36⭐Arkadaş
Yazar: S. MARE

⭐ "Ben onu kalbi için sevdim. Severken bile incitmekten korkan o güzel kalbi var ya, işte onun için sevdim." ⭐ ⭐ İçimi çeke çeke onun yanında yürümeye devam ediyordum. Ay ışığı ağaçların arasından süzülüp yolumuzu bir nebze aydınlatsa da birkaç kez beni düşmekten o kurtarmıştı. Elimi de tutmak istemişti ama o kadar da değildi. Tamam, birkaç saat önce sevdiklerimden ağır bir darbe almıştım ama bu onun bana yaşattıklarını unutturmamıştı. O halde niye ona ayak uydurup peşi sıra gidiyordum? Aslında nedeni belliydi. Ben o evden uzaklaşmak istemiştim. Neresi olursa olsun ya da kiminle... Önemi yoktu. O boğulmuşluk hissinden uzaklaşmalıydım. Bunun için zerre düşünmemiştim onunla giderken. Doğru ya da yanlış mı yapmıştım düşünmemiştim, şimdi de düşünmüyordum çünkü her attığım adımda en azından biraz daha nefes aldığımı hissedebiliyordum. Biraz daha mantıklı düşünebildiğimde, "Ne-nereye... Gidiyoruz?" diye sordum. "Beynimi mi mın-mıncıklayacaksın yoksa?" "Mıncıklamak?" diye sorarken başını bana çevirdi. "Ne bi-bileyim işte. Öyle bir şeyler söylemiştin önceki sefer." "Onları unutturmamdan mı bahsediyorsun?" "Öyle bir şey ya-yapabilir misin gerçekten?" dedim tedirginlikle. "Yapmamı ister misin?" "İstemem," diye atıldım. "Her yaşanmışlık bir tecrübedir. Tecrübe yoksa aynı hatayı yapmanı ne engelleyebilir?" Gözlerini yine yürüdüğümüz yola çevirdi ve "Zekice bir cevap," dedi derinden, düşünceli bir sesle. "Yapmayacaksın değil mi yani?" Hafifçe güldü. "İstemediğin hiçbir şey yapmam ben sana Laehesis." Buna hı hı kesin öyledir, demek istesem de sustum. "Nereye gittiğimize gelince... Sadece biraz temiz havanın sana iyi geleceğini düşünmüştüm ama yanılmışım sanırım. Hala ağlıyorsun." "Ben susamam," dedim ve elimin tersiyle yüzümü kurulamaya çalıştım. "Beni..." Yine içimi çekmekten kendimi alamadım. "Sadece Uzay susturabiliyordu." Yine bana baktı ama bu kez bir şey söylemedi. Bunun yerine kolumu kavradı ve beni dümdüz yürüdüğümüz yolun sağına yönlendirdi. "Ne yapıyorsun ya?" dedim ve kolumu çekmeye çalıştım. İzin vermedi ve sadece, "Gel," dedi. "Gelirim b-ben," dedim yine kolumu çekmeye çalışarak. "Yürümeyi öğreneli 23 yıl falan oluyor." Beni duymamış gibi yürümeye devam edince biraz öfkelenmedim değil. "Uzay gemisine mi götürüyorsun beni? Yine sandalyeye bağlayıp iğne mi yapacaksın?" Bana bakmasa da omuz silktim. "Aslında sen ne yap biliyor musun? Hiç bunlarla falan uğraşma. Öldür gitsin beni. Hepsi kurtulur benden." "Onları da öldürebilirim," dedi sakin bir sesle ama o sakinliğin içindeki öfkeyi ben almıştım. "Hele de şu halini her gördüğümde yapmak istediğim şey tam olarak buyken." "Onları öldüremezsin," diye atıldım ve bakışlarını yine üzerime topladım. "Manyak manyak konuşma bak yine!" "Seni böylesine üzmüşlerken hala onları mı düşünüyorsun?" "Sana ne bundan diyeceğim de..." "Diyeceksin de ne?" dedi devam etmediğimi görerek. "Az önce seni öldürmemi isterken ciddi gibiydin. Ya yalan söyledin ya da hala benden korkuyorsun." Yine omuz silktim. "Korkmuyorum, artık korkmuyorum, yalan da söylemedim ama öldüreceksen de bağlamadan öldür tamam mı?" "Tamam, bağlamayacağım." Durdu ve bana doğru döndü. "Söyleyeceğin son bir şey var mı?" Yaşlarla dolu gözlerim irileşti. "Ne? Nasıl? Hemen... Hemen mi öldüreceksin?" Bu kez omuz silken o oldu. "Ha şimdi ha sonra. Senin için fark eder mi?" "Eder tabi ya," diye çıkıştım. "Çok hazırlıksızım ben şu an." Tek kaşı havalandı. "Merak ettim de nasıl bir hazırlık yapman gerekiyor ölmeden önce?" Düşündüm kısa bir an. Gözlerimi ağaçların siluetlerinde dolaştırdım ve tekrar ona baktım. "Psikolojik olarak hazır değilim bir kere. Mesela şu an beni öldürürsen psikolojim altüst olabilir çünkü hazır değil. Onu önce bir hazırlamam lazım." İşaret parmağımı havaya kaldırır gözlerimi bir noktaya diktim ve sanki orada biri varmış gibi konuşmaya devam ettim. "Bak diyeceğim ona. Bu manyak adam seni öldürecek. Kendini hazırla buna çünkü adam manyak. Anlaşmayı kaybetti ya senin kraliçelik de güme gitti. Zaten senden kraliçe falan d…