0.0 | Yalanın Fısıltısı
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

+18 Uyarısı Bu hikâye yalnızca bir aşk hikâyesi değil. Gücün, takıntının ve sınırların bulanıklaştığı bir dünyanın kapısını aralar. İçinde karanlık arzular, tehlikeli yakınlaşmalar ve kontrol ile teslimiyet arasında gidip gelen bir bağ barındırır. Bazı sahneler rahatsız edebilir... Ama asıl tehlike, sayfaları kapatmak istemeyecek olmanızdır. Çünkü bu hikâyeyi sadece okumaz; içine çekilirsiniz. Ve bir noktadan sonra, karakterlerin verdiği kararları sorgulamayı bırakırsınız...Onlarla birlikte düşersiniz. Herkese merhaba... Yeniden sizlerle satırlarda buluşmak yine harika hissettiriyor. Yeni yolculuğumuzda da benimle birlikte yürümeniz dileğiyle. Keyifli okumalar dilerim ♥ ÖPTÜM XOXO 30.04.2026 Başlangıç Tarihinizi buraya bırakabilirsiniz ♥ ▬▬▬ One Last Breath - Tommee Profitt & Nicole Serrano 0.0 GİRİŞ Yalanın Fısıltısı Koşuyorum . Ayakkabım vuruyor. Ayaklarım yere değdikçe canım acıyor. Çıkan ses bana ait değilmiş gibi geliyor. Sanki bedenim geride kalmış da yalnızca korkum ileriye doğru sürükleniyor. Nefesim boğazımda yanıyor. Göğsüm sıkışıyor. Ama yine de ciğerim değil, kalbim ağrıyor. Arkamdan biri geliyor! Bunu biliyorum. Duymuyorum belki ama biliyorum! Sokağın ışıkları titriyor. Ya da gözlerim kararıyor. Hangisi olduğunu ayırt edemiyorum. Kaldırım taşları ıslak; yağmur mu yağdı, yoksa az önce yere damlayan şey yağmur değil miydi… düşünmek istemiyorum. Bir köşeyi dönüyorum. Ayakkabım kayıyor, neredeyse düşüyorum. Dizim acıyor ama durmuyorum. Duramam , içten içe biliyorum. “Serenay…” Ses. Bir erkek sesi. Yabancı… ama bir o kadar da tanıdık bir erkeğin sesi. İçimde bir şey kopuyor o anda. Midem kasılıyor. Başımın içi zonkluyor, sanki biri kafatasımın içine çivi çakıyor. Kelimeler… onları nasıl söylendiği… sesin bazı harfleri yutması… bazılarını fazla bastırması… Aksanlı, diye geçiyor o an aklımdan. Konuşan kişinin kesinlikle aksanı var. Nefesim kesiliyor. Görüşüm daralıyor. Dünya bir tünele dönüşüyor ve tünelin ucunda yalnızca o ses var. “Dur.” Hayır! Koşuyorum. Daha hızlı. Ayaklarım bana ait değil artık. Sanki biri beni sırtımdan itiyor. Kalbim kaburgalarıma çarpıyor, çıkmak ister gibi. Tak. Kapı arkadan kapanıyor. Sessizlik. Ama bu sessizlik rahatlatıcı değil. Tam tersine. Kulağım uğulduyor. Kendi nabzımı duyuyorum. Damlayan bir şey var. Tavandan mı, benden mi bilmiyorum. Geri geri gidiyorum. Sırtım soğuk bir duvara çarpıyor. Nefes alıyorum, veriyorum… sayıyorum. Bir, iki… “Serenay.” Bana seslendiğini bir şekilde biliyorum . Adımı söylediği an… dünya kırılıyor. Görüntüler patlıyor zihnimde. Ama net değil. Hepsi yarım. Hepsi karanlık. Bir yüz… Gözler. Çok açık renkli. Beni izleyen, çözen, sahiplenen gözler. Bir el. Avucumun içinde. Güven veriyor. Sıkı ama nazik. Bir fısıltı. “Bana güven.” Göğsümde bir sıcaklık… sonra aniden soğuk. “Bunu bilmen gerekmiyordu .” Bu cümle bana ait değildi. Bana söylenmişti. Kim söyledi? Ne zaman? Bilmiyorum! Her şey o kadar karmaşık ki sanki düşünceler tepeme üşüşmüş. Dizlerim titriyor. Aşağı kayıyorum. Oturuyorum. Başımı iki elimin arasına alıyorum. Hatırla , diyorum kendime. Lütfen hatırla. Ama beynimde kilitli bir kapı var sanki. Ne kadar zorlarsam zorlayayım açılmıyor. Yalnızca sesler sızıyordu. Metal bir ses. Bir patlama yankısı değil… daha kısa. Daha keskin. Silah. Birinin yere düşüşü. Benim çığlığım mıydı o? “Serenay, bana bak!” Yine o aksanlı ses. “Kurtaracağım seni.” Kalbim öyle sert atıyor ki bayılacağımı sanıyorum. Gözlerim kararıyor. Ellerim buz gibi. O an içgüdüsel olarak biliyorum: Bu sesi duymamalıyım. Ona inanmamalıyım. O, tehlikeli! Gözlerimi kapatıyorum. “Ben…” Bir isim söyleyecek gibi oluyorum. Söyleyemiyor muyum, yoksa ben mi duymuyorum bilmiyorum? “Seni koruyacağım, Serenay.” Kapı gıcırdıyor. Ayak sesleri yaklaşıyor. Kaçacak yerim yok. Bir namlu, ucu bana çevrilmiş. Bir kurşun, bedenimi değil inancımı delmiş. Ve karanlık, üzerime bir perde gibi inmiş… ▬▬▬ "GERÇEĞİ ÖĞRENDİĞİM AN KAÇTIM. HATIRLAYAMADIĞIM İÇİN HAYATTA KALDIM." Geçmişi hatırlamayan bir kadın. Gerçeği saklayan b…