Beni bekliyordun
Yazar: Büşra

Lina birkaç saniye kıpırdamadı. Hâlâ çocuğun kollarının arasındaydı. Sırtında onun nefesini hissedebiliyordu. Ama daha garip olan şey… çocuğun gerçekten gergin olmasıydı. Az önceki yaratık bile onu bu kadar germemişti. Lina yavaşça başını çevirdi. “Sen,” dedi dikkatlice. “Biraz fazla tehditkâr değil misin?” Çocuk hemen geri çekildi. Sanki ona dokunduğunu yeni fark etmiş gibi. “Burada bazı şeyler kokuyu takip eder.” “Koku mu?” “İnsan korkusu.” Lina kaşını kaldırdı. “O zaman senin yanında çıldırmaları lazım.” Çocuk cevap vermedi. Ama bu kez yüzünü başka tarafa çevirdi. Lina bunu fark etti. Kaçıyordu. Sorudan değil. Kendisinden. Salonun tavanındaki yaratık tamamen kaybolmuştu artık. Saatlerden biri yavaşça dönmeye başladı. Tik. Tik. Tik. Lina sesi duyduğu anda içinin huzursuz olduğunu hissetti. “Bu normal değil.” “Hiçbir şey normal değil.” “Sen bayağı neşeli birisin.” Çocuk gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Sanki sabrını korumaya çalışıyordu. Sonra: “Lina.” Lina aniden ona baktı. “Adımı nereden biliyorsun?” Sessizlik. Çocuk gözlerini açtı. Ve ilk kez bakışlarında küçük bir hata oldu. Çok küçük. Ama Lina gördü. Hazırlıksız yakalanmıştı. “Sen beni tanıyor musun?” dedi Lina yavaşça. “Hayır.” “Yalan.” Çocuğun çenesi gerildi. Lina bir adım ona yaklaştı. “Beni bekliyordun.” “Hayır.” “Kapı beni çağırdı.” Sessizlik. “Yaratık bana saldırdı ama sana saldırmadı.” Çocuk hiçbir şey söylemedi. Lina gözlerini kısmaya başladı. “Ve sen adımı biliyorsun.” Bir adım daha yaklaştı. “Beni gerçekten ilk kez gördüğünü söylersen gülerim.” Çocuk aniden ona döndü. Bu kez bakışları sertti. “Bazı şeyleri bilmek istemezsin.” “İnsanlar bunu söyleyince daha çok merak ediyorum.” “Bu senin problemin.” “Hayır,” dedi Lina sakin bir sesle. “Benim problemim herkesin bana eksik cevap vermesi.” Çocuk birkaç saniye boyunca sadece ona baktı. Uzun. Sessiz. Lina ilk kez o bakışların ağırlığını hissetti. Sanki onu çözmeye çalışmıyordu artık. Hatırlamaya çalışıyordu. Sonra salonun sonunda büyük kapılar açıldı. İçeriden onlarca kişinin sesi geldi. Ama insanlar gibi konuşmuyorlardı. Fısıltı gibiydi. Çocuk aniden Lina’nın önüne geçti. Refleks gibi. Koruyucu bir hareketti. Lina bunu fark ettiği anda dudaklarının kenarı hafif kıvrıldı. “İlginç.” “Ne?” “Beni tanımıyorsun ama koruyorsun.” Çocuk başını hafifçe ona çevirdi. Bakışları karanlıktı. “Buradaki herkes senden önce bana zarar verir.” Lina birkaç saniye sustu. “Bu biraz psikopatça romantik bir cümleydi.” Bu kez çocuk istemsizce kısa bir nefes verdi. Gülmeye en yakın hali buydu. Ama tam o anda salondaki bütün sesler kesildi. Birisi onların adını söylemişti. “Varis geldi.” Lina’nın kaşları çatıldı. “Varis mi?” Kimse cevap vermedi. Çünkü herkes Lina’ya bakıyordu. Salondaki sessizlik bir anda ağırlaştı. Lina, üzerine çevrilen onlarca bakışın altında istemsizce dikleşti. Kimse konuşmuyordu. Kimse yaklaşmıyordu. Ama hepsi onu tanıyormuş gibiydi. Bu his, korkudan daha rahatsız ediciydi. “Birisi bana ne olduğunu açıklayacak mı?” diye sordu. Sesi yüksek çıkmamıştı. Yine de salonda yankılandı. Kimse cevap vermedi. Sonunda kalabalığın arasından yaşlı bir adam öne çıktı. Üzerinde yere kadar uzanan koyu renkli bir cübbe vardı. Cübbenin omuzlarında işlenmiş gümüş boynuzlar, tavandaki loş ışıkta parlıyordu. Adam Lina’ya baktı. Uzun süre. Sonra başını eğdi. Tek bir hareket. Ama salondaki herkes aynı anda başını eğdiğinde Lina’nın kalbi bir anlığına duracak gibi oldu. “Ne yapıyorsunuz siz?” dedi. Yanındaki çocuk sertleşti. Adam gözlerini ondan ayırmadan konuştu. “On üç yıl bekledik.” Lina’nın kaşları çatıldı. “Ne için?” Yaşlı adamın yüzünde tuhaf bir ifade belirdi. Hayretle karışık bir hüzün. “Sizin dönmeniz için, Varis.” Bu kez salonda fısıltılar yükseldi. Lina bir adım geri çekildi. “Hayır.” Sesindeki kararlılık onu bile şaşırttı. “Bir yanlışlık var.” “Yok.” Bu kez konuşan yaşlı adam değildi. Yanındaki çocuktu. Lina başını ona çevirdi. İlk defa gözlerini kaçıran taraf o olmuştu. O an içinde kötü bir his doğdu. Çünkü adamın söyledikle…