0.6 | Sessiz Savaşlar
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Merhaba, Bayılacağınız bir bölümle geldim. Yazarken bir ara heyecandan yerimde zıplamaya başlamışım :DDD Okurken ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bu bölüm Serenay'la Kadef'i yazmak ile trafonun içine girmek aynı şeylerdi :DD Yorumlarınız için teşekkür ederim ♥ Onları okumaya bayılıyorum. Keyifli okumalar dilerim ♥ Crazy in Love (Epic Trailer Version) - J2 Wülf ▬▬▬ 6 | Sessiz Savaşlar "En tehlikeli insanlar bağırmaz. Sadece bakar, bekler ve anı geldiğinde hareket eder. Asıl korkman gereken sessizliktir." Bir hafta geçmişti. Yedi gün. Yüz altmış sekiz saat. Her biri bir öncekinden daha ağır, daha gergin, daha sessiz. Kadef değişmişti. Bunu ilk gün fark etmemiştim; ya da fark etmek istememiştim. O öpücükten sonra, o odadan çıktıktan sonra, bir şeylerin farklı olacağını biliyordum ama bu farklılığın ne olacağını kestirememiştim. Şimdi biliyordum. Maalesef... Kadef geri çekilmişti. Fiziksel olarak değil; hâlâ aynı evdeydik, aynı masada yemek yiyorduk, aynı koridorlarda karşılaşıyorduk. Ama bir şey değişmişti. Sanki içindeki bir kapıyı kapatmış, kilitlemiş, anahtarı atmıştı. Ve ben o kapının önünde durmuş, tıklatıyordum. Ama kimse açmıyordu. Sabahları kahvaltı masasında buluşuyorduk. Kadef gazetesini okurdu. Kâğıt gazete, dijital değil; bu detay bir şekilde hafızama kazınmıştı. Ben de çayımı içerdim, tostumu yerdim, sessizce onu izlerdim. Eskiden, o öpücükten önce, ara sıra gözlerimiz buluşurdu. Kısa, elektrikli anlar. Şimdi Kadef bakışlarını kaçırıyordu. Hissetmiyordum demek yanlış olurdu, bakıyordu, biliyordum, ama ben döndüğümde hep başka bir yere bakıyor olurdu. Kontrol ediyordu. Beni değil, kendini. O geceden sonra, o öpücükten sonra, ne hissettiğini görmüştüm. O çatlağı, o kırılmayı, o anı. Ve şimdi Kadef o çatlağı onarmaya çalışıyordu. Duvarları yeniden örüyordu, tuğla tuğla, taş taş. Benden uzaklaşarak. "Bugün ne yapacaksın?" dedim o sabah. Sesim sıradan çıkmaya çalıştı ama içimdeki gerginlik kelimelere sızdı. Kadef gazetesini indirmedi. Sadece gözleri kısa bir an için yukarı baktı. "Toplantılarım var," dedi. "Gün boyu." "Ne toplantıları?" "İş." Tek kelime. Yine o bilindik kapı kapatan türden. Her zamanki gibi... Eskiden bu cevaplar beni kızdırırdı. Şimdi sadece içimde bir ağırlık oluşturuyordu. Yorgunluk mu, hüzün mü, anlayamıyordum bile artık. "Eric de olacak mı?" Kadef'in çenesi hafifçe gerildi. Çok kısa, neredeyse görünmez bir hareketti, ama yakaladım. "Evet." "Tehdit hakkında mı konuşacaksınız?" Gazete masaya indi. Nihayet dikkatini çekebildim. Kadef bana baktı, bu kez gerçekten baktı. Gözlerinde bir uyarı vardı; sessiz ama keskin. "Serenay," dedi yavaşça. "Her şey kontrol altında." "Kontrol altında mı?" Kaşlarım kalktı. "Bizi takip ettiler. Daha bir hafta önce. Ve sen 'her şey kontrol altında' mı diyorsun?" "Araştırıyoruz." "Ne buldunuz?" Sessizlik. Kadef bakışını kaçırdı; masaya, kahve fincanına, her yere ama bana bakmadı. "Henüz somut bir şey yok," dedi. Yalan söylüyordu. Bunu yüzünden okudum. Kadef iyi yalan söylerdi, bunu biliyordum, nasıl bildiğimi sormayın, ama benden saklayamazdı. En azından artık saklayamıyordu. Onu yavaş yavaş çözüyordum. Ama zorlamadım. O sabah değil. "Tamam," dedim. Çayımdan bir yudum aldım. "İyi çalışmalar." Kadef bana baktı. Uzun, değerlendiren bir bakıştı bu. Beklemediği bir şey yapmıştım; geri çekilmiştim, sakinleşmiştim, sormayı bırakmıştım. Bu onu rahatsız etti. Gördüm bunu. Gözlerindeki hafif kırışıklığı, kaşlarının arasındaki o anlık çatılmayı. Kavga etmemi bekliyordu, diretmemi, soru sormamı. Yapmadım. Çünkü ben de oynamayı öğreniyordum bu oyunu. Günler bu şekilde geçti. Kadef sabahları erken çıkıp, akşamları geç dönüyordu. Çalışma odasında saatler geçiriyordu, kapısı kapalı, ışığı yanık, içeride ne olduğunu bilmiyordum. Eric sık sık geliyordu, bazen saatlerce kalıyordu. Konuşmalarını duyamıyordum ama tonlarını hissediyordum; alçak, gergin, acil. Bir şeyler oluyordu. Bir şeyler planlanıyordu. Ve ben dışarıda tutuluyordum. Meryem Hanım'la konuşmayı denedim. Ağzından laf almaya ça…