0.2 | Yakın Ama Yabancı
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

+18 Uyarısı Bu hikâye yalnızca bir aşk hikâyesi değil. Gücün, takıntının ve sınırların bulanıklaştığı bir dünyanın kapısını aralar. İçinde karanlık arzular, tehlikeli yakınlaşmalar ve kontrol ile teslimiyet arasında gidip gelen bir bağ barındırır. Bazı sahneler rahatsız edebilir... Ama asıl tehlike, sayfaları kapatmak istemeyecek olmanızdır. Çünkü bu hikâyeyi sadece okumaz; içine çekilirsiniz. Ve bir noktadan sonra, karakterlerin verdiği kararları sorgulamayı bırakırsınız... Onlarla birlikte düşersiniz. Merhaba, 2. Bölümle karşınızdayım. Biraz erken geldim, hızlıca ana olaylara geçmek için biraz sabırsızım :)) Bu yolculukta yanımda yürüdüğünüz için teşekkür ederim. 2. bölüm daha çok bir geçiş, kitabın atmosferine alışma ve karakterlerin dinamiklerini öğrenme bölümü gibi. Önceki bölüm ankette sorduğum Kadef suçlu mu, masum mu sorusuna çokça iyimser bir şekilde masum demiş çoğunluk. İnşallah siz haklısınızır :)) Beğenmeniz dileklerimle ♥ Keyifli okumalar ♥ ÖPTÜM XOXO Afiş nasıl olmuş? DEATH WON'T DO US PART - Chris Grey x Ari Abdul ▬▬▬ 2 | Yakın Ama Yabancı "Gerçeğin etrafında dolanmak, gerçeğin kendisinden daha yıpratıcıdır." Perdelerin arasından sızan soluk ışık, her şeyi olduğundan daha kırılgan gösteriyordu. Gece boyunca uyuyup uyanmıştım, parça parça, kesik kesik. Ne rüya gördüm ne de hatırlanacak bir karanlık. Sadece boşluk vardı. Koca, ağır, nefes kesen bir boşluk. Kapı usulca vuruldu. Cevap vermeme fırsat kalmadan açıldı zaten. İçeri üç kişi girdi, peş peşe, sanki birlikte prova etmişler gibi ama aynı zamanda birbirlerini iterek. İlk gördüğüm orta yaşlı bir kadındı. Gözleri kızarmıştı, yüzü bir tür yorgunlukla kaplıydı. Uyumamış insanların yüzündeki o gri ton, göz altlarındaki mor halkalar, üzgün bir insan gibi dudakları titriyordu. Beni görür görmez hızla yanıma geldi, yatağın kenarına oturdu, elimi tuttu. Tuttuğu anda ağlamaya başladı. Sessiz değil. Omuzları sarsıla sarsıla, nefesi kesile kesile ağladı. Elimi iki eliyle kavramıştı, sıkıyordu, bırakmıyordu. Sanki bırakırsa kaybolacakmışım gibi. "Yavrum," dedi boğuk bir sesle. "Canım kızım. Allah'ım, ne hale gelmişsin." Bu kelimeler kalbime çarptı. Yavrum. Canım kızım. Tanımıyordum onu. Yüzü, sesi, dokunuşu... hiçbiri bir yere oturmuyordu. Ama içimde bir şey titredi yine de. Garip bir şeydi bu. Sebebini bilmediğim bir acı yükseldi göğsümde. Bedenimin bir yerinden gelen, kafamın anlamlandıramadığı bir şey. Gözlerim yandı. Neden bilmiyordum. Ağlamak mı istiyordum? Bu kadını tanımıyordum ama onun ağlaması beni parçalıyordu. Bu mantıklı değildi. Hiçbir şey mantıklı değildi. "Anne," dedi genç bir kadın sesi. "Anne, sakin ol, onu korkutuyorsun." Arkalarında duran genç kadın öne çıktı. Yüzü yuvarlaktı, gözleri büyük, saçları omuzlarına dökülmüştü. Enerjik bir hali vardı ama şu an o enerji endişeyle karışmıştı. "Abla," dedi bana doğru eğilerek. Gülümsemeye çalıştı ama gözleri doluydu. "Hey. Benim. Selen. Hani şu seni deli eden küçük kardeşin?" Selen. Bu isim bir yere çarptı. Tam oturmadı ama tamamen boş da değildi. Bir tanıma değil, daha çok bir his. Sıcak bir şey. Güvenli bir şey. "Ben..." dedim. Sesim kısıktı, boğazım düğümlenmişti. "Şşt," dedi Selen. O da elimi tuttu, annem olan kadının tutmadığı elimi. İkisi de bana tutunmuştu şimdi. "Konuşma. Dinlen sadece. Biz buradayız. Hiçbir yere gitmiyoruz." Bu cümle içimi ısıttı. Neden bilmiyordum. Tanımıyordum onu ama... ama bir şey vardı. Bedenimin hatırladığı, zihnimin unuttuğu bir şey. Arkalarında duran adam öne çıktı. Uzundu, omuzları genişti, yüzü sertti. Beni süzdü ama yaklaşmadı hemen. Çenesini sıkmıştı, kaşları çatıktı. Soğuk görünüyordu ilk bakışta. Ama gözlerinde başka bir şey vardı. Endişe mi? Korku mu? "Kaan," dedi annem ona dönerek. "Gel. Kardeşin seni görsün." Kaan. Abim. Abim birkaç adım attı. Yatağın ayakucunda durdu. Bana baktı, uzun uzun. Sonra yutkundu. Çenesi titredi, çok kısa bir andı zaten hemen kontrol etti. "Nasıl hissediyorsun?" diye sordu. Sesi kalındı, kısıktı. Fazla konuşmayan birinin sesi gibi işte. Ama…