5🌟Tatlı ve Dilli
Yazar: S. MARE

🌟 Uzay benimdi ve bundan sonra ben de artık Uzay'lıydım. 🌟 Yetiştirme yurdunda kalmama rağmen sevgiye açlığım hiç olmamıştı. Evet, belki anne ve babam yoktu ama onların beni sevdiklerini hep hissetmiştim. Ben 5 yaşındayken bir trafik kazası geçirmiştik. Ben de arabadaydım ama onlar benim kadar şanslı olamamışlardı. İkisininde hiçbir akrabası olmadığından devlet beni çocuk yetiştirme yurduna yerleştirmişti. En azından bana söylenen buydu, ki zaten 5 yıllık hayatımda da bir akrabam olduğunu hatırlamıyordum. Yurda gittiğim ilk gün sarı saçlı bir kız, benimle kızıl saçlarımdan dolayı, "Havuca benziyorsun," diye dalga geçtiği için kimse yanıma yaklaşmamıştı. Daha doğrusu sadece o kız gibi alay etmek için yanıma gelir olmuşlardı. Çocuklar bazen gerçekten acımasız olabiliyorlardı. Bu yüzden tüm gün alçılı bir kol ve yine alçılı bir bacakla bir köşede sessizce kendi içime çekilmiştim. Sedef yanıma gelene kadar da ne kimseyle konuşmuş ne de başımı yerden kaldırmıştım. Alçılı kolum birden çekilince kendimi Sedef'in kumral örgülü saçlarına bakarken bulmuştum. Kolumu küçük eliyle kavramış alçının üstüne bir şeyler karalamıştı. "Okusana!" demişti kolumu işaret edip gülümserken. "Ben sadece yazabiliyorum," demiştim ama sesim o kadar kısık çıkmıştı ki ben bile zor duymuştum. "Henüz okuyamıyorum." Kalemi elime tutuştururken, "Yaz o zaman!" demişti. Ona bakıp dudaklarımı büzmüş ve, "Ne yazacağım?" diye sormuştum. "Ne bileyim?" demişti o da dudaklarını büzerek. "İçinden ne yazmak geliyorsa onu yaz!" Kısa bir an düşünmüş ve alçının üzerine bir şeyler çizmiştim. Garip çizgilerdi, çünkü iddia ettiğimin aksine daha alfabeyi bile bilmiyordum. Sedef eğilip çizdiklerime bakmış ve bana, "Ne yazdın?" diye sormuştu. "Annemin ismini," demiştim. "Henüz sadece onu yazabiliyorum. Sence o bir daha gelmeyecek mi?" Ela gözleri yeşil gözlerimde gezinirken cevap vermemişti. Neden sustuğunu anlamamıştım. Halbuki çocuk halime göre zor bir soru sormamıştım ona. "Babam da mı gelmeyecek?" dedim bu kez. "Gelmeyecekler desem üzülür müsün?" "Üzülürüm," demiştim gözlerimi yere indirerek. Alçılı ayağımı hafifçe sallamaya başlamıştım. "Özlerim de. Hem ağlarım da. Biliyor musun? Ben ağlayınca hiç susmam." "Ama geldiğinden beri hiç ağlamadın," demişti bana. Ona göstermek için kolumu ve ayağımı hafifçe kaldırmıştım. "Çünkü doktorlar bunları yaparken çok ağladım. O kadar çok ağladım ki içimdeki su bitti. Su içersem yeniden dolar, belki o zaman tekrar ağlarım." Durmuş ve kısa bir an düşünmüştüm. "Ama... Annem ölmüşse bana kim su verecek ki?" Gözleri dolmuştu onun ama o zaman buna bir anlam verememiştim. Burnunu çekerek, "Üzülme," demişti bana. "Ben sana su veririm ama sen yine de ağlama. Sen ağlarsan ben de ağlarım." "Neden ki?" "Bilmem, ağlarım işte." Sonra alçının üzerinde kendi yazdığı yeri karalayıp altına başka bir şey yazmıştı. "Sen ne yazdın?" diye sormuştum ona. Bana gülümsemişti. " 'İstersen senin annen olabilirim?' yazdım. Hem zaten sen çok küçüksün." "Ama sen de küçüksün. Ellerin bile küçük." "Senden büyüğüm ama bal yanaklı." "Aa sen adımı nereden biliyorsun?" "Adın Bal mı?" "Hayır, adım Asel ama babam bana Bal Yanaklım der hep. Senin adın ne?" "Sedef," demişti ve yanaklarımı sıkmıştı. "Ve artık ben senin annenim Bal Yanak. Biraz daha büyüdüğümde sana bir de baba bulacağım, söz veriyorum. Sonra yine bir ailemiz olacak. İkimizin de." Olmuştu da. Sedef bana gerçek bir aile sunmuştu. Hatta öyle ki, beni hep koruyup kollarken çokça da şımartmıştı. Biz onunla beraber büyümüştük. Beraber ağlamış, beraber gülmüş, beraber bu hayata ilk adımımızı atmıştık. O benim her şeyimdi. Küçüklüğümün annesi, ergenliğimin arkadaşı, yetişkinliğimin ablasıydı. O benim ailemdi. Ben onun için her şeyimi verirdim ama uzaylımı kapıya atamazdı. O benim uzaylımdı. Pekala, bu ev muşmula kocasınındı ve o gayet de uzaylımı da beni de kapıya atabilirdi. "Bizi kapıya atarlarsa kadın sığınma evine yerleşiriz biz de. Hem bu halinle senin erkek olduğunu da anlamazlar. Benden güzel oldun be. Şunu da sü…