VADEDİLMİŞ | Dengenin Elçisi | Kaosun Kızı

6 | Yıkım Getiren

Yazar:

VADEDİLMİŞ | Dengenin Elçisi | Kaosun Kızı – Dilan Aladağ Çetin kitap kapağı
VADEDİLMİŞ | Dengenin Elçisi | Kaosun Kızı – Dilan Aladağ Çetin kitap kapağı

*** DÜZENLENMİŞTİR! *** ♫ ♪ ♫ Hurricane - Tommee Profitt & Fleurie Oldukça severek yazdığım bir bölüm. Yavaş yavaş her şey yerine oturuyor ve bizi gelecek bölümlerde heyecan dolu anlar bekliyor. Ben oldukça heyecanlıyım. Okurken aynı keyfi yaşamanız dileğiyle. Keyifli okumalar dilerim. Öptüm XOXO ▬▬▬ A L T I Yıkım Getiren Ebren "Yıkım Getiren..." diye zihnime fısıldayan sesi işittiğimde irkildim. "Kafasında bir taç, üstünde her zamanki kraliyet kıyafetleri var. O Prens İlter." Hayretle karşımdaki adama bakakaldım. Bana hâlâ aynı şekilde görünüyordu. Yazgan'ın söyledikleri ve zihnime fısıldayan ses ise tam aksini söylüyordu. "Bağışlayın, majesteleri," diyerek ayağa kalktım ve reverans yaptım. "Kendinizi tanıtmadığınız için maalesef ki sizi tanıyamadım." "Oldukça cesursun, Ebren." Derken bakışlarını üzerimde hissediyordum. "Bunu sevdim." Her sözüyle Yazgan biraz daha geriliyordu. Kendine hâkim olabilmek için fazla çabaladığı da barizdi. Az önce yaşananları anlayamıyordum. Oldukça anlamsız geliyordu. Kraliyet soyu olan Pars Soylu Kanı Gerçekliğin Hâkimleriydi . Mekânın gerçekliği ile oynayarak bizi Yazgan'ın da söylediği gibi sarayın bahçelerinden birisine getirmiş olmalıydı. Oldukça tehlikeli bir yetenek olmalıydı, beni etkileyemediği için tam da emin olamıyordum. Yazgan ve zihnime fısıldayan ses olmasa her şeyi mahvedeceğimi fark ettim. Gücüne karşı bir tür bağışıklığım olmalıydı çünkü beni etkileyememişti. "Memnun musun işinden?" diye bir anda sordu. "Yıkım getiren..." diye fısıldadı şiddetle zihnime aynı ses. "Evet," derken buldum kendimi. "Ailemi fazlasıyla özlesem de işimi yapmaktan mutluyum." "Tek sözünle Yazgan onları da buraya getirebilir, eğer istersen tabi..." Her sözüyle sinir uçlarıma dokunuyordu. Konumunun verdiği her türlü yetkiyi kullandığına dair bir his doğuyordu içime. Onun gözünün içine bakmamı istiyordu ama asıl istediği aşikârdı. Boyun eğmemi istiyordu! Neden? "Kimsenin düzenini bozmak istemem." Diye mırıldandım rahatsız bir şekilde. "İçimden bir ses çoktan herkesin düzenini bozduğunu söylüyor..." diyerek ayaklandı. Ona hayretle bakakaldım. Sivri dilliydi. Prensti ve içimden bir ses onunla bir nedenden karşı karşıya olduğumuzu fısıldıyordu. Bunu şimdilik bilmiyordum ama öğrenecektim! Yazgan ile vedalaşmalarını izledim. Onlarla beraber ayaklandım. Bir köşede bu gerilim dolu anların bitmesini diliyordum. Kendimi aşırı rahatsız hissediyordum. Bakışlarım endişe ile Yazgan'ın üstünde dolaşıyordu. Artık bildiklerini benimle paylaşmasının zamanıydı! Çünkü tehlike içinde olduğumu biliyordum, Yazgan ise daha fazlasını biliyordu! Kaderimizde olan yalnızca bizi değil daha fazla insanı etkileyecekti, hissedebiliyordum. Pars Soylu Kanının mide bulandırıcı yeteneğinden etkilenmiyordum. Bağışıklığım vardı. Bu nasıl mümkün olabilirdi? "Tanıştığımıza memnun oldum, Ebren." Diyen prens tam karşımda durduğunda bana doğru uzattığı ele şaşkınlıkla baktım. "O şeref bana ait," derken bu sefer korkusuz görünmeye çalışarak gözlerine baktım. Gözlerimde alev almış cesareti ilk kez o an gördü! "Yeniden görüşeceğiz gibi hissediyorum," dedi keyifle sırıtırken. "Hayatın karşımıza çıkaracaklarını bilemeyiz, majesteleri." "İnan bana," dedi aramızdaki mesafeyi kısa bir an azaltırken. "Bazen biliriz!" Prens gittikten sonra ofiste yalnız kaldık. Sessizlik ağır bir örtü gibi çöktü üstümüze. Yazgan camın önünde durmuş, dışarıya bakıyordu. Omuzları gergin, çenesi kasılmıştı. "Ne oldu az önce?" Sesim benden beklemediğim kadar sert çıktı. "O adam... O şey... Neydi o?" "Gerçeklik bükümü," dedi Yazgan döndüğünde. Sesi yorgundu. "Pars Soylu Kanının yeteneği. Etrafındaki gerçekliği değiştirebilir, insanları istediği yere götürebilir—zihinlerinde." "Ama ben..." Duraksadım. "Ben hiçbir şey görmedim. Hâlâ sizin ofisinizdeydik benim için." Yazgan'ın gözlerinde bir şey parladı. Şaşkınlık mı, endişe mi, anlayamadım. "Biliyorum," dedi yavaşça. "Bu da asıl sorun." "Ne demek istiyorsunuz?" Cevap vermedi. Bunun yerine masasına yürüdü ve bir kâğıda bir şeyler yaz…

Bölümün tamamını WritePad'de oku