7.BÖLÜM
Yazar: Zeynep Işıklar

Bölüm görselleri

SERRA “Bella eziğin teki” Annem, Minik Yürekler Eğitim ve Sağlık Vakfı’nın üyelerinden biriydi. Vakfın kendini geliştirip bugün olduğu noktaya ulaşması için zamanında maddi ve manevi her şeyini ortaya koymuştu ancak babam battığında, eli kolu bağlanmıştı. Elbette kimse annemin desteklerini göz ardı etmemişti; artık bir bağışçı değildi ama onu vakfın maaşlı çalışanı yapmışlardı. Gururuna yediremeyip ilk sene kuruş almasa da bir noktadan sonra abimin modellik yaparak kazandığı parayı harcamaya tahammül edemediği için kabul etmeye karar vermişti. İhtiyaç olan her yöne koşturuyor, organizasyonların başını hâlâ o çekiyordu. Bu sebeple, çocuklara faydası olabilecek her türden kurum, kuruluş ve kişilerle iletişim hâlindeydi; bu da belli ki peynir ekmek gibi damat adayı bulmasını sağlıyordu. Ayrıca vakfa destek oldukları için bir çeşit ön elemeyle bu insanların iyi insanlar olduklarına inanıyordu. Haklı olduğu noktalar vardı tabii, yine de parasını yararlı işler için kullanması o insanın hödük yanlarını törpülemeye genelde yetmiyordu. Bundan önceki dokuz kurban bunun kanıtı niteliğindeydi. Gelgelelim 10. Kurban, aralarında açık ara en iyisiydi. Tek sorun, onun bir doktor olmasıydı ve herkesten önce Deniz bir doktorla yakınlık kurmamam için başımın etini yerdi. Sırf bu düşünce bile işime geldiği için rahattım. Buğra’nın tatlı çekiciliğinden zerre etkilenmiyordum. Halbuki beni pizza yemeye getirmişti. İkimize de hatırı sayılır büyüklükte pizza sipariş ederken gözünü bile kırpmamıştı. Geniş basenlerime, göbeğime ve memelerime doğru düzgün bakmamış, ne yiyeceğime karar vermeye çalışırken iki tane alıp ikisini de denememizi önermişti. Bravo . O kadar talihsiz randevudan sonra onu ayakta alkışlayabilirdim. Ancak tıpkı Deniz’in eski boktan kocasıyla deneyimlediği gibi çok yoğun çalışma saatleri vardı. Gecesi gündüzü neredeyse yoktu. Ortopedi alanında uzmanlığını yapmıştı ve sık sık karşılaşılan kazalar dolayısıyla birçok acil ameliyata çağırılabiliyordu. Evini otel gibi kullanıyor, arzu ettiğinden daha az orada zaman geçiriyordu. Bana göre hava hoştu. Deniz’in deneyimlerinden feyz alarak birtakım önyargılarla hareket edecek değildim fakat bu durumun işime geldiğini de itiraf etmeliydim. Annemin bulduğu herhangi biriyle uyum sağlamak istemiyordum. İşte Deniz bu konuda haklıydı: “Annene hayır diyemediğin sürece kim olduklarının hiçbir zaman bir önemi olmayacak,” demişti. “Yeterince sosyalleşmediğini söyleyen biri için güzel yer seçimi,” dedim pizzamın son dilimini bitirdikten sonra. Buğra’nın rahat ifadesi hafifçe bozulup yerini utangaç bir gülümsemeye bıraktı. Kısa kumral saçlarının üzerinden parmaklarını geçirdi. Gözleri de kahverenginin açık tonlarındaydı. Uzun, düzgün bir burnu, sakalsız yüzü, beyaz dişleriyle kesinlikle bariz bir çekiciliğe sahipti. Çalıştığı hastanede onun hakkında neler düşündüklerini ve neler konuştuklarını merak ettim. Deniz’in dediğine göre hastanelerde oldukça hararetli bir dedikodu ağı oluyordu. Kocasının onu aldattığını da üzerine yönelen anlamlı bakışlardan ve kimin önünden geçse ardından yükselen fısıltılardan anlamıştı. İçimden sinirle küfrettim. O şerefsize çok ama çok öfkeliydim ve ne yazık ki bunun tek nedeni, Deniz’i aldatmış olması değildi. O salak, baba olduğunu da unutmuş gibi davranıyordu. “Bir arkadaşım eskiden buranın müdürüydü,” dedi Buğra. Yerinde huzursuzca kıpırdandı. Gözlerime de doğrudan bakamadığından durumu anlamam uzun sürmedi. “Eski kız arkadaşın yani,” dedim tahminimi dillendirerek. Başını sallarken şimdi daha da rahatsız görünüyordu. “Evet. Ben… Bu biraz tuhaf olduysa üzgünüm. Burada çok önce çalışıyordu, onu görme ihtimalimiz yok ve bildiğim pek başka restoranda yok.” Gerçekten sevimli görünüyordu. Doktorlar nasıl görünmeliydi, pek bilmiyordum ama Buğra bu iş için fazla yumuşak gibiydi. Ayrıca eski kız arkadaşından bahsettiğinde de en ufak bir rahatsızlık hissetmemiştim. Sorun gerçekten de onlarda değil bende miydi? Buğra’ya gülümseyerek karşılık verdim. “Sorun yok. Pizza gerçekten güzel…