Bölüm 4
Yazar: Büşra

Onun gerçeği öğrenmesinden korkuyordu. Lina bunu gördüğü an, bileğindeki acıyı unuttu. Çünkü ilk kez üstün olan taraf kendisiydi. Karşısındaki adamı ilk kez hazırlıksız yakalamıştı. Salondaki herkes başını eğmişti. Kimse nefes almaya cesaret edemiyordu. Çocuk ise hâlâ bileğini bırakmamıştı. Parmaklarının arasındaki baskı her saniye biraz daha artıyordu. Lina gözlerini onunkilerden ayırmadı. “Canımı acıtıyorsun.” Sesi sakindi. Şikâyet eder gibi değil… Hatırlatır gibiydi. Çocuk bir anlığına duraksadı. Sonra sanki elinin orada olduğunu yeni fark etmiş gibi parmaklarını geri çekti. Bir adım geri gitti. Bu hareket, salondakileri şaşırttı. Lina bunu fark etti. Demek ki… Normalde geri çekilen biri değildi. “İlginç.” Çocuk kaşlarını hafifçe çattı. “Ne?” “Az önce özür diledin.” “Hayır.” “Dilinle değil.” Lina başını hafifçe yana eğdi. “Ama ettin.” Çocuğun bakışları sertleşti. “Her hareket konuşur.” Bu cümle ağzından çıkar çıkmaz salondaki yaşlı adam gözlerini kapattı. Sanki duyulmaması gereken bir şey söylenmişti. Lina bunu kaçırmadı. “Demek sen de bazen istemeden konuşuyorsun.” Çocuk cevap vermedi. Sessizlik uzadı. Sonra yaşlı adam öne çıktı. “Efendim…” Çocuk başını bile çevirmedi. “Çıkın.” Tek kelime. Salondaki herkes aynı anda eğildi. Hiçbiri nedenini sormadı. Hiçbiri gecikmedi. Birkaç saniye içinde koskoca salon boşalmıştı. Geriye yalnızca ikisi kaldı. Lina etrafına baktı. “Ne kadar itaatkâr insanlar.” “Onlar insan değil.” Bu kez cevap o kadar hızlı gelmişti ki Lina istemsizce ona döndü. İlk kez… Düşünmeden konuşmuştu. Çocuk da bunun farkına vardı. Çenesindeki kas gerildi. Lina’nın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. “İşte.” “Ne?” “İlk hatan.” “Hata yapmam.” “Emin misin?” Sessizlik. Lina yavaşça yürümeye başladı. Salonun ortasında durdu. Yerde, birbirine geçen yüzlerce ince çizgi vardı. Başta sadece taş işlemeleri sanmıştı. Şimdi ise… Hepsinin tek bir noktada birleştiğini fark etti. Tam çocuğun durduğu yerde. Lina çömeldi. Parmak uçlarını siyah taşın üzerine gezdirdi. Çizgiler soğuktu. Ama taşın altında hafif bir titreşim vardı. Sanki salon nefes alıyordu. “Yaklaşma.” Çocuğun sesi bu kez eskisinden daha sertti. Lina elini çekmedi. “Bu desenler…” Parmağıyla çizgileri takip etti. “…tesadüf değil.” Çocuk bir adım attı. “Lina.” O ise hâlâ yere bakıyordu. Sonra… Çizgilerin aslında desen oluşturmadığını fark etti. Yazıydı. Eski. Tanımadığı bir dilde yazılmıştı. Ama nedense okuyabiliyordu. Dudakları istemsizce kıpırdadı. İlk kelimeyi fısıldadı. Salondaki bütün mumlar aynı anda söndü. Çocuk, hayatında ilk kez gerçekten korkmuş görünüyordu. Ve Lina o ifadeyi gördüğü anda şunu anladı: Yanlış kapıyı açmamıştı. Yanlış kelimeyi söylemişti. Yanlış kapıyı açmamıştı. Yanlış kelimeyi söylemişti. Salondaki bütün mumlar aynı anda söndü. Karanlık… Bir anda değil. Yavaş yavaş çöktü. Sanki ışıklar sönmemişti de karanlık onları yutmuştu. Lina istemsizce ayağa kalktı. Tam konuşacakken… Taş zeminin altından derin bir ses yükseldi. Bir kalbin ilk atışı gibi. Tok. Sonra bir tane daha. Tok. Salon titredi. Duvarlardaki siyah taşlar, ince çatlaklarla örülmeye başladı. Çatlakların içinden soluk, gümüş bir ışık sızıyordu. Lina’nın gözleri istemsizce yere indi. Az önce dokunduğu yazılar… Artık hareket ediyordu. Mürekkep gibi. Canlı. Çocuk bir anda onun önüne geçti. Bu kez refleks değildi. Panikti. “Gözlerini kapat.” Lina kıpırdamadı. “Neden?” “Kapattırma bana.” Sesi ilk kez sert değil… Telaşlıydı. Lina’nın içinde tuhaf bir inat yükseldi. “Hayır.” Çocuk derin bir nefes aldı. Bir saniye boyunca gözlerini kapattı. Sanki kendi öfkesini bastırıyordu. Sonra yeniden açtı. Ve bu kez sesi yeniden sakindi. “Tam üç saniyen var.” “Yoksa?” Cevap vermedi. Lina onu geçti. Çocuğun engel olmaya çalıştığı yazılara tekrar baktı. İlk kelimeyi istemeden okumuştu. Şimdi ikinci satır gözüne çarptı. Bu kez okumadı. Sadece baktı. Ama harfler… Kendiliğinden yer değiştiriyordu. Cümle oluşuyordu. Sanki taş onun anlayacağı dile dönüşüyordu. Ve tam o anda… Arkasındaki çocuk fısıl…