6.BÖLÜM
Yazar: Zeynep Işıklar

ALP “Yetenek Yarışması” Öğle arasından döndüğümde Serra’yı masasında buldum ve o… ağlıyor muydu? Çünkü burnunu çektiğini duyduğumdan emindim. Başını öne eğmiş, yanağını bir eline yaslamış, masasının üzerinde duran telefonunun ekranına bakıyordu. Onu korkutmamak ya da yakalanmış gibi hissettirmemek için hafifçe öksürdüm ama beni duymadı. Ekrandaki ışık parladı, mavi ve kırmızılar yanıp sönüyordu ve sonra hareketlilik durdu. Serra kucağında duran elini tembelce kaldırıp ekrana dokundu ve her ne izliyorsa onu yeniden başlattı. Başımı eğerek yüzünü daha net görmeye çalıştım. Yani… yüzünden süzülen yaşlar yoktu ama kirpikleri ıslak gibiydi; kim bilir, belki de rimeli öyle görünmesine neden oluyordu. Öğle molası için çıkarken son anda bizimle gelmekten vazgeçmişti. Nadiren beraber yerdik ve benim de onlara katılacağımı bilmesine rağmen başta bizimle gelmeyi kabul etmişti ancak her ne olduysa ofiste kalmaya karar vermişti. Yeniden öksürdüm, tepkisiz kalmaya devam etti. Saçları kulaklarını kapattığı için kulaklıklarını görmüyordum ama bir şey dinlediği belliydi. Onu etkileyen bir şey. Sonra farklı zamanlardan kısa görüntüler zihnime üşüştü. Onu birçok defa benzer pozisyonlarda görmüştüm. Kimsenin dikkati üzerinde olmadığı zamanlarda telefonunda dikkatle bir şeyler izlediğini ve dudaklarında büyümeye can atan bir gülümsemenin belirdiğini… Ağladığını değil. İşte şimdi gerçekten ne izlediğini merak etmiştim ve uzuvlarımı kontrol altına alamadan kendimi ona doğru yürürken buldum. Neredeyse arkasına geçtiğimde ekranı doğrudan görmeyi başardım. Ne beklediğimi bilmiyordum ama kesinlikle America’s Got Talent ya da türevi olan programlardan biri değildi. Şu sinir bozucu herifin jüri olduğu yarışmalardan birini izliyordu. Melez, siyah kıvırcık saçlı bir kadın şarkı söylüyor, tüm vücudu sarf ettiği çabayla hareket ediyordu. Jürinin, şu Simon’ın bile suratı şaşkınlıkla dolmuştu. O sırada Serra yeniden burnunu çekti. Varlığımı hissetmemesi, kendini dinlediği ve izlediği şeye ne kadar kaptırdığını gösteriyordu. Onu ağlatan ya da o sınıra sürükleyen şarkı mıydı? Ne çalıyordu? Bir anısı mı vardı? Bu hali yemeğe gelmeme kararıyla ilgili miydi? Eğilip kulaklığından az da olsa taşan müziği yakalamaya çalıştım ama tam o anda Şaşı miyavlayarak masaya sıçradı. Bir sürü şey aynı anda oldu. Serra şaşkınlıkla irkildi ve yerinden sıçradı. Bana çarptığı için bu onun şaşkınlıktan korkuya sürüklenmesine neden oldu ve çığlık attı. Masasından kalkmaya çalışırken elleri sağa sola çarptı, telefonu masadan kayıp düştü ve savurduğu kollarından birini karnıma geçirdi. Şaşı ciyaklayarak kaçtı. Bense yakalanmanın utancıyla ve karnıma yediğim darbenin hafif sızısıyla tam bir aptal gibi orada kalakaldım. “Özür dilerim,” dedim Serra’ya. “Gerçekten ben…” Telefonunu yerden almak için eğildiğimde benimle aynı anda hareket ettiği için kafalarımız çarpıştı. Telefonunu alırken, “Hay sıçayım,” dedi sinirle. Gerçekten sıçmıştım ve onun küfrettiğini duyduğuma şaşırırken bu sefer gerçekten acıyan başımı ovaladım. Benim bile canım yandıysa kim bilir Serra ne kadar hasar almıştı. Ona uzandım, dengede durması için dirseklerini kavrayıp alnını görebilmek için eğildim. “Özür dilerim, Serra. İki kere seslendim, duymadın. Sanırım ağlıyordun… ve… Böyle olsun istemedim.” Saçmaladığımı fark edip ekledim: “Yani canını yakmak istemedim.” Yüzündeki şaşkınlık ve korku karışımı ifade yerini öfkeye bırakırken kaşları çatıldı. Ela gözleri az önce ağlamak üzere olduğunu belli ederek parlıyordu. Neden ağlamıştı? Birinin onu üzdüğünü düşününce gerildiğimi hissettim ve içgüdüsel bir hareketle ona iyi olup olmadığını sormak istedim. Yapabileceğim bir şey var mıydı? Yoksa sadece dinlediği şeyden etkilendiği duygusal bir an mı yaşıyordu? Bu gibi şeylere ablalarım sayesinde aşinaydım. Bir yanım onu rahatlatabilmek isterken bunun uygunsuz olacağını bildiğim için kendimi tuttum. Bakışları yüzümde dolanıp duruyordu ve hareketin hızını yakalayamayarak hatlarını gösteren lenslerinin varlığını o an fark ettim. Göz…