığlık atmamak için kendimi tuttum. “Pardon.” Sesin sahibini bulmak için etrafı inceledim. “Buradayım. Yan balkonda.” Başımı çevirdiğimde buraya uzanmaya çalışan o kafayla karşılaştım. İki gün önceki tanıdık yeşil gözler tam karşımdaydı. Balkonun cılız ışığı esmer yüzünü aydınlatıyordu. Köşeli çenesi, kirli sakalları ve hafif yamuk burnuyla oldukça hırçın görünüyordu. Yine de sesini kontrol etmeye ve kibar olmaya çalıştığının fark etmiştim. “Sapık falan olduğumu düşünmeni istemem ama… Telefon konuşmanıza kulak misafiri oldum.” Harika. Ne kadar acınası bir halde olduğumu ve umutsuz ilişkimi bir kişi daha öğrenmişti. Demek bu yüzden kibar olmaya çalışıyordu, bana üzüldüğü için. “Dinlediğin için sana kızardım ama inan hiç enerjim yok. Ne istiyorsun?” Onu terslemiyordum, aksine ses tonum pes etmek üzereymişim gibi çıkıyordu. Bir yabancıya böyle savunmasız tarafımı gösterdiğim için kendime kızmayı başka bir vakte erteledim. “Eğer alışveriş yapmak istersen… Aşağıdaki bakkal benim. Açabilirim.” Adını bile sormayı akıl etmediğim bu adamın, gözümde nasıl göründüğünü bilemezdiniz. Aniden…