8.BÖLÜM
Yazar: Zeynep Işıklar

SERRA “İpler Kedinin Elinde” Bir kedinin iki insan arasındaki dengeyi bu kadar hızlı değiştirebileceğini sanırım kimse tahmin edemezdi. Alp’le sonraki dakikalar boyunca fazla konuşmadık. Ona evi tarif ettim: Börekçiden bir sonraki sokaktan sağa dön. Nefis Pide’yi biliyor musun? Orayı da geçeceğiz. Evet. Köşede geçen sene bir kafe açıldı. Sandviçleri çok iyi. Oradan sola gireceğiz ve işte, bizim sokağımız. Bu mekânlardan bahsetmem Alp’in, ablasının ne iş yaptığından bahsetmesine neden oldu. “Aşırı sevdiğimiz bir dönerci vardı. Her fırsatta oraya giderdik ve Aslıhan, bakanlıkta işe girince tabii ki ilk yaptığı şey, ne yediğimizi test etmekti.” “Sevdiğiniz bir yerse neden böyle bir şey yapmak istedi ki?” Dudaklarını bilmem , der gibi kıvırdı. Aynı anda kaşları havaya kalkmış, bu da gözlüğünün azıcık kaymasına neden olmuştu. Bir elini direksiyondan uzaklaştırıp gözlüğünü düzeltti. “Biraz meraklıdır,” dedikten sonra sırttı. “Ve de şüpheci.” “Sanırım şüphelerinde haklı çıktı.” “Çok ucuzdu,” dedi tiksinir gibi bir ifadeyle. “Yalan yok, tadı güzeldi. Hiçbir şekilde etkilenmedik de. Ama her şey zamlanırken orası aynı oranda zamlanmadı ve Aslıhan’ın elinde de artık bunu yapabilecek imkân vardı.” “Öyle istediği yeri elden geçirebiliyor mu?” “Sanmıyorum. Hayır. Açıkçası prosedürün nasıl işlediğinden emin değilim. Anlatmıştı ama,” Omzunu silkti, “detayları aklımda kalmamış. Sadece taklit ve tağşiş gibi bir şüpheye sahipse ihbarda bulunabileceğini biliyorum.” “Peki, ne yiyormuşsunuz?” diye sordum ama cevabını bilmek istediğimden emin değildim. Bu sırada bizim apartmanın önüne yaklaşmıştık ve Alp’e duracağı yeri işaret ettim. Kaldırıma yanaşırken bir süre sessiz kaldı ve park ettikten sonra, “Neyse ki başka bir hayvanı yemiyorduk,” dedi bana dönerek, “ama tarihi geçmiş ürünlerle karıştırdıklarını öğrendik.” Dikkatinin tamamen üzerimde olması ve bunun bu kadar dar bir alanda gerçekleşmesi, yerimde huzursuzca kıpırdanmama neden oldu. Kendimi bir anlığına alanı fazla dolduruyormuşum gibi hissetmekten alamadım ama Alp’e baktığımda, sığabilmek için koltuğunun ne kadar geride olduğunu fark ettim. Onun yanında kesinlikle o kadar da iri değildim. Uzun bacakları şimdi bile anca sığıyormuş gibiydi; dizleri direksiyona yakın duruyordu. Bakışlarım direksiyonun üzerine attığı kaslı koluna sanırım iki, belki üç ya da dördüncü kez takıldığında aniden ne halt ettiğimi fark edip yüzüne döndüm. Alp’in gözleri üzerimdeydi ve herhangi bir tuhaflık algılamışa benzemiyordu. “Buna neyse ki denilebilir mi, emin değilim,” derken birden farklı sebeple karnımın tok olmasından pek de memnun değildim. Güldü. “Haklısın. İşte bu da Aslıhan’ın çok da haksız olmayan bir takıntı geliştirmesine neden oldu. Dışarıda yemek yemekten nefret ediyor ve adım attığımız her şeyi kontrol etmeye çalışıyor.” “Ben de genelde dışarıda yemem ama bunun nedeni her şeyin aşırı pahalı olması ama Leyla iş için sürekli dışarıda ve ablandan gelecek bir listeye balıklama atlayacağına eminim.” Arabayı park edeli birkaç dakika olmuştu, Şaşı şaşırtıcı derecede uyumluydu, doğru düzgün sesi çıkmıyordu ve biz bir an önce birbirimizden uzaklaşmak yerine sohbet etmeye devam ediyorduk. Alp bana güncel bir liste atacağını söyledi ve sonunda eşyaları toplamak için arabadan indi. O anda daha önce düşünmeyi akıl etmediğim bir şeyle yüzleştim. Alp’in beni kapıma kadar geçirmesine izin verme şansım sıfırdı ama ortada onu aksine ikna edemeyeceğim bir durum vardı: Kum kabı, kumun kendisi, mama poşeti ve Şaşı’nın çantasını eve aynı anda çıkarmam mümkün değildi. Git gel yapabilirdim ancak o zaman da Alp’in arabada beni beklemesi gerekirdi ve bunu talep etmek daha saçmaydı. Neyse ki beynim apartmana girdiğimizde çalışmaya başladı; cevap tam karşımdaydı. Asansöre her şeyi yükledikten sonra onu gönderebilirdim. Sanki bakışlarımdan anlamış gibi, “Eve kadar çıkarabilirim,” dedi. “Hiç gerek yok, ciddiyim. Leyla bana yardım eder.” “Asansörü nasıl sizin katta tutacaksın?” “Çok hareketli bir apartman değil. İki dakikada hall…