VADEDİLMİŞ | Dengenin Elçisi | Kaosun Kızı

14 | Bedel

Yazar:

VADEDİLMİŞ | Dengenin Elçisi | Kaosun Kızı – Dilan Aladağ Çetin kitap kapağı
VADEDİLMİŞ | Dengenin Elçisi | Kaosun Kızı – Dilan Aladağ Çetin kitap kapağı

♫ ♪ ♫ LIVE LIKE LEGENDS -RUELLE BEN GELDDİİİMMM İlk kitabın sonuna yaklaştığımızı bildirmek isterim. İlk kitap 20 Bölümden oluşacak. İkinci kitabı da buradan yazmaya devam edeceğim. İlk kitabın finalini henüz yazmadım. Onun üzerinde uğraşırken sizlere bölümler gelmeye devam edecek. Bölümleri zamanlayarak sisteme ekleyeceğim zaten. Günü geldiğinde otomatik yayınlanacaktır. Her neyse, keyifli okumalar dilerim. ÖPTÜM XOXO ▬▬▬ O N D Ö R T Bedel Üç gün geçti. Ya da öyle söylediler. Benim için zaman farklı akıyordu bazen dakikalar saat gibi uzuyor, bazen saatler saniyeler gibi geçiyordu. Ateş, ter, titreme. Sonra buz gibi soğukluk. Sonra yeniden ateş. Şifacı her gün geldi. Yaşlı bir kadındı, Yançı'nın bulduğu, saraydan bağımsız, mesleğine sadık biri. Adı Aysu'ydu. Elleri kuru ve sıcaktı. Gözleri yorgun ama keskindi. İlk geldiğinde koluma baktı, uzun uzun. Mor izleri takip etti, parmak uçlarıyla damarların üzerinden geçti. Hiçbir şey söylemedi. Sadece derin bir nefes aldı ve çalışmaya başladı. Acı veriyordu. Zehri çekmek, onu damla damla kanımdan sağaltmak... bu işlem hiç de nazik değildi. Bazen çığlık atmamak için dudaklarımı kanatana kadar ısırdım. Bazen başaramadım. Ama şikâyet etmedim. Bu bedelin bir parçasıydı. Yaşamanın bedelinin. Ayakta kalmanın bedelinin. Üçüncü günün sonunda Aysu kolumu bıraktı. Yüzüme baktı. "Zehir temizlendi," dedi. Sesi yorgundu ama altında bir şaşkınlık vardı. "Ama izler kalacak. Sonsuza kadar." Sol koluma baktım. Mor çizgiler solmuştu artık koyu değildi, daha çok gümüşi bir tona dönmüştü. Ama hâlâ oradaydı. Bilekten dirseğe, oradan omuza uzanan ince hatlar. Damarların haritası. Zehrin haritası... "Biliyorum," dedim. Aysu bir an baktı. Sonra başını salladı. "Sen garip bir kızsın, Ebren," dedi. "Başka biri olsa ağlar, sızlardı. Sen sadece... kabul ediyorsun." "Kabul etmiyorum." Gözlerim onunkilerle buluştu. "Hatırlıyorum. Her gün bakacağım ve hatırlayacağım." "Neyi?" "Neden güçlenmem gerektiğini." Aysu cevap vermedi. Ama gözlerinde bir şey değişti belki saygı, belki endişe. İkisinin karışımı. Çantasını topladı. Kapıya yürüdü. Çıkmadan önce durdu. "Dikkatli ol," dedi omzunun üstünden. "Zehir bedeninden çıktı ama... sende başka bir şey var. Hissedebiliyorum. Ne olduğunu bilmiyorum ama... büyüyor." Kapı kapandı. Yalnız kaldım. O gece, Pekin döndü. Yatağa uzanmış, tavanı seyrediyordum. Uykum gelmiyordu, zaten üç gündür zar zor uyumuştum. Bedenim yorgundu ama zihnim dinlenmiyordu. "Ebren." Ses, tanıdık ve yabancıydı. Her ikisiydi. Ama haftalardır bu kadar net duymamıştım. "Buradasın," dedim içimden. "Her zaman buradayım." Yüzümü ekşittim. Yalandı! "Zehirlendiğimde yoktun!" Zihnimin içinde uğursuz bir sessizlik oluştu. Uzun, ağır... "Engellenmiştim..." dedi sonunda. "Bir şekilde zehir... sadece bedenini değil, kader bağımızı da etkiledi. Bir duvar gibiydi. Bir sis... Geçemedim." "Ama şimdi geçebiliyorsun." "Zehir sağaltıldı. Sis dağıldı." Düşündüm. Aysu'nun sözleri aklıma geldi; "Sende başka bir şey var. Büyüyor." "Şifacı bir şey hissetti," dedim. "Bende büyüyen bir şey olduğunu söyledi. Ne bu, sen misin?" "Gücün uyanıyor." "Zehir yüzünden mi?" "Kısmen." Pekin duraksadı. "Bedenin ölümle savaşırken, içindeki güç tepki verdi. Kendini korumaya çalıştı. Tam başaramadı, Yazgan yetişmeseydi başaramazdı ama süreçte bir şey değişti." "Ne değişti?" "Güç daha yakın şimdi. Yüzeye daha yakın. Daha önce derinlerde uyuyordu. Şimdi... kıpırdıyor." Sol koluma baktım. Karanlıkta bile gümüşi izleri görebiliyordum. "İzler," dedim. "Kalıcı olacakmış." "İzler gücün haritası." Pekin'in sesi değişti daha ciddi, daha ağır. "Zehrin geçtiği yollar, şimdi enerjinin aktığı yollar. Bir nevi... kanal açıldı." "Bu iyi bir şey mi?" "İyi ya da kötü değil. Sadece... olması gereken bir şey." "Ne yapmam gerekiyor?" Sesim, zihnimin içinde bile çaresiz duyuldu. Artık ne yapacağımı bilmeliydim. "Bize gel, Ebren..." dedi. "Ait olduğun yere." "Nasıl?" "Senin zamanın geldi, Ebren!" Gözlerimi devirdim. Sürekli bunu duymak istemiyordum. Bir şey söylemes…

Bölümün tamamını WritePad'de oku