1. Bölüm
Yazar: Nurelia

Avuçlarımın arasında bir dünya ve o dünyada dokunduğum her anın küle dönüştüğü bir sessizlik saklı. Eldivenlerime baktım, loş ışıkta bile parlayan doğal kristaller çok ihtişamlı görünüyordu. Bu ihtişamın ardındaki lanet canlı cansız fark etmeksizin her şeyin sonu olabilirdi. Sarayın kadim kütüphanesinde yapayalnız oturuyordum. Buradaki kitapların varlığı, sayfaların kokusu beni yalnızlığımdan ve kafamdaki gürültülerden çekip alıyordu. Ellerimi göz hizzamda bulunan eski el yazması kitaba uzattığım sırada kütüphanenin ağır meşe kapısı büyük bir hışımla açıldı. Kapıdaki dedem Garen’di. Gözleri ilk defa bu denli dehşetle doluydu. İçimdeki sessizlik yerini büyük bir korku ve fırtnaya bıraktı. Yanıma ulaştığında, “Hemen çıkmalıyız” dedi sesi titreyerek. “ Dedeciğim ama neden…” dememe kalmadan, “Hayatın söz konusu biricik kızım.” diyerek eldivenin üzerinden ellerimi nazikçe tutup beni karanlık koridora doğru çekiştirdi. Eteğim ayaklarıma dolanıyor, düşmemek için verdiğim uğraş beni daha da paniğe sürüklüyordu. Kalbim göğsümü delen bir çekiç gibiydi. Dedemin gözlerindeki ifade beni korkutmuştu gerçekten büyük bir şey olmuş veya olacak gibi bakıyordu. Aklımda bir sürü soru “Peki babam…” ona ne olacak demeye kalmadan dedem: “Ona bir şey olmayacak hedef sensin.” dedi sesinde itiraz kabul etmeyen bir keskinlik vardı. Hayatımı defalarca canı pahasına kurtaran bu adamdan hiç şüphe etmeden peşinden gittim. En son girdiğimiz odaya kısaca göz gezdirdiğimde hizmetlilerin mutfağı olduğunu anladım. İçeride kimse yoktu. Sarayın ihtişamından uzak ahşapların dolu olduğu basit bir mutfaktı. Deden dolaplardan birine yöneldi ve üzerimdeki elbiseye nazaran daha rahat olabilecek siyah bir pantolon, bluz ve rahat görününen ayakkabıları uzattı: “Acele et kızım kapıda bekliyorum.” dedi ve koridora çıkıp mutfak kapısını kapattı hemen üzerimi değiştirip açtım kapıyı. Yerdeki elbisemi dolaplardan birinin içine atıp pencereye yöneldi dedem. 2.kattaydık ama şans bizden yanaydı ambar deposunun çatısı pencerenin tam altına denk geliyordu ve hemen yanında da üst üste merdiven gibi dizilmiş saman balyaları duruyordu. Önce kendisi indi ve sonra da beni indirdi ordan. Saman balyalarının hemen arkasında yüzümüz duvardaki tahta kapıya bakacak şekilde oturduk. Babama bir şey mi olmuştu yoksa anlayamıyordum dedemin beni bu şekilde kaçırmasını çünkü bildiğim tek şey hayatım tehlike babam ne yapar ne eder ve beni kurtarırdı ama şimdi sanki ondan habersizce kaçıyormuşuz gibi görünüyordu. Tam karşımda duran kapı büyük bir gıcırtıyla açıldı. İçerden hizmetli olduğunu kıyafetlerinden anladığım esmer bir adam çıktı. Üzerinde bir sürü çuvallar olan tahta büyük bir arabayı ittirerek yanımıza geldi. Korkuyla dedeme baktım. Dedem fısıldadı: “Lian bize yardım edecek güzel kızım. Şu büyük çuvalın içine gir ve hiç hareket etme. Güvende olduğumuzda bizi çıkaracak.” Gözlerinde, kütüphanede gördüğüm o dehşet hala canlıydı; bir şeylerin geri dönülemez şekilde ters gittiği belliydi. “Dedeciğim, tamamen buradan gitmemiz mi gerekiyor? Lütfen, neyden kaçıyoruz, anlat bana. ” diye fısıldadım. Bu saraydan hiç çıkmamıştım; dışarısı benim için hep bir "tehlike" olarak tanımlanmıştı. Şimdi ise sebebini dahi bilmediğim bir sebepten bilinmezliğe doğru sürükleniyordum. “Başka çaremiz yok kızım. Zamanı geldiğinde her şeyi anlayacaksın,” dedi ve şefkatle saçlarımdan öptü. Bu küçük teması biraz olsun içimi ferahlatsa da korkumun ağırlığını silmeye yetmedi. Dediği gibi çuvalın içine girdim, mümkün olduğunca küçük görünmek için cenin pozisyonunu aldım. Lian tek bir kelime bile etmeden çuvalın ağzını bağladı ve arabaya yerleştirdi. Üzerime birkaç hafif çuval daha attığında, o ağır çöp kokusu burnuma doldu. Midem bulanıyordu ama kurtulma umuduyla dişlerimi sıkıp bekledim. … Uzun, nefessiz bir sürenin sonunda tahta araba durdu. Bir an hiç çıkamayacağımızı sanmıştım. Saray kapısındaki askerler, birkaç çuvalı kılıç darbesiyle yoklamış; Lian’ın taşıdığı şeylerin gerçekten çöp olduğuna ikna olunca geçmemize izin…