0.8 | Küller Altında
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Bölüm görselleri


Yeni bir bölümden hepinize selamlarrr ♥ Bu bölüm Kadef'i yazarken ben sinir krizi geçirdim, size okurken başarılar dilerim güzel kızlarım :DDD İhanetin bini bir para malum, bu bölüm birini patlatayım dedim. Hayırlı olsunnn :))) Keyifli okumalar dilerim ♥ Çağan Şengül - Ölemiyorum ▬▬▬ 8 | Küller Altında "Kaçmak için önce kim olduğunu unutmalısın. Ama unuttuğun şey, unuttuğunu unutmaz." Kanım dondu. Hareketsiz bir şekilde durdum. Nefes almayı bile unuttum. Yavaşça döndüm sonuma doğru. Kadef kapıda duruyordu. Yüzü gölgedeydi, koridorun loş ışığı arkasından vuruyordu. Ama gözlerini görüyordum. O açık mavi, şimdi buz gibiydi, şimdi... Şimdi tanımadığım bir adam gibi bakıyordu bana. Bu adam, Kadef değildi. Olamazdı. Benim için kahvaltı hazırlayan, çay demleyen o adamla aynı kişi olamazdı. Bu adam bambaşka biriydi. Tanımadığım biriydi. Daha soğuk, daha sert, daha ruhsuzdu. Düşman gibi bakıyordu. Güveni kırılmış, tehlikeli biri gibi bakıyordu. Sessizlik uzun bir süre hükümran oldu, ikimize de boyun eğdirdi. Söyleyecek sözü olmayan iki insan gibi birbirimize baktık. Bir saniye. İki saniye. Sonsuzluk gibi hissettiren birkaç saniye. İlk o konuştu. "Burada ne yapıyorsun?" Sesi... tanımadığım bir tınıydı. Sakin değildi, sakinin çok ötesindeydi. Ölü gibiydi. Ya da duygularını bana karşı öldürmüş gibiydi. "Ben..." Sesim çıkmadı. Boğazım düğümlendi. "Ben sadece..." "Sadece ne?" Bir adım attı. İçeri girdi. Arkasından kapıyı kapattı. Tık O ses, kilit sesi, içimde bir yerde patladı. Kilitlemişti. Kapıyı kilitlemişti. Kaçamayayım diye! "Kadef..." Gözümü bu bilinmezliğe açtığım günden beri ilk kez ona korkuyla baktım. Panik bir anda kanımda alevlendi sanki benzine kibrit atılmış gibi. Nefes almak için üstün bir çaba sarf ediyordum. "Sorumu cevapla." Bir adım daha attı. "Ne yapıyorsun burada, çalışma odamda, gizlice?" Güvensizlik... Sesindeki tek duygu buydu. Geri adım attım. İçgüdüsel, düşünmeden. Sırtım masanın köşesine çarptı. "Kapı açıktı," dedim. Sesim titriyordu, kontrol edemiyordum. "Sesler duydum... Seni... Eric'i. Ve ben..." "Dinledin, yine dinledin..." Soru değildi bu, bir tespitti. Ve onun ağzından duyduğum en korkunç şey gibiydi. "Evet," Yalan söylemek durumu daha kötü bir hale sokacaktı. "Dinledim." "Ne duydun?" Kıvırmanın da bir anlamı yoktu. Bana o kadar kötü bakıyordu ki sanki... sanki hainmişim gibi... köstebekmişim gibi. Babamın olmamı istediği kişiymişim gibi. Canımı acıtırcasına. "Kuzey Denizinden bahsettiğinizi duydum." Dedim. "Ragnar Protokolü ve... babam." Duraksadım. Son duyduğum şeyi söyleyip söylememek konusunda emin olamadım. Ama saklayamayacağımı da biliyordum. Nereye kadar kaçabilirdim ki gerçeklerden? "Ve bir isim duydum." "Hangi isim?" Gözleri yüzümde sabit, keskin, delici bir bakışla duruyordu. Daha önce böyle bakmamıştı hiç. Bu bakışta sıcaklık yoktu, koruma isteği yoktu, sevgi yoktu hatta kontrol etme arzusu bile yoktu. Sadece hesap soran, sorgulayan, suçlayan bir bakıştı. Ve... tehdit eden bir ifade vardı. "Kael," dedim tüm cesaretimi toplayarak. "Eric sana öyle seslendi." Bir şey geçti gözlerinden. Çok hızlı, çok kısa, yakalayamadım. Sonra yine o buz gibi bakış yerine oturdu. "Ve sonra?" dedi. "Buraya geldin. Odamı karıştırdın. Dosyalarımı okudun." "Karıştırmadım..." "Ekranın önünde duruyorsun, Serenay." Sesi alçaldı. Bir oktav, belki daha az. Ama o alçalış... her şeyi değiştirdi. "Bana yalan söyleme. Bana. Yalan. Söyleme. Bu üç kelime... basit, kısa, sıradan kelimeler... şimdi bir tehditti. Açık, net, tartışmasız bir tehditti. "Kadef, ben sadece..." Hareket etti. Hızlı, sessiz, yırtıcı bir hayvan gibi. Üç adımı bir adımda kapattı. Ve bir anda karşımdaydı. Hayır, karşımda değil. Üzerimdeydi! Sırtım masanın arkasındaki cama çarptı bu sefer. Ne zaman hareket ettiğimi bilmiyordum. O mu itmişti, ben mi çekilmiştim? Fark etmiyordu. Sonuç aynıydı. Camla Kadef arasında sıkışmıştım. Elleri kaçmamı engellemek ister gibi iki yanıma konumlandı. Avuçları duvardaydı, kolları kafes gibiydi. Yüzü yüzüme yakın, hayır çok yakın,…