25🌟Sevgili Civciv
Yazar: S. MARE

🌟 "Asel'im... Ben senin sevgilin olabilir miyim artık?" 🌟 🌟 Yastığım o kadar sertti ki istemsizce kıpırdandım. Bir de kollarım sımsıkı bir şeye kenetlenmiş, kaskatı kesilmiş, uyuşmuştu. Gözlerimi kırpıştırarak aralamaya çalıştığımda bunu ancak üçüncü denememde başarabilmiştim. Yine Uzay'ın mavi gözleri beni karşılayınca keşke her uyandığımda gözlerim bu gözlerle buluşsa diye içimden geçirdim. Şair yanım uyanmış olabilirdi benimle birlikte, ya da ikimiz de uyanamamıştık. Zira o cümleyi şair yanım bile uyanıkken kuramazdı. Benim bir şair yanım bile yoktu ki zaten. "Asel'im," diyen uzaylı civcivimin sesi öylesine güzeldi ki fil bayılıp yere vurmuş, düşerken beni de titretmişti. "Uzay'ım Antonius'um..." dedim gülümseyerek. Onun kucağında bir sandalyeye tersten otururmuş gibi oturduğumu o an fark ettim. Onun sırtıda yatak başlığına yaslıydı. Böyle saçma bir şekilde neden uyuduğumuzu bir kenara atarsak asıl sorun kesinlikle piton gibi sarıldığım filinta gibi uzaylının üzerinin çıplak oluşuydu. Hızla kendimi yana atıp yorganı boğazıma kadar çektim. "Uzay ya!" diye inledim. "Sonunda o çocuğu bana yaptırdın, değil mi? Görende hanedan devam etsin diye bir veliaht isteyen padişan sanır seni. Yoksa öyle mi? Bir dakika ya! Sen Şarbon gezegeninin kralıydın. Ay aptal kafam! Gezegen devam etsin diye çocuk istiyordun sen benden değil mi?" "Gezegen devam mı etsin?" dedi şaşkın şaşkın. "Ya biz seninle ne güzel Aselpatra, Uzay Antonius olarak geçinip gidiyorduk. Çocuğa ne gerek vardı şimdi? Oldu olacak dördüz doğurayım ha Uzay. Birine doğuyu, birine batıyı, birine kuzeyi, diğerine de güneyi veririz. Adları da Doğu, Batı, Kuzey, Güney olur. Hadi, gel şimdi dört erkek çocukla uğraş Aselpatra." Elimle hayali çocuklarımızdan birini gösterdim. "Batı, sana kaç kez söyleyeceğim Doğu'nun topraklarına girme diye. Kardeşin kızıyor oğlum." Bu kez hayali oğlum Doğu'ya dönüp işaret parmağımı salladım. "Küfür etme Doğu. Tanrı RA hiç hoşlanmaz küfürden. Tutankamon deden duysa lahitinde ters dönerdi." Bir kez daha dönüp parmağımı bu kez hayali iki oğluma doğru salladım. "Kuzey, Güney! Kavga etmeyi keser misiniz lütfen? Bir kız yüzünden kavga etmek size yakışıyor mu? Siz kardeşsiniz!" Ellerimi iki yana açıp Uzay'a baktım. "Uzay Antonius! Sen de bir şeyler söyler misin lütfen? Hayır, ne var o piramidin inşaatında, anlamıyorum. Gözlerini dikmiş izliyorsun. Çağıracağım şimdi mumya askerleri, salacağım sinirimden dünyaya. Sonra Tom Cruise uğraşsın dursun." Uzay açılmış mavi gözleri ve aralık kalmış ağzıyla tüm söylediklerimi alık alık dinledi. Sonra kaşları çatıldı ve o da hayali çocuklarımıza döndü. "Canım çocuklarım annenizi dinleyin, kızıyorum bak!" Bu kez kalakalan ben oldum. Ben delinin tekiydim belki ama uzaylıyı da kendimize benzetmiştik, iyi mi? Kendimi tutamayıp tam gülecektim ki ciddi ifademi korudum. "Uzay ya!" dedim sitem edercesine. "Çocuk yaparken keşke bana da sorsaydın, çok hazırlıksız yakalandım ama ben." "Ama Asel biz çocuk yapmadık ki," dedi tatlı tatlı. Sarı saçları darmadağın olmuş, yanakları pembeleşmişti. Dudakları zaten her daim kırmızıydı. Şimdi Allah var, çocuk yapılırdı bu civcivle. Yapmışsam bile kesin çok güzel yapmışımdır. "Niye cıbıldaksın ya o zaman?" Kendine şöyle bir baktı, sonra yine o mavi boncuklarını bana çevirdi. "Şey... Senin miden bulanmıştı. Üzülme ama üstüme kustun da." Hmm... Geçerli bir mazerete benziyor ama tam geçememiş. "Sonra niye giyinmedin bir şey o zaman?" "Sarıldın bana, ben de canın acımasın diye kıpırdayamadım." Bu da niye öylesine saçma bir pozisyonda uyandığımın kanıtıydı. Artık nasıl piton gibi sarmışsam çocuğu, uyandığımda kollarım uyuşmuştu ama o belli ki hiç uyumamıştı. Komodinin üzerindeki dijital saat gece üçü gösterdiğine göre, bu saatler demekti. Dudaklarımı sarkıttım. "Sen tüm gece benimle mi uğraştın civciv?" Düşünceli bir şekilde başını kaşıdı. "Sen hastayken ben uyuyamam ki Asel." Yine içim yumuşacık oldu ya. Ya ben nasıl bir sevap işlemiş olabilirdim ki güzel Allah'ım bana bu uzaylı civcivi gön…