TERK'İN SESSİZLİĞİ
Yazar: Emre Şimşek

Kirvo’nun sesi evrenin her zerresinde yankılandı. ‘’Beyaz her şeyi yansıtandır.’’ Ovrik’in sesi zerrelerden çıkıp yankı verdi. ‘’Siyah her şeyi soğurandır.’’ Pato ikisinin ortasından daha yükseğe seslendi. ‘’Her şey dengedir.’’ *** Sert rüzgârların bol estiği, dağların hafiften yeşile çaldığı ve ağaçlarla bezendiği, ancak dağ bitiminden sonra çöl gibi kurak bir havanın hâkim olduğu bir coğrafyada Terk köyü tüm yalnızlığıyla boy gösteriyordu. Gece mışıl mışıl uyuyan Ruem bağırış seslerine uyandı. Ne olduğunu bilmeden annesinin peşinden oda atladı. Ay yeryüzünü beyaz ışıklarıyla gösterirken babası Osman’ın ineklerin olduğu ahıra doğru elinde meşaleyle koştuğunu gördü. ‘’Anneee.’’ Dönüp bakmadı bile annesi. Peşinden koşarak gitti. Kurtların uluma sesi tüylerinin diken diken olmasına neden oldu. ‘’Anneeee. Lütfen korkuyorum’’ Haykırışları annesine ulaşmıyordu sanki. Vardığında babası karşısına kurt sürüsünü almış yaklaştırmıyordu. Annesi de arkasında durmuş bağırarak uzaklaştırmaya çalışıyordu. Gece aydınlıkta olsa tam seçemedi. Onlara doğru koşarken görmedikleri yan taraftan bir kurt annesinin tam sağ kolun dan kaparak yere yıktı. Kan akmıştı ve kurt Furya’nın tepesinde kolunu parçalamak için asılıyordu. Annesi çığlık çığlığa kaldı. ‘’Anneğğğ…’’ diye ağlayarak onu kurtarmaya koştu. Varamadan kurdun ensesine bir balta indiren babası bir anda yarıya kadar boynundan ikiye böldü. Depik vurarak kurdu kenara fırlattı. Furya’yı kaldırdı. Annesinin kolları önünde duruyordu Ruem tam göremedi. Yanlarına vardığında annesinin bacağına sarıldı. Gözyaşları içinde bilmeden ağlıyordu. Furya Ruem’e hiç bakmadı. Babası Osman aceleyle başını severek ‘’Bir şey yok oğlum, korkma.’’ Dedikten sonra kurtlarla cebelleşmeye başladı. Ruem eteğinden çekiştirerek ‘’Anne, anne iyi misin?’’ Furya sağ eliyle ruem’i alnından geri sert bir şekilde ittirdi. Furyanın kolu kanlar içinde olsa da hiçbir yara yoktu. Annesi de acı çekmiyordu. Ruem annesinin onu itişine bakakaldı. Osman hayvanları kovaladıktan sonra annesinin yanına gelerek yüzünde tatminsiz bir ifadeyle Furya’nın elinden tutarak kaldırıp koluna baktı. Derisi kapalı ve hiçbir açıklık olmadan babası kanların olduğu bölgeyi diğer eliyle temizledi ve okşadı. ‘’Neden dikkat etmiyorsun. Kaç defa konuştuk. Neden ölümünü hızlandırmaya çalışıyorsun.’’ Furya elini hızlıca çekti. ‘’Önemli mi?’’ diyerek Ruem’e bile bakmadan evin yolunu tuttu. Ruem ne yapacağını bilmeden bu iki insanın ne yaptığını anlamlandıramadı. Osman Ruem’in önünde ucundan kanlar akan baltasıyla torağa çöktü. ‘’Oğlum, merak etme ben hep yanında olacağım. Sende eve git artık. Ruem babasının sözünü dinleyerek geri döndü. Eve girdiğinde annesi mutfaktaki sandalyeye oturmuş hıçkırıklar içerisindeydi. Ruem annesinin ağlamasına istemsizce onu teselli etmek için yanaştı. Elini omzuna sessizce koydu. Annesi avucuyla kapattığı yüzünü açıp Ruem’e baktı. Kurtlarda göstermediği dehşet bakışını Ruem’e attı. Anlık olarak gövdesinden Ruem’in arkaya düşeceği şekilde ittirdi. ‘’Sen… Sen bu dünyada olmaması gereken bir şeysin.’’ Ruem ne olduğunu anlayamadan sırt üstü düştü. Annesine yanaşamadı. Kalktı ve odasının sessizliğine gitti. Yıllar geçip artık Ruem daha bilinçli olmaya başladığında dağda bir kayaya oturmuş olan Ruem, elindeki tavşana keskin gözlerle baktı, elleriyle hayvanın ağzına, gözüne, kulaklarına dokundu ve her tarafını dikkatle kontrol etti. Bu da bizim gibi hareket eden bir şey. Bizimle bunun ne farkı var ki? Bir yandan da parmak uçlarıyla tavşanın göğsünde çok hızlı atan kalbini hissetti. ‘’Öldürmezsem...’’ Neden bu hayvanlar bizim gibi düşünemiyor ki? Sonuçta onlar da bizim gibi hareket edebiliyor. Ama bizden farklı özellikleri var. Daha hızlı daha çevikler. Ama konuşamıyorlar. Son kez tavşanın gözlerine baktı ve bıçağı tereddüt etmeden hayvanın boğazına sapladı. O an içinde beliren tuhaf bir huzursuzluk üzüntüden değil, bilginin eksikliğindendi. Çünkü o an, parmaklarının altındaki o hızlı kalp atışını artık hissetmedi. Bunun ne anlama geldiği…