VADEDİLMİŞ | Dengenin Elçisi | Kaosun Kızı
5 | Parçalanmak
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

♫ ♪ ♫ CLOSER - J2, KEELEY BUMFORD KİTABIN 5. BÖLÜMÜ İLE KARŞINIZDAYIM. BİR HAYLİ UZUN VE DETAYLI BİR BÖLÜMDÜR. SİNDİREREK VE ANLAYARAK OKUMANIZI TAVSİYE ETMELİYİM. BAZI İPUÇLARINI İÇERİR. OY VERMEYİ UNUTMAYIN... FİKİRLERİNİZİ OLDUKÇA MERAK EDİYORUM. YORUM YAPARAK KİTAP HAKKINDA DÜŞÜNCELERİNİZİ BENİMLE PAYLAŞIRSANIZ ÇOK SEVİNİRİM. KEYİFLİ OKUMALAR DİLERİM. ÖPTÜM XOXO Güncellenmiş Harita ▬▬▬ B E Ş Parçalanmak Ebren Ertesi gün uyandığımda dün yaşananları düşündüm bir kez daha. Yazgan'ın amacının ne olduğunu anlamaya çalışırken bilinmeze sürükleniyordum. Sürekli yolum bir çıkmaza giriyor ve ben cevapsız kalmaya devam ediyordum. Bazı şeylerin açığa kavuşması için çırpınmak zorunda oluşum beni rahatsız ediyordu. Anlatmıyordu, ben deşmedikçe de anlatmayacaktı! Öğrenmek zorundaydım. Neden beni seçtiğini, neden onu yaktığım halde hiçbir şey demediğini, neden Eski Kan olan benim böylesine garip şeyler yapabildiğimi öğrenmek zorundaydım! Çünkü aklımı kaçıracaktım artık bilmemekten! Kahvaltının ardından odama döndüğümde yapacak hiçbir şeyimin olmamasından sıkıldım. Bu kalede bildiğim tek yere, bahçeye gittim yine. Orada Yazgan'ı bulabileceğimi düşünüyordum ama maalesef ki yoktu. Onun yerine çok şık giyimli, zarif bir kadın elindeki makas ile pembe gülleri buduyordu. Bu işi yaparken fazlasıyla hassastı. Onun kim olduğunu anlamak zor değildi. Bu yüzden oldukça uzak durmaya özen göstererek orman tarafına doğru ilerledim. Patikadan yukarıya çıkarken aklımda ne olduğunu bilmiyordum. Yalnızca kafamın içindekilerden uzaklaşmak istiyordum. Yapayalnız kalma arzusu ile doluydum. Bir süre hiçbir şey düşünmeden öylece yürüdüm ana yoldan sapmadan. Etrafımda muhteşem bir doğa vardı. Doğanın beni çepeçevre sarması, o muazzam görüntüsü benim gibiler için ulaşılması zor olan şeylerden birisiydi. Otrar'da yıllarca soluduğum pis havadan sonra bu temiz hava ile ciğerlerim bayram ediyordu. Üstümdeki cekete biraz daha sarındıktan sonra geri dönme vaktimin geldiğini düşündüm ve ileriye yürümeyi sonlandırdım. Arkamı dönüp bir adım atıyordum ki zihnime uzun zamandır uğramayan o tanıdık ses fısıldadı. "Senin zamanın geldi." Bana sürekli bunu söylemek yerine ne yapmam gerektiğini, kim olduğumu da söyleseydi keşke. Sesin varlığına alışan bedenim ilk seferki gibi tepki göstermiyordu, sesin huzurlu tınısına kendisini bırakıyordu. Yönlendirici ve bir o kadar koruyucu bir tutumu vardı. Tam olarak ne amaçladığını bilmiyordum ama varlığı artık rahatsızlık vermiyordu. "Kimleri görüyorum?" Sesi işittiğim an irkilerek sıçradım. Olduğum yerde korkuyla arkamı döndüğümde sesin sahibi ile göz göze geldim. Simsiyah asil atının üstünde, riskli olmasına rağmen büyük bir ustalıkla ormanda dolaşıyordu. "Orman, onu bilmeyenler için tehlikeli bir yerdir." Derken ses tonu ürperticiydi. Simsiyah gözlerini üzerime sabit ve bir şeylerin cevabını arar gibi bana bakıyordu. "Yasak olmadığı sürece benim için sorun yok, Soylu Kan Yançı." Derken bakışlarım yere kaydı. "Tehlikelere karşı daima hazırlıklıyımdır." Görmesem de gülümsediğini biliyordum. Sözlerimi ben de pek inandırıcı bulmamıştı. "Lütfen bana, Yançı, de." Diyerek araya girdi öncelikle. "Ayrıca asıl tehlikenin damarlarında aktığına eminim." Sözleri beni hazırlıksız yakaladı. Bakışlarım gayriihtiyari onun gözlerine değdiğinde çarpık gülümsemesi ile bana baktı. Ne arzuladığını çok merak ediyordum. Beni tartıyor ve bir şeyler bulmayı umuyordu. Sanki burada oluşumun asıl sebebini bilir gibi bakıyordu. "Bunu yapamayacağımı belirtmiştim." "Denemedin bile, Ebren." Derken sesi bıkkın çıktı. "Burada, bu ormanda baş başayız fakat sen nefret etmene rağmen bana hâlâ, Soylu Kan , diyorsun." "Bundan nefret ettiğimi nereden çıkardınız?" derken tek kaşım tehditkâr bir biçimde havalandı. Hakkımda her şeyi biliyor gibi davranması fazlasıyla sinir bozucuydu her ne kadar çokbilmişlik ona fazlasıyla yakışıyor olsa da... "Bakışların seni ele veriyor, Krasota* ..." (Güzellik.) Onu anlamayacağımı düşünüyor olmalıydı ki böyle bir söz söyleyebiliyordu. Onu an…