VADEDİLMİŞ | Dengenin Elçisi | Kaosun Kızı

12 | Zehir

Yazar:

VADEDİLMİŞ | Dengenin Elçisi | Kaosun Kızı – Dilan Aladağ Çetin kitap kapağı
VADEDİLMİŞ | Dengenin Elçisi | Kaosun Kızı – Dilan Aladağ Çetin kitap kapağı

*** DÜZENLENMİŞTİR! *** ♫ ♪ ♫ DIGITAL DAGGERS - THE DEVIL WITHIN SINIR: 10 YORUM / 20 OY BEEEEEN GELLDİİİMMM YAZARKEN NABZIMI DÜŞÜREMEDİĞİM BİR BÖLÜMDÜ. GERÇEKTEN HER SEÇİM ANINDA DEHŞET İÇERİSİNDE KALDIM. EBREN BU BÖLÜM ADETA TÜM GÜÇLERE MEYDAN OKUDU. BİZİ ZOR BİR SÜREÇ BEKLİYOR ARTIK. BÖLÜMÜN DEVAMI İÇİN ARTIK BİR SINIR KOYAYIM DEDİM MALUM HİÇ YORUM GELMİYOR. UFAK BİR SINIR EKLEDİM UMARIM GEÇER DE HEMEN BÖLÜMÜ YAYINLARIM ♥ KEYİFLİ OKUMALAR DİLERİM ♥♥ ÖPTÜM XOXO ▬▬▬ O N İ K İ Zehir Ertesi sabah, güneş odamın penceresinden süzüldüğünde, dünyanın normale döndüğünü düşündüm. Kalktım. Yatağın kenarında bir an oturdum, ayaklarım soğuk mermer zemine değerken, dün gecenin ağırlığını omuzlarımdan silmeye çalıştım. Kralın bakışları. O soğuk, hesapçı inceleme. Silkeledim kafamı. Yüzümü yıkadım. Su serindi, uyandırıcıydı. Aynada kendime baktım; solgun bir yüz, altı çizilmiş gözler, gergin bir çene. Ama hâlâ ayaktaydım. Hâlâ nefes alıyordum. Bu da bir şeydi. Saçlarımı taradım. Basit, mekanik hareketler. Düşünmeden yapılan şeyler. Belki de bu en iyisiydi, düşünmemek. Hissetmemek. Sadece yapmak. Koridora çıktığımda, saray hâlâ uykudaydı. Adımlarım mermer zeminde sessiz yankılar bırakıyordu. Duvarlardan süzülen sabah ışığı, altın yaldızları tutuşturuyordu. Muhafızlar nöbet yerlerinde hareketsiz duruyordu cansız heykeller gibi. Hizmetçiler henüz görünmemişti. Sessizlik. Her yerde sessizlik. Normal bir sabah. Fazla normal. Fırtınadan önceki sessizlik , diye fısıldadı içimdeki bir ses. Bastırdım. Kahvaltıyı odamda yedim. Bir hizmetçi getirdi, dün geceden farklı biri, yüzü ifadesiz, gözleri boş. Tepsiyi masaya bıraktı, tek kelime etmeden çıktı. Bu sefer kimse beni büyük salona çağırmadı. Belki de kralın dün gece yeterince ilgilendiğini düşünmüşlerdi. Belki de artık test edilmeme gerek olmadığına karar vermişlerdi. Belki de başka planları vardı. Umurumda değildi. Ya da öyle olmaya çalışıyordum. Kahvaltı tepsisine baktım. Ekmek, peynir, zeytin, bir bardak su. Sade. Dün geceki soğuk artıklardan farklı ama yine de... bir şeyler eksikti. Sıcaklık mı? Özen mi? İnsan yerine konmak mı? Birkaç lokma aldım. Tadı hissetmedim. Yutkundum. Mekanik, zorunlu. Günün geri kalanı görevlerle geçti. Yazgan'ın belgelerini düzenledim, saray ziyareti sırasında bile iş bitmiyordu. Randevularını kontrol ettim. Mektuplarına göz attım. Sıradan asistanlık işleriyle uğraştım işte. Kendimi işe gömdüm. Düşünmemek için. Hissetmemek için. Kralın bakışlarını unutmak için. Tilun'un zafer dolu gülümsemesini silmek için. Yazgan'ın... Yazgan'ın o çaresiz, kilitlenmiş ifadesini... Dur. Düşünme. Çalış. Saatler geçti. Öğleye doğru, bir tuhaflık fark ettim. Başım hafifçe dönüyordu. İlk başta yorgunluğa verdim. Dün gece iyi uyumamıştım yatakta döndüm durdum, her gölgede Tilun'un yüzünü gördüm, her sessizlikte kralın sesini duydum. Birkaç saat ancak uyuyabilmiştim. Normal , dedim kendime. Yorgunsun. Stres altındasın. Bu kadarı normal. Ama saat ilerledikçe, baş dönmesi geçmedi. Aksine... yoğunlaştı. Önce hafifti odanın hafifçe sallanması, kenarların bulanıklaşması. Göz kırpınca geçiyordu. Ama sonra daha sık olmaya başladı. Daha uzun sürmeye başladı. Koridorda yürürken, bir an her şey karardı. Ayaklarım durdu. Elim duvara uzandı, refleks, irade dışı. Parmak uçlarım taşa temas etti. Soğuk, sert, gerçek. Ama gözlerimin önündeki karanlık... o gerçek değildi. Gerçek olamazdı. Gözlerimi sıkıca kapattım. Açtım. Kapattım. Açtım. Dünya yerli yerine oturdu. Koridor yine aynıydı altın yaldızlar, mermer zemin, uzaktan yankılanan ayak sesleri. Her şey normal görünüyordu. Bir saniye önce neredeydim? Zaman atlamıştı. Sanki birkaç saniye tamamen kaybolmuştu. Orada durmuştum bedenimle, fiziksel olarak ama ben orada değildim. Sanki birisi beni alıp bir kutuya koymuş, birkaç saniye sonra çıkarmıştı. Yorgunluk , dedim kendime. Elimi alından geçirdim nemli, soğuk. Sadece yorgunluk. Bir şey değil. Derin bir nefes aldım. Tutunduğum duvarı bıraktım. Adım attım. Bir şey değil. Ama o anda, zihnimdeki sessizlik kır…

Bölümün tamamını WritePad'de oku