ALIS
Yazar: Emre Şimşek

Şehre adımını attı. Durdu ve karşıya baktı. Yavaşça geriye döndü. Gözlerinin önünden duvar kalktı ve yıkılmış binalar, çarpık çurpuk sokaklar, yerde yatan ölü insanlar, durmadan kavga eden insanlar puslu bir dumanın içindeydi. Arkasında Tora'yı gördü. Pazar yerindeki karmaşıklığı, oradaki bağırışları, ortada gezen insanları ve birbirinden bir şey alanları... Onun arkasında Terk köyünü, orada yaşadığı hayatı... Annesini ve babasını, hayvanları, oturduğu kayasını... Dağın bilinmezliğini ve denizin, dalgaların amansızca korkutuculuğunu gördü. Tekrar Alıs şehrine döndü. Kafası dönmeye başladı. Kusursuz bir düzen vardı. Her şey hizalı ve renk renkti. Yapılar çok düzgün yapılmış ve hizalanmıştı. Her şey çok parlak gözüküyordu. Yerler, hepsi birbirine benzeyen taşlarla örülmüştü. İnsanlar ortalıkta geziyor, hepsi çok mutlu gibi görünüyordu. Ruem bir türlü adım atamadı. Ayakları onu geriye doğru çekiyordu. Ama o, hâlâ orada durup her şeyi inceliyordu. Bu kadar düzeni ilk defa görüyorum. İlk adımını attı. Karın kasları kasılıyordu. Durdu, tekrar baktı. İnceledi. Derin bir nefes alırken bir yandan da omuzlarını kaldırdı. Nefesini ağzından verirken omuzlarını indirdi. Alıs sokaklarında yürüyordu artık. Durmadan etrafa bakıyor, durup inceliyordu. Evlerin dışı pürüzsüz duruyordu. Çoğu yerden renkli renkli çiçekler sarkmıştı. Sanki her şey yeni gibiydi. Yanından çocuklar, adamlar geçiyor ama onları duymuyordu. Dümdüz dizilmiş taşlara bakarak ilerledi. Bayağı içerilere doğru ilerledikçe karnından gelen sesle durdu. Etrafına bakmaya başladı. Yanından geçen, duran insanlar onu süzüyor, bazıları ona dik dik bakıyordu. Acıktım. O hâlimi hatırlamak bile istemiyorum. Etrafını dikkatlice süzmeye başladı. İnsanlar evlere girip çıkıyor, oralardan bir şeyler alıyordu. Neden evlerin içi hep farklı farklı? Hepsine bakınarak yürürken olayı çözdü. Karşıdan gelen ve ona dik dik bakan adamın kolundan tuttu. "Karnım aç," dedi. Adam şaşırmış ve korkmuş bir şekilde yüzüne baktı. Önce kaçmaya çalıştı ama tek yapabildiği, tutulduğu kolundan üst tarafını geriye doğru eğmek oldu. "Bırak beni pis varoş! Üstümü pisletiyorsun. Seni askerlere şikâyet edeceğim!" Ruem elini gevşetti. Adam hemen kolunu sertçe çekerek, bir yandan da kolunu çırparak hızla uzaklaştı. Durdu ve geri dönüp, "Seni şikâyet edeceğim pislik, burada varoşlara yer yok!" diyerek bağırdı. Ruem, bütün gözlerin üzerinde olduğuna aldırmadan, yüzünde hiçbir belirti olmadan yürüyordu. Gözü içeride oturmuş bir şeyler yiyen insanlara takıldı. Karnımı doyurabileceğim bir yer. Adımlarını o tarafa yöneltti. İçeri girdiğinde yemek yiyen herkes, bazılarının ağzında ekmekle Ruem'e bakakalmıştı. Herkes donmuştu. İçeriden adamın biri koşarak üstüne doğru geldi ve yavaşladı. "Çık dışarı!" diye bağırdı. "Yemek ye-" Adam onu göğsündeki kıyafetten tutup dışarıya doğru fırlatmaya çalıştı ama Ruem pek yerinden kıpırdamamış gibi duruyordu; adam onu ancak bir iki adım itebilmişti. Adamın yüzünü korku kapladı. İçeride yemek yiyen kadının biri çığlık attı. Ruem, "Karnım aç. Yem-" diye mırıldandı. "Çık dışarı, sana yemek falan yok! İnsanları korkutuyorsun, git başkasından iste!" Ruem soğuk bakışlarını adamdan ayırdı ve içerideki her şeyi şöyle bir süzdü. Arkasına döndü ve çıktı. İleride oturacak bir bank vardı. Oturup orayı izlemeye başladı. İnsanlar çok garip davranıyor. Ben bir tehdit oluşturmuyorum. Tehdit oluşturacak şekilde hareketler de yapmıyorum ama bu yaşadıklarım anlamsız. Çıktığı yere bakınca insanlar hâlâ korkmuş bir şekilde ona bakıyorlardı. Kalktı ve yürümeye başladı. Bu kadar düzenin içinde ben bir kusur muyum? Düşünürken ağzını fark etmeden açmıştı; ‘’Bir kusur varsa korkulur ve ona farklı bir şekilde davranılır.’’ İlerledikçe kafasını kendi kendini onaylarcasına, belli belirsiz sallıyordu. Durdu ve gözleri kısıldı. ‘’Şimdi oldu.’’ Başka yemek yenen bir yer buldu ve cebinden on Akra çıkardı. Yemek yenen yere girerken aynı olaylar yaşanıyordu. Bu sefer karşısındaki adam "Çık dışarı!" diye bağırıyordu. Ruem elin…