Varlık Paradigması

DOĞA VE İNSAN

Yazar:

Varlık Paradigması – Emre Şimşek kitap kapağı
Varlık Paradigması – Emre Şimşek kitap kapağı

Ruem adımlarını yere sağlam basıyordu. Gözleri bir kartal gibi etrafı kesintisiz süzüyor, bedeninde en ufak bir titreme dahi olmuyordu. Bu varoşların her santimini gezmeye, her harabe evin önünden geçmeye kararlıydı. Sol alt penceresi tahtayla yamanmış, üst tarafı çökmek üzere olan bir evin karanlık kapısından dışarı bir kol sarkıyordu. Dirsek kısmı duvarın arkasında kalmıştı. Ruem adımlarını yavaşlattı. Kapının tam önünde durduğunda gözbebekleri karanlığa odaklanmak için hafifçe büyüdü. İçeride herhangi bir tehdit olmadığını anlayınca bakışlarını yere doğru sarkan o uzva indirdi. Dirsekten sonrası yoktu; koparılmıştı. Hafifçe eğildi. Kolu tam ortasından kavradı ama yerinden hiç oynatmadan hemen bıraktı. Deri kaybolmuş, kemikler beyazla siyah arası bir renk almıştı. Ruem kendi sağ elini, o cansız elin durduğu açıya göre ayarlayıp döndürdü. Kendi elini tam açık bir şekilde göz hizasına kaldırdı. Zihni, karşısındaki o çürük uzvu sırasıyla parçalara ayırıyordu. Gözleri ilk olarak sol uca kaydı. Ufak bir kemikti. Sağ tarafı tuttuğu o uzun kemiğe bağlanıyor, yuvarlak bir şekil alıyordu. Sol tarafı ise içe doğruydu; sanki başka bir şey oraya oturtulacakmış gibi oyuktu. İncelediği ana kemik uzundu. Hemen yanında, aynı uzunlukta ikinci bir kemik daha vardı ve aralarındaki boşluk tam parmakların girebileceği kadar açıktı. Bu iki uzun kemiğin sağ ucunda ufak yapılı iki küçük kemik, onların devamında da bu kemiklere bağlanan beş küçük kemik daha sıralanmıştı. Bu beşli gruptan sonra, kısalı uzunlu beş kemik daha geliyordu. Sonra biraz daha kısa bir beşli grup... Ve en uçta yine daha kısa kemikler vardı ama bunlar beş değil, dört taneydi. Parmaklardan birinde o son kemik eksikti. Ruem kendi sağ elinin içini yüzüne doğru yaklaştırdı. Yumruk yaptı ve yavaşça açtı. Kolunu ileri doğru uzatıp elini ters çevirdi. Başparmağını dört kere oynattı. Teşhisi koymuştu: Bu, bir insan elinin kemik dizilimiydi. Kendi elini bir süre o kopuk elin hizasında öylece tuttu, iki yapıyı kafasında eşleştirdi. Sonra, kapıdan öne doğru adımını attı ve sağ tarafa yönelerek yoluna devam etti. O sokaklarda sessiz bir gölge gibi ilerlerken, yıkıntıların arasında dönüp duran o hastalıklı yaşama tanık oluyordu. Yerde can çekişen insanların hırıltıları, yankılanan öksürük krizleri ve uzaktan gelen boğuk çığlıklar birbirine karışıyordu. Alıs'ın bu karanlık çukurunda da kusurlu bir yaşam döngüsü dönüyordu. Birçok sokağı adımladıktan sonra, dar bir sokağı döndüğü an tiz bir ağlama sesi duydu. Sesin kaynağına doğru ilerledi. Taş bir duvarın dibinde, çamurun ortasında anadan doğma, çırılçıplak bir bebek yatıyordu. Çaresiz, savunmasız ve tamamen terk edilmişti. Ruem adımlarını durdurup bebeğin önüne çömeldi. Çocuğun yanaklarından aşağı süzülen yaşlar, toprağa karışıp başının yan taraflarını tamamen ıslatmıştı. Gözlerindeki o hissiz ifadeyle, yerde debelenen bu küçük bedeni inceledi. Zihni anında doğadaki karşılığını buldu: Bazı hayvanlar da tehlike anında hayatta kalabilmek için yavrularını reddeder veya arkalarında bırakıp kaçmak zorunda kalırdı. Hiçbir duygu belirtisi göstermeden yavaşça doğruldu. Bebeğe son bir kez bile bakmadan arkasını döndü ve yoluna devam etti. Varoşların derinliklerine indikçe, insan kalabalığının azaldığı, tamamen harabeye dönmüş evleri incelemeye başladı. Rastgele gördüğü her kapıdan içeri giriyor, kafasını sağdan sola, soldan sağa çevirerek yapıları zihnine kaydediyordu. Çoğu evin iç planı birbirinden farklıydı. Nihayet, sokağın sonundaki iki katlı, üst kısmı büyük ölçüde çökmüş bir evin önünde durdu. Evi dışarıdan, en tepesinden temeline kadar dikkatle süzdü. Ardından gözlerini kapattı. Derin bir nefes alıp ciğerlerinde tuttu ve tam yirmi beş saniye boyunca en ufak bir kasını bile kıpırdatmadan etraftaki sesleri dinledi. Emin olmak için evin etrafındaki diğer binaları ve bağlanan dar sokakları bir kez daha turlayıp kontrol etti. Evet, bu ev en idealiydi. Karanlık kapıdan içeri adımını attı. Girişin hemen karşısında kör bir duvar yükseliyordu. Sol ta…

Bölümün tamamını WritePad'de oku