Giriş
Yazar: Aleyna Daşkıran

Hayatımın en kötü gününü yaşıyordum. En azından böyle olduğunu sanıyordum. İki yıldır üniversite son sınıftım. Lanet olası proje dersini veremiyordum. Yurttan da kibarca çıkartılmış ve apar topar taşınmak zorunda kalmıştım. Hem de ara sokakta, oldukça köhne gözüken bir apartmana çünkü bulabildiğim tek daire buydu. Babam bu durumu gayet olgunlukla karşılamıştı ancak annem… Bu yıl da okulu bitirememe ihtimaline karşın düğünümü planlıyordu. En yakın arkadaşının sümsük oğluyla… Asla ama asla bu hayali gerçekleşmeyecekti. Onunla evlenmektense karşıdaki bakkalla evlenmeyi tercih ederdim. Neyse ki ebeveynlerim dünyanın bir ucundaydı ve şu anki kahrolmuş, kaybolmuş ve yorgunluktan bezmiş halimi göremiyorlardı. Yoksa tek kızlarına kıyamayacaklarından emindim. Duvardan gelen gümbürtü sayesinde düşüncelerimden sıyrıldım ve dört bir yanı koliyle çevrili salonumla bakışmayı kestim. İki gündür bu dairedeydim ve özellikle geceleri komşumdan inanılmaz sesler geliyordu. Bir insana ait olamayacak sesler. Bağırışlar, anırmalar, korkunç kahkahalar. Ayrıca hepsi farklı tonlardaydı. Kim yaşıyordu yanda? Elphaba’nın kayıp torunları falan mı? Zaten her şey kötü giderken, zihnim bana bütün yıl bu seslerle hayatta kalamayacağıma dair tonlarca görüntü sunmaya başladı. Hepsinde uyuyamıyor, bu yüzden hiçbir projeyi yapamıyor ya da yorgunluktan bayıldığım için o derse yine geç kalıyordum. Ellerimin arasındaki başımı kaldırdım ve çığlık atma isteğimi bastırmaya çalıştım. Hoş, şu an çığlık atsam da yandaki ahır yüzünden fark edileceğini sanmıyordum. Yalnız ve huzur dolu hayatım ne zaman bu noktaya gelmişti ki? Durun cevap vereyim: Mimarlık fakültesini seçip, annemlerle yurt dışına yerleşmeyi reddettiğimde… Onların kanatlarının altında olmak istemiyor, artık bir birey olduğumu özellikle de kendime kanıtlama ihtiyacı duyuyordum. Ancak anlaşılan o ki, birey olmayı pek de başaramıyordum. Yetişkin olmak en az o maket binaları yapmak kadar zordu. Yaklaşık yarım saat daha yandan gelen gürültüye ve beynimi birer fare gibi kemiren düşüncelere katlandım. İlk günlerden uyumsuz komşu olmak istemiyordum. Belki de sadece birkaç gün böyle olacaktı, misafirleri olabilirdi. Kendimi sakinleştirmek için birkaç derin nefes aldım. Her şey normal, her şey normal. “Sadece kötü bir gün.” Ayağa kalkıp önümdeki kolileri tekme atarak uzaklaştırdım. “Ya da kötü bir yıl ama kötü bir hayat değil.” Sol tarafımdaki kötü yanım sanki bu anı bekliyormuş gibi saldırıya hazırlandı. Ellerini sıvazladığını görebiliyordum. Nedense son günlerde fazla mesai yapıyordu. Nereden biliyorsun? Ya bu sene de dersi veremezsen? Annen çıldıracak. Tüm hayatımı insanların ne diyeceğini düşünerek yaşamak istemiyordum. Ayrıca babam, annemi sakinleştirirdi. “Denyolar!” Duvarlara çarparak beni bulan ses karşısında gözlerim dehşetle açıldı. İlk başta birinin gerçekten bana cevap verdiğini düşünecek kadar kötü bir durumdaydım. Fakat konuşma devam ettiğinde, sesin çılgın komşularımdan geldiğini anladım. Bu beni rahatlatmadı, aksine yürüyen bir alev topu gibi hissediyordum ve kesinlikle bu gece birileri gazabıma uğrayacaktı. “Size küfür de edemiyorum ki! Ananız benim anam, babanız benim babam!” Cümleler daha sonra anlaşılmaz bir uğultuya dönüştüğünde, neredeyse sağ gözüm seğiriyordu. Çok fazla sorunum vardı. Yirmi üç yıllık hayatımda belki de ilk kez stresten iştahım kesilmiş, uykularım kaçmış, gelecek kaygısı bir karabatak gibi beni içine çekmişti. Yeni bir sorun istemiyordum. Hatta gidip yan evdekileri boğazlamak istiyordum. Neden yapmıyordum ki? Hışımla yerimden kalkıp kapıyı açtım. O kadar köşeye sıkışmış hissediyordum ki, sıktığım yumruklarım yüzümden eklemlerim acımıştı. Hatta ayağımda terlik olmadığını bile zile bastığımda fark etmiştim. Hayır, normalde böyle biri değildim. Hatırladığım son huzurlu günlerimde gülen, neşeli ve hayata iyimser bakan biriydim. Eminim bu durumda olmasam, komşularımın büyük baş hayvan beslemesi bile beni rahatsız etmezdi. Sadece her şey üst üste gelmişti ve uygulama dersinden sinirim…