Varlık Paradigması

YOLCULUK

Yazar:

Varlık Paradigması – Emre Şimşek kitap kapağı
Varlık Paradigması – Emre Şimşek kitap kapağı

Ruem köyden biraz uzaklaştıktan sonra durdu. Arkasına dönmedi ama ileriye de gitmedi. Rüzgâr havada toz parçalarını uçuşturuyor. Kıyafetlerinin savrulmasına neden oluyordu. Baktığı taraf da sadece havanın titreştiğini gördü. Bekledi. ‘’Bu köy…’’ diye başladı ama geri kalan cümleler ağzının içinde kayboldu. İki ayağına yanlara doğru kaldırıp eşeğe hızla vurdu. "Deh!" dedi. Eşek bir anda yırtıcı bir hayvandan kaçar gibi koşmaya başladı. Bir daha köy artık onun için bitmiş olarak arkasına bile bakmadan sürdü. Köyden çıktıktan sonra dağda gördüğü yeşilliğin burada belirtisi yoktu. Sıcak toprağı sanki yakıyordu. Ruem durmadan eliyle alnını siliyor sıcak onu kavuruyordu. Bazı yerlerde kocaman delikler vardı. Ortaya doğru çukurlaşıyor ve farklı farklı boyutlarda uzanıyorlardı. Bazıları yakın, bazıları uzaktı. Normalde topraktan başka bir şey olmayan bu düzlüklerde, o çukurların yanında tek tük renkli çiçekler açmıştı. Birinde durup çukurun içine girdi. Toprağı eline aldı. Avuç içinin içinde gezen toz parçaları derisini yaktığı gibi geri bıraktı. Bu… Kolunu diğer eliyle tuttu. Tekrar aldı. Yine kolunu tuttu. Bu sefer bırakmadı. Yumruk yaptığı elini kendine doğru çevirdi. Göğsü daha hızlı inip kalkmaya başladı. Kaşlarını çattı. Toprağı tuttuğu eli titremeye başladı. Elim… Elim uyuşuyor sanki… Hemen bıraktı. Diğer eliyle avuç içini temizledi. Bu normal değildi. Toz zerreleri koluna bu yükü verebilmeleri Ruem’in kafasının içindeki dünyadan bile çok farklıydı. Üstünde düşünebileceği hiçbir şey yoktu. Dikkati çiçeklere doğru kaydı. Çiçeklerden birini tam başladığı yerin altından tutarak kopardı. Düz kaldırarak toprağın içinden çıkan kısmını tam iki gözünün arasına, ağzından üflediği zaman yaprakları sallanacağı yakınlıkta, göz hizasına getirdi. Çiçeğin kökü yoktu. Alt dudağını yukarı doğru büktü. Dağda o kadar çiçek kopardım, hiçbirinin köksüz olduğunu görmedim. Çukurun içinden çıktı. Yüzünü çıktığı çukura doğru döndü. Çukurun o ortaya doğru daralan orta yerinden kafasını düz tutacak şekilde kaldırdı. Kıpırdamadan boynu dönmeyi reddedecek şekilde ilk sola sonra sağa çevirdi. Ellerini ikisini birbirine vurarak çırptı. Ruem’in merakı köyden adım attığı anda daha da kabarmaya devam etti. Bir müddet daha arkasında bıraktığı yeri sorgulayarak gittikten sonra artık toprak değişmeye başladı ve yeşillikler de çoğaldı. Buraların havası daha temiz gibi derinden bir nefes aldı. Hava kararmaya başladığında ileride ışıklar gözüktü. Yaklaştıkça oranın Terk'ten daha büyük bir yer olduğu belliydi. Hava tamamen karardı. Ruem korkmak yerine dışarıya dair hiçbir şey bilmemesi onu daha da içine çekti. Köye yaklaştı. Kendi köyünde bile sadece annesi, babası ve doğayla muhabbet etmiş, başkalarıyla fazla konuşmamıştı. Elini yumruk yaptı. Kafasını hafiften aşağı eğerek yumruğu ağzına götürdü. Boğazından arka arkaya hırıltı sesi çıkardı. Terk’i terk ettiğinden beri hiçbir şey yemedi ve vücudu sallanıyordu. Açlık onun en son düşünebileceği bir durumdaydı. Terk’in dışına çıkması cahil birinin dünyayı keşfetmesi değil, dünyası sandığı yerin ne kadar ufak olduğunu kavramasıydı. Köyün ortasına vardığında ise, karşısında; orta yaşlarda, cüsseli, kolları kararmış, kaşları kalın, saçı orta uzunlukta bir erkek, elinde bir ucu demirden ve Ruem’e en yakın yeri, kenarları keskin, küçük bir iki taraflı bıçağa benzer, arkası pürüzsüz bir uzun odundan bir şeyi Ruem’e doğrultmuş halde duruyordu. "Kimsin sen?" "Kim miyim ben?" "Evet, kimsin? Hırsızlık mı yapmaya geldin? Haydut musun yoksa kaçak mı? Hemen in o eşeğin üzerinden!" "Onlar ne demek. Ben Terk köyünden geliyorum, ismim Ruem." "Hemen in o eşeğin üstünden ve ellerini havaya kaldır!" Ruem, adamın hareketlerini, yüzündeki gerginliği, kaşlarındaki çatıklığı, sesindeki titreşimleri ve gözlerindeki korkuyu gördü. Bunu hayvanlarda çok gördüğü için hele ki köpeklerde, saldırma pozisyonuna geçip kilitlenen ve her an tetikte olan bir köpekte. Isırmanı istemediğinden adamın dediklerini yaptı ve sakince eşekten indi, ellerini havaya…

Bölümün tamamını WritePad'de oku