Varlık Paradigması

GEÇMEYEN GEÇMİŞ

Yazar:

Varlık Paradigması – Emre Şimşek kitap kapağı
Varlık Paradigması – Emre Şimşek kitap kapağı

Ruem uyandığında Anestesia kapıda onu bekliyordu. Ruem yaşadıklarını hâlâ sorguluyordu. "Prensesimiz sizi bekliyor," dedi Anestesia. Fayen balkondan dışarıyı izliyordu. Ruem yanına vardı. "İyi misin?" diye merakla sordu. "Garip bir şekilde iyiyim." "Ne olduğunu bilmek istiyorum." "Emin değilim. Kafam çok karışık." "Bana anlatmak zorundasın," diye diretti. "Sanırım rüya gördüm." "Sana anlatmanı emrediyorum. Bu yeterli oldu mu?" Ruem ondan uzaklaşıp kollarını dirseklerine kadar balkon korkuluğuna yasladı. "Bilmiyorum Fayen. Hiç görmediğim bir şey gördüm. Uyandığımda hiçbir şeyim yoktu." Fayen de aynı pozisyonu aldı. "Yaralanmadığın için çok rahatladım. Ama bunun bedelini kesinlikle ödeteceğim." "Gerçek mi onu bile bilmiyorum." "Anlat. Ne gördün? Belki bulmamıza yardımcı olur." Ruem hatırlamak için zihninde canlandırmaya çalıştı: o ortamı, önündeki farklı bir kolu olan insanı, o basık kokuyu. Hafif bir esintiyle gelen koku onu zihninden çıkardı. Fayen'in kokusuydu bu. "Kokun! İyi kokuyor." Fayen'in yüzüne düşen güneş ışığı, derisindeki kızarıklığı tüm çıplaklığıyla ortaya çıkardı. "Kimse…" Boğazını temizledi. "Bir prensese direkt bu şekilde konuşmak senden başkasının harcı değil." Saçlarını kulaklarının arkasına attı. "Konumuza dönelim. Tarif ediyordun." "Bir insan… kolu farklı bir şeydi. Sanki bir hayvanla insan birleştirilmiş gibiydi." "Nasıl?" "Bilmiyorum. Sanki iple birbirine tutturulmuş, ama o kol ölümüne sebep olmuş gibi duruyordu. Aşılanmış bir ağaca benziyordu." Fayen sağ kolunu sol eliyle tuttu. Ruem bunu fark edince, "Sana… hmmm… bunu dediğimde bana canisin demiştin. Böyle bir şey yoksa böyle şeyler yapılıyor demek ki," dedi. Fayen derin bir iç çekti. "Bu dünya hakkında hiç bir haberin yok. Keşke hepimiz senin kadar saf olabilseydik." "Daha tam toparlayamadım. Biraz daha dinlenmem gerek," diyerek Ruem uzaklaştı. *** Mensonge artık durmadan tetikte geziyordu. O kadın tehlikeliydi. Ama o günden sonra bir daha karşılaşmamışlardı. Bu yer, içinde kalan herkesi zamanla çürütüyordu; buradaki ruhlar kaybolamıyordu bile. Her şey acı çekmeye mahkûm edilmişti. Mensonge, bu topraklara farklı birinin adım attığını çoktan sezmişti. Karşısına sağlam bir adam geliyordu. Omzuna çarpıp üzerini saniyeliğine araştırdı adam temizdi ama kasları sağlamdı. "Buralardan değilsin, ihtiyar." "Evet, değilim." "Fazla dolanma. Tekin yerler değil buralar," diyerek adamı durdurdu. Mensonge adama karşı garip bir çekim hissetti. "Burada senin gibi biri ne geziyor?" "Oğlumu aramaya geldim. En son Alıs'a doğru yola çıkmış." "Oğlun kim senin?" "Ruem. Bırak da gideyim." Mensonge şaşırmıştı. Bu ölüm çukuruna, Ruem'in ardından babası da adım basmıştı. Oğlu ve babası. Tanrıya karşı ne suç işlediniz de buralara ayak bastınız? Ruem bakışlarını babasından hiç ayırmamıştı. "Ruem'e benziyorsun," dedi Mensonge. Osman iki eliyle birden onun elini sertçe kavradı. "Oğlumu tanıyor musun? Nerede olduğunu söyle." "Gel benimle ihtiyar. Burası konuşulacak yer değil." Mensonge sokaklardan su gibi aktı; Osman'ın bedeni tam yetişemese de ona ayak uydurdu. Dökülmüş duvarlardan, camsız pencerelerden, kapısız evlerin arasından geçtiler. Sonunda durdular. Mensonge, Osman'ın kendine denk olabileceğini görünce sezgilerini açık tuttu. Osman nefes nefese kalmıştı. "Bana yetişebileceğini tahmin etmemiştim." Osman koşmaktan bitkin düşmüş bedenini nefesini kontrol ederek toparlamaya çalışıyordu. "Neden… Huh… Neden bir şeyden…" zorla yutkundu, "kaçar gibi koştuk?" Mensonge, Osman'a güvenmiyordu. Akşamın çökmüş karanlığıyla birleşecek kadar yanmış bir yüzü, yıllarca ağır iş tutmuş gibi sertleşmiş nasırlı parmakları vardı. "Kısık sesle konuş ihtiyar. Yoksa ölmeyeceğinin garantisini veremem." Osman artık daha rahat soluyabiliyordu; bedenini saran uyuşukluk geçmişti. "Oğlumu tanıyorsun." "Az çok. Merak etme, oğlun güvende bir yerde. Sessiz ol." Onlar farkında olmasa da zaman durmadan akıyordu. Osman nasıl sessiz kalınacağını biliyordu. Mensonge bütün dikkatini verse de asıl tehlikenin dışarıd…

Bölümün tamamını WritePad'de oku