32🌟Kadınlar ve Çiçekler
Yazar: S. MARE

🌟 "Benim Asel'im çiçek değil, sen de değilsin. Hiçbir kadın değil. Onları kimse kopartamaz, ezemez." 🌟 🌟 Hava kararalı yaklaşık bir saat oluyordu. Karakoldan çıkalı ise neredeyse yarım saat... Sedef'in hala öfkesi dinmiş değildi. Bugün bir hasta daha kaybetmiş olması bir yana bir de peşinden karakoldan adam toplamakla uğraşmıştı. Gerçi hepsini de toplayamamıştı ya neyse... Yan koltukta Uzay oturuyordu ve elindeki Sedef'in telefonuyla hala Asel'e ulaşmaya çalışıyordu. Kızın telefonu kapalı olunca haliyle çok panik yapmıştı ve onun bu paniği Sedef'i de haddinden fazla germişti. Arka koltukta da Kerime vardı. O da sessizce camdan dışarıyı izliyordu. Diğerleri hala karakoldalardı. Veli'yi içeriden çıkarmak bir hayli zor olacak gibiydi. Aslında adam karakola gelen yapımcının teklifini kabul etse sorun kalmayacaktı ama Veli bu konuda Nuh diyor peygamber demiyordu. Asel'in söylediği koruma yalanından bihaber olsaydı şu hayali korumalık işinden iyi para kazandığını düşünebilirdi ama aslında hem adam hem de kız işsizdi. Belli ki Uzay'ın durumundan dolayı yanından ayrılmıyorlardı ama sonuçta adam hep böyle kalacak değildi. Sedef'in gözlemlerine göre durumu iyiye de gidiyordu. Hal böyleyken Veli'nin böylesine bir teklifi geri çevirmesi çok mantıksız gelmişti. Yapımcı ona haddinden fazla bir miktar teklif edip yeni bir projede rol almasını istemişti. Kim böylesine bir fırsatı ayağına gelmişken teperdi ki? Bunlarda gerçekten bir numara vardı ama yakında kokusu çıkardı. Hele kız... Ondan hiç haz etmiyordu Sedef. İçgüdülerine güvenirdi ve kız onda hiç hoş duygular uyandırmıyordu. Bir şey yaptığından da değil, bu yüzden önyargılı davrandığını kabul ediyordu. Yine de Asel'le en kısa sürede bir konuşma yapması şarttı. Gerçi son konuşmalarından sonra onunla bir şey konuşmaya da çekinir olmuştu. Bu da hoşuna gitmiyordu, Asel onun kardeşi gibiydi ve onun içinde yaşadığı bu duyguları bu zamana kadar anlamamış olmak onu kahrediyordu. Dahası onun kendisine içini dökmesiyle gerçeklerin ortaya çıkmasından da artık fazlasıyla korkuyordu. Keşke Tuna onu dinleyip çok daha önceden ona her şeyi anlatsaydı ama artık keşke demenin de bir manası kalmamıştı. Hayatlarına devam edebilmeleri için artık Tuna'nın yaşanılacak her şeyi göze alıp ona gerçekleri açıklaması gerekiyordu. "Ona bir şey oldu!" dedi Uzay başını aniden telefondan kaldırarak. Sedef gözünü yoldan ayırmadan ona göz ucuyla baktı. "Sakin ol biraz Uzay," dedi ama kendisi de sakin falan değildi. Tabii bunu belli ederde adam daha da panikleyecekti, o yüzden sakin görünmeye çalışıyordu. "Birazdan eve ulaşırız. Uyuyakalmıştır o şapşal bir yerde." "Keşke onu bırakmasaydım," dedi Uzay ve avuçları yumruk oldu. Sedef tek elini uzatıp adamın sargılı elinin üzerine vurdu. "Yapma şunu. Dikişlik bir şey değil belki ama böyle giderse yarayı daha kötü yapacaksın." Uzay sadece omuz silkti. Sedef karakolda onun telaşını fark edince eline cam bir su şişesi tutuşturmuştu ve o cam şişeyi adam her nasılsa elinde parçalamıştı. Allah'tan sadece avuç içinde ufak kesikler oluşmuştu, yoksa bir de karakol hastane arası mekik dokumak zorunda kalacaktı. Gözlerini yoldan ayırmasa da göz ucuyla Uzay'ın hala ellerini sıktığını gördü ve öfkeli bir şekilde çıkıştı. "Canın da mı acımıyor senin?" "Acıyor," dedi Uzay sessizce, ardında sesi sertleşti. "Ama bu bir yara acısı değil. Başka bir acı bu. Asel'imi görmek istiyorum ben, biraz daha hızlı sür!" Sedef iç çekip hızını biraz daha artırdı. Sonunda yazlıkların olduğu araziye girdiklerinde Uzay koltuğunda kıpırdandı. Sedef eve yaklaşırken evin ışıklarının yanmadığını da fark etti ve bu onu daha da gerdi. Arabayı park etmek için hızını hayli düşürmüştü ki yanındaki adam aracı park etmesini bile beklemeden kapıyı açıp çıktı ve eve doğru koşmaya başladı. Arabayı park etti ve aceleci bir şekilde o da arabadan indi. Kerime arka kapıyı açıp çıkarken o eve doğru hızla adımlamaya başlamıştı. Evin ışıklarının tek tek yandığını fark ederken Uzay'ın Asel'i aradığını da biliyordu. Yine bir te…