0.4 | Kırılma Hattı
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Bölüm görselleri


Merhaba, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun öncelikle ♥ Kısa ama etkili bir bölümle geldim :D Bu hafta İstanbul'a gideceğim Kurban Bayramı için ancak yeni bölüm hazır olduğundan Cumartesi günü paylaşacağımı düşünüyorum, bir aksilik olmazsa :) Yorumlarınızı çok merak ediyorum. Şimdilik okuyanımız az ama biz bizeyken daha rahat oluruz. Fikirlerinizi paylaşırsanız çok sevinirim ♥ Keyifli okumalar dilerim. ÖPTÜM XOXO Afişler 🔥🔥 Sam Tinnesz - Play With Fire feat. Yacht Money ▬▬▬ 4 | Kırılma Hattı "Bazı gerçekler vardır; öğrenildiğinde insanı özgürleştirmez. Sadece nereden zincirlendiğini gösterir." Bu evde yerleşik bir sessizlik hükümrandı. Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından süzülüp içeri girdiğinde gözlerimi açtım. Yatak geniş ve çift kişilikti ama ben yalnızdım. Yalnızlık, yanımda bir ağırlık gibi oturmuştu, görünmez ama hissedilen türden. Kendi odamda, ama kendimden uzakta hissediyordum. Duvarlar, her şeyin yerli yerinde olduğu ama boşlukla dolu bir hapishaneyi andırıyordu. Her şey fazlasıyla düzenliydi; ama bu düzen, içimdeki kaosun tam tersiydi. Kadef'e aitti, bana değil. Ayağımın altındaki halının yumuşak dokusu içimde bir şeyleri uyandırmaya çalışıyordu. Ama yine hiçbir şey gelmedi aklıma. Sadece boşluk vardı. O tanıdık, yorucu boşluk. Yataktan kalktım. Vücudum hâlâ dünün ağırlığını taşıyordu; kaslarım gergin, hareketlerim temkinliydi. Dolaba doğru yürüdüm. Yarım açık kapağı tamamen açtım. Kıyafetler düzenliydi, renklerine göre sıralanmıştı. Bu kez bakarken anlamaya çalışmaktan çok... alışıyordum. Bu zevk bana ait olmalıydı. Ama hâlâ bana ait gibi hissettirmiyordu. Yine de bir şeyler seçtim. Duşun zihnimi toparlayacağını bildiğim için banyoya yöneldim. Su, her zamanki gibi düşüncelerimi susturdu. Kısa bir süreliğine de olsa... hiçbir şey hatırlamamam daha az rahatsız edici hale geldi. Duştan çıkıp odama döndüm. Giyindim. Aynanın karşısında durdum. Bu kez aynadaki aksime daha dikkatli baktım. Onu, bu kadını hâlâ tanımıyordum. Yüzümdeki yorgunluk daha netti şimdi. Gözlerimin altındaki morluklar sadece uykusuzluk değildi; sanki içimde eksilen bir şeylerin dışa vurumuydu. Dudaklarım solgundu, ifadem... yabancıydı. Ama artık şunu fark ediyordum: Bu yüz zayıf değildi. İlk bakışta kırılgan gibi görünüyordu, evet. Ama dikkat edince o kırılganlığın altında başka bir şey vardı. Sessiz, sert ve geri çekilmeyen bir şey. Sanki ben hatırlamasam bile... o hâlâ buradaydı. Saçlarım omuzlarıma dağılmıştı. Koyu kahverengi, neredeyse siyaha çalan bir ton; ışığı içine çeken, saklayan. Buklelerim düzensizdi. Kontrol edilmeyi reddediyor gibiydiler. Ve garip bir şekilde... Bu bana tanıdık geliyordu. Bir tutamını kulağımın arkasına sıkıştırdım. Hareket refleks gibiydi. Daha önce defalarca yapmışım gibi. Gözlerime baktım. Açık renkliydiler. Yeşil mi... gri mi... tam karar veremedim. Ama tek bir şey kesindi: boş değillerdi. İçlerinde bir şey vardı. Saklanan bir şey. Görmek istemediğim ya da henüz ulaşamadığım bir şey. Bu gözler korkmuş olabilirdi. Ama aynı zamanda... meydan okuyan gözlerdi. Sanki kırılabilir ama eğilmezmiş gibi. Kaşlarımın hafifçe çatık durduğunu fark ettim. Dinlenirken bile tetikte gibi. Bu yüz... rahatlamayı bilen bir yüz değildi. Alışmamıştı belki de. Garipti. Kendime yabancıydım, bunu kabul etmek zorundaydım ama buna rağmen bazı şeyleri bırakmak istemiyordum. Nedenini bilmiyordum; bu his mantıklı değildi, açıklaması yoktu ama içimde bir yerde direniyordu. Sanki o kadından tamamen vazgeçersem, geri dönme ihtimali de sonsuza kadar yok olacaktı. Elimi yavaşça yanağıma götürdüm. Tenim sıcaktı ama dokunduğum his yabancıydı. Kendime dokunuyordum ama bu bana aitmiş gibi gelmiyordu. Parmaklarım bir an havada asılı kaldı, sonra boynuma doğru indi. İnce zinciri hissettim, parmak uçlarım küçük taşa değdi. Kolye. Küçük, sade, dikkat çekmeyen bir şeydi. Hastanede de boynumdaydı, duşta da çıkarmamıştım. Ama şimdi, bu aynada, bu yabancı yüze bakarken ilk kez gerçekten gördüm onu. İlk kez anlamını merak ettim. Kim takmıştı bunu boyn…