35⭐Oyuncu
Yazar: S. MARE

⭐ "Halbuki daha zeki olduğunu sanırdım ama fazlasıyla yanıldım ya da... Gerçekten iyi bir oyuncuyum." 🔱 ⭐ Merdivenleri ağır ağır tırmanırken kimsenin peşimden gelmeyeceğine emindim çünkü birine böyle bir darbe vurduğunda verdiğin hasarı görmekten korkardın. Onlar da korkuyordu şüphesiz. Ben de olsam korkardım, gerçi ben birine böyle bir acı yaşatmaktan daha çok korkardım. Üst kata sonunda çıktığımda hıçkırıklarım duyulmasın diye dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Yıllarca kimsesiz sanmıştım kendimi ama şimdi kimsesiz olmadığımı öğrendiğimde daha çok kimsesiz hissediyordum. Aslında tam kimsesizliğe alışmıştım ki bir yıldızın son ışıklarında dilediğim dilekle bir mucize gibi biri çıkagelmişti, tüm yıllarımın kimsesizliğini birden unutturmuş ve bana kimse olmuştu ama aslında en baştan kimsem olması gerekenler bunu bile bana çok görmüş gibi onu da elimden almak istemişlerdi. En acı olanı da bu değil miydi zaten? Koridorda güçsüz adımlarla ilerlerken düşündüm. Neden bunu yaptıklarını düşündüm ama aklım kalbime öylesine yenik düşmüştü ki bir cevap bulmayı bırak acıdan nefes alamıyor gibiydim. Ciğerlerime oksijen gitmiyordu sanki. Güçlü bir insan olduğumu biliyordum, çoğu insanın altından kalkamayacağı şeyler yaşamış ve çoğu zaman yıkılmış olsam da her seferinde ayağa kalkıp ilerleyebilmeyi de bilmiştim ama bu başkaydı. Bu kez başkaydı. Bu daha önce tecrübe etmediğim, yepyeni bir şeydi ve o zamanlar ilerlediğim yollarda destek olarak tutunduklarım şimdi beni yere yığanlarla aynı kişilerdi. Odamın, aslında sahiplendiğim kişiler gibi benim olmayan odanın kapısında duraksadım. Derin bir nefes aldım. Son kez delice ağlayacağım odanın kapısını açtım. İçeri girip kapıyı kapattım ve kilitledim. Gözyaşlarım şiddetini daha da artırırken sesimi engelleyebilmek için elimi dudaklarıma kapatmak istedim ama yabancı bir el benden önce davrandı. Işığı bile açmadığım odada sadece açık pencereden sızan ay ışığında Uzay'ın mavi gözlerini gördüm, kısa bir an afalladım ama onun Uzay olmadığını bu kez daha hızlı anladım. "Bağırma sakın Laehesis!" diye beni uyardı. Bağırmadım, hatta bu kez hiçbir tepki vermedim. O da bir terslik olduğunu anlamış gibi elini çekti ve avuç içini çevirip elindeki ıslaklığa baktı. Ardından gözlerini yine yüzüme çıkardı ve gözleri kısıldı. "Seni yine üzmüşler," dedi sert bir sesle. Sanki bunu bekliyormuş gibi şiddetle ağlamaya başladığımda hızla beni kendine çekti ve sarıldı. Elleri sırtımda dolaşmaya başlarken bu kez ne ondan uzaklaşmak için bir hamle yaptım ne de bunu düşündüm. Sadece ağladım. Daha dün onun yüzünden ağlarken bu kez onu kollarında ağladım. Korkudan ağlamak acıdan ağlamaktan daha kolaymış onu da anladım. Birkaç dakika geçmişti ki geri çekilip yüzüme baktı, hala bir çocuk gibi ağladığımı görünce derin bir iç çekti. "Hepsini öldürsem gözyaşların diner mi Laehesis?" Titreyen çenemle başımı iki yana salladım ama bir şey söyleyemedim. Yine sesli bir nefes verdi. "Bu aklımdaki ilk fikirdi," dedi düşünceli bir sesle. "O halde bana ikincisini yapmaktan başka bir seçenek bırakmadın." "İ-ikincisi?" dedim zorlukla. Yüzünü ekşitti ve ilk defa normal biri gibi göründü gözüme. "Alışkın olmadığın bir şey değil aslında," dedi kelimeleri biraz uzatarak. Ağlayarak ona bakmaya devam ederken elimi kavradı ve hafifçe gülümsedi. "İkincisi," derken neredeyse fısıldar gibiydi. "Seni yine kaçırmak." 🔱 🔱 Varl hayatı boyunca bir durum karşısında hiç böylesine ne yapacağını bilemez bir şekilde kalmamıştı. O acil durumlara karşı anında çözüm üretmekte ustaydı, uzman olduğu konulardan biri de buydu ama bu kez aklına bir çözüm gelmesi bir yana birden gelişen olayları sadece şaşkınlıkla izlemişti. Dahası Sedef'in birden başlayan ağrılarıyla Tuna hızla onu kucaklamış ve arabaya ulaştırmıştı. Kadının rengi gitgide daha da beyazlıyor gibiydi. Tuna aceleyle direksiyonun başına geçerken Yavuz'a Asel'in yanında kalmasını ve eğer odasından çıkarsa ona bir şey belli etmemesini söylemişti. Gitmeden hemen önce Erian'a bu işin hesabını soracağın…