3 bölüm
Yazar: Büşra

Asıl sır, karşısındaki çocuktu. Bu düşünce Lina’nın içine düştüğü andan itibaren bir daha çıkmadı. Çünkü o ana kadar bu dünyada yabancı olanın kendisi olduğunu sanmıştı. Ama şimdi… Yabancı olan oydu. Karşısındaki çocuk değil. “Sen kimsin?” diye sordu sonunda. Soruyu fısıldamıştı. Ama salondaki sessizlik öylesine derindi ki herkes duymuştu. Çocuk cevap vermedi. Lina bu kez geri çekilmedi. Tam tersine ona bir adım daha yaklaştı. “Hayır,” dedi, sesi bu kez daha netti. “Bana adımı bildiğini, beni beklediğini ve bütün bunların tesadüf olmadığını söyledin.” Çenesini hafifçe kaldırdı. “Şimdi cevap ver.” Çocuk bakışlarını ondan ayırmadı. Yüzü her zamanki gibi sakindi. Ama Lina artık küçük değişimleri görüyordu. Çenesindeki kasın gerilmesini. Nefes alışının yarım saniye değişmesini. Parmaklarının çok hafif kasılmasını. Kaçırdığı şeyler değildi bunlar. Saklanan şeylerdi. “Cevap veremem.” Lina kısa, sinirli bir nefes verdi. “Veremez misin, vermek mi istemiyorsun?” Bu kez salondaki yaşlı adam konuştu. “Majesteleri—” Çocuk tek bir bakış attı. Adam sustu. Anında. Salondaki herkes bir adım geri çekildi. Lina bunu gördü. Ve ilk kez gerçekten durdu. Çünkü o bakışta bir şey vardı. Emir. Hayır. Emirden daha ağır bir şey. Mutlak otorite. Kimse ona karşı gelmiyordu. Kimse. Lina’nın bakışları yavaşça yeniden çocuğa döndü. Bir düşünce zihninde yerine oturdu. Yavaş. Sessiz. Ama sarsıcı. Yaşlı adam ona “Varis” demişti. Ama… Herkes bu çocuktan korkuyordu. Lina gözlerini kıstı. Bir şeyler uyuşmuyordu. Ve o anda çocuk ilk kez konuştu. “Lina.” Sesi alçaktı. Tehlikeli derecede sakindi. “Bunu şimdi yapma.” Lina’nın kalbi bir an duraksadı. Şimdi yapma. Bunu. Yani… Onun ne düşündüğünü biliyordu. Birden zihnindeki parçalar birleşmeye başladı. Kapı. Yaratık. Adını bilmesi. Salondaki insanların tepkisi. Ve en önemlisi— Hiç kimsenin ona doğrudan cevap vermemesi. Sanki herkes… Onun izin verdiği kadar konuşuyordu. Lina’nın gözbebekleri hafifçe büyüdü. “Bir dakika.” Salondaki sessizlik ağırlaştı. Çocuk bu kez gerçekten sertleşti. “Lina.” Ama artık çok geçti. Lina bir adım geri çekildi. Ona değil— Büyük resme bakıyordu artık. Ve sonunda fısıldadı: “Onlar benden korkmuyor.” Çocuk hiçbir şey söylemedi. Bu sessizlik, itiraftan daha güçlüydü. Lina’nın sesi bu kez neredeyse duyulmayacak kadar kısıldı. “Benden değil…” Gözlerini kaldırdı. Direkt onun gözlerinin içine baktı. Ve son parçayı yerine koydu. “…senden korkuyorlar.” İlk kez— Çocuğun yüzündeki sakinlik çatladı. Çok küçük. Ama gerçek. Lina nefesini tuttu. Çünkü artık görüyordu. En başından beri yanlış soruyu sormuştu. Sorulması gereken soru: Ben kimim? değildi. Sorulması gereken asıl soru şuydu: Bu dünyanın gerçek sahibi kim? Ve cevabı… Karşısında duruyordu. Ve cevabı… Karşısında duruyordu. Lina’nın söylediği cümle salonda yankılanmadı. Ama yankılanmasına gerek de yoktu. Çünkü sessizlik zaten her şeyi ele vermişti. Kimse nefes almıyor gibiydi. Kimse kıpırdamıyordu. Sanki herkes, onun vereceği tepkiyi bekliyordu. Lina gözlerini çocuktan ayırmadı. “Sen…” dedi yavaşça. Bu kez sesi titremiyordu. Aksine fazla sakindi. Ve bu sakinlik, çocuğu ilk kez rahatsız etti. “Sen onların düşündüğü kadar güçlü değilsin.” Salonda küçük bir hareketlenme oldu. Birkaç kişi başını kaldırdı. Çocuk ise kıpırdamadı. Ama Lina devam etti. “Daha güçlüsün.” Bu kez… İlk kırılma oldu. Çocuğun bakışları sertleşti. “Dur.” Tek kelime. Alçak. Kontrollü. Ama altında saklanan öfke hissediliyordu. Lina ilk kez dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı. Çünkü artık emindi. Doğru yere basmıştı. “Hayır,” dedi. “Çünkü şimdi anlıyorum.” Bir adım yaklaştı. “Kimse benim ne olduğumu açıklamıyor.” Bir adım daha. “Çünkü bu salonda benim hakkımda konuşan herkes önce sana bakıyor.” Çocuğun çenesi gerildi. “Lina.” Bu kez ismini söyleyişinde uyarı vardı. Gerçek bir uyarı. Ama Lina durmadı. Aksine… İlk kez onun üstüne yürüyen taraf kendisiydi. “Kapı bana açıldı.” “Sus.” “Yaratık sana dokunamadı.” “Yeter.” “Kimse sen izin vermeden konuşmuyor.” Ve sonunda durdu. Aralarında a…