16🌟Kimse
Yazar: S. MARE

🌟 "Ben artık senin kimsen olmak istemiyorum Asel çünkü ben çok kötü bir kimse yim." 🌟 🌟 Tuna'yı ilk gördüğüm, daha doğrusu Sedef'in onu benimle tanıştırdığı ilk gün ona öldürecekmiş gibi baktığımı inkar etmiyordum. Benim biricik küçük annemi elimden alacak adam olduğunu daha o gün anlamıştım çünkü. Eğitimliydi, yakışıklıydı ve insanın istemese bile birden kendini sohbet ederken bulabileceği sinsi bir tipti. Onu hiç sevmemiştim. O gün bana öyle bir gülümsemeyle bakıyordu ki suratına bir yumruk indirmek istemiştim. Ne de olsa sevdiği kadının tek ailesi ben sayılırdım. Bana çok kibar davranmıştı. Evet, Tuna'dan bahsediyoruz. Hatta öylesine kibardı ki sanki tek bir sözle beni kıracağından endişelenir gibiydi. Eh, işte bilirsiniz, klasik kendini aileye beğendirme çabalarıydı. Şimdi 'Sen bu numaraları yer misin Asel?' diye sorun bakalım. Yememiştim elbette. O gün onu az terslememiş, Sedef'in kötü bakışlarına az hedef olmamıştım. Oturduğumuz kafede, masadan şekeri istedi diye neredeyse tüm şekerleri suratına fırlatıyordum. Bana göre o zampara herifin tekiydi o zamanlar ve Sedef'imi üzecekti. Sedef kısa bir an tuvalete gitmek için yanımızdan ayrıldığında ise tatlı için getirilen çatalı önündeki masaya saplamış ve onun şok olan bakışlarıyla ona doğru eğilmiştim. "Sedef'ten ne istiyorsun?" "Ne?" demişti şaşkınlıkla. "Ne me yok! Sedef'in peşini bırakacaksın." "Anlamadım, bu da ne demek?" Üfleyip bu kez başka bir yol denemeye karar vermiştim. "Kaç para istiyorsun?" "Ne?" demişti yine şaşkınlıkla. "Sedef'in yakasını bırakmak için kaç para istiyorsun?" Okulun harç parasını bile ödeyememiş ben, o sıralar sanırım yeşilçam filmlerini fazla izlemiştim. Gözleri o an kısılmış ve bir kaç saniye sonra o da bana doğru eğilmişti. Gerçek yüzünü göstereceğini hissetmiştim. "Para falan istemiyorum ama sana neden Sedef'in peşindeyim anlatacağım," demişti. Heyecanla tüm dikkatimi ona verdiğimde gözleriyle ileriyi işaret etmişti. "Şu çocuğu görüyor musun?" Gözlerimi kısıp çocuğa bakmış ve başımı sallayarak ona dönmüştüm. Uzun boylu, fazla iri olmasa da oldukça fit vücutlu, kumral, en fazla 25'inde bir çocuğu göstermişti. "O çocuğu öldürürsen, Sedef'in peşini bırakırım. Aksi halde çocuğu ben öldüreceğim ve suçu Sedef'in üzerine yıkacağım. Amacım tamamen bu. Yanımda bir silah var ve üzerinde de Sedef'in parmak izleri var. Bu iş hiç de zor olmayacak." Elini ceketinin üzerinde beline bastırınca gözlerim irileşmişti. "Neden o çocuğu öldürmek istiyorsun ki?" O an sorduğum en mantıksız soru buymuş gibi yüzünü ekşitmişti. Belki de en mantıksız soru buydu, bu da bir seçenek tabii. Sonuçta yanında bir silah taşıdığını ve üzerinde de Sedef'in parmak izlerinin olduğunu söylemişken, dahası bir adam öldüreceğinden bahsetmişken ben tutmuş nedenini soruyordum. "Seni ilgilendirmez," demişti sert bakışlarla. "Bugün bu iş öyle ya da böyle bitecek. Madem Sedef'i bu kadar çok seviyorsun söyle bakalım. Çocuğu sen mi öldüreceksin, yoksa bunu ben yapıp Sedef'in üzerine mi atayım?" Elim ayağım buz kesmiş, yüzüm bembeyaz kesilmişti. "Ama beni kan tutar ki?" Omuz silkmişti. "O halde mecbur ben öldüreceğim. Sende Sedef'e elveda dersin artık." "Ama..." Dudaklarım titrerken devamını getirememiştim. Öylece korkudan kalakalmıştım. Küçük annemi katilin birine tutulmuştu resmen. Ay ben nerelere gideydim de, kimlere dert yanaydım? "Bir sorun mu var?" diyen sesle irkilerek başımı kaldırdığımda Tuna'nın gösterdiği çocuğu hemen yanımızda bulmuştum. Yumuşak bir yüzle bana bakıyor ve gülümserken gamzeleri belli oluyordu ama yüzümü görünce kaşları çatılmıştı. "Bir sorun mu var?" diye endişeli bir şekilde tekrarladığında çocuğa o an o kadar çok acımıştım ki panikle birden ayağa kalkıp koluna asılmıştım. "Seni öldürecek! Bu manyak seni öldürüp suçu benim canım arkadaşımın üzerine atacak! Kaç git buradan! Kanada'ya falan yerleş kardeş!" "Hangi manyak?" demişti kaşlarını kaldırarak. İşaret parmağımla, rahat ve keyifli bir ifadeyle arkasına yaslanmış Tuna'yı işaret edip bağırmıştım. Gözümden yaşla…