Unutulmuş Kelimeler

2.BÖLÜM

Yazar:

Unutulmuş Kelimeler - Zeynep Işıklar kitap kapağı
Unutulmuş Kelimeler kitap kapağı

SERRA “Sadece Herkesten Nefret Ediyorum” Şaşı’nın bana odaklı gözüne doğrudan bakarken yüksek sesle dillendirmediğim bazı şeyleri ona zihin yoluyla aktarmaya çalışıyordum. Arada bir gözlerini yumar gibi yapıyor, sanırım kendince beni anladığını gösteriyordu. Cuma akşamki randevudan sonra annemle konuşmam beklediğimden de kötü geçmişti. Ona abimle de bu konuşmaları yapıp yapmadığını sorduğumda iç çekişlerinden birini gerçekleştirmiş, söylediğimi duymazdan gelip, “İnsanlara karşı beni zor duruma düşüyorsun, Serra,” demişti. Onu zorladığımı bilsem de bunu daha önce hiç dile getirmemişti ve 9. Kurban’ın seksist tavırlarının haricinde iki gündür tek düşünebildiğim buydu. Şaşı, kafasını elime doğru bastırınca onu okşamaya devam ettim. Henüz bilgisayarımı açmamıştım. Masamın üzerinde içi kahve dolu, Leyla’nın tam da böyle sabahlar için aldığı ve üzerinde “Sadece Herkesten Nefret Ediyorum” yazan büyük kupamla çantam vardı; onların yanındaysa Şaşı, göbeğinin büyük bir kısmı klavyenin üzerine gelecek şekilde yatmıştı, suratıma bakıp kendini sevdiriyordu. Ofis o kadar sessizdi ki Şaşı’nın mırlamalarını rahatlıkla duyabiliyordum. Benden başka ofise bu kadar erken gelen diğer iki kişiden biri sekreterya işlerine bakan Melike ve Anubis’in grafik tasarımcısı Tunç’la birbirimize fısıltı kadar kısık bir sesle günaydın demiş, kahvelerimizi alıp kendi yerlerimize çekilmiştik. İşe başlamadan önce bu sessiz anlara ve Şaşı ile ücretsiz terapi seansına ihtiyacım vardı. Çenesinin altını tırnaklarımla kaşıyınca mırıltısı arttı, bal rengi gözlerini yumup kafasını yukarı doğru kaldırdı. “En azından gözlerinden biriyle bana bakmazsan düşüncelerimi sana yönlendirebileceğimi sanmıyorum,” diye mırıldandım. İki, bilemedin üç saniye geçmeden Şaşı’nın kulakları dikildi. Yerinde doğrulup kafasını kapıya doğru çevirdi. Gerinip yere atlamadan önce adım seslerini duyduğumda kimin geldiğini anladım. Alp Tunalı. Başımın derdi. Ekip arkadaşım. Cümlelerimin Katili. Şaşı’nın babası. Ve ne yazık ki insan kaynaklarına şikâyet edemeyeceğim kadar iyi biri. Ve yine ne yazık ki evrimsel olarak çekici bulunacak tüm özelliklere sahip bir adam. “Günaydın, kedicik,” dedi yumuşacık bir sesle. Hafifçe güldü. “Acıktın mı, hı? Evet, tabii ki sana o macunlardan getirdim. Hı-hımm.” Biraz daha güldü. “Hey, ısırmak konusunda ne konuşmuştuk? İnsanları yemiyoruz. Vahşilik yapma.” İnsanların türlü türlü zaafları vardı. En azından öyle olduğuna inanmak istiyordum, yoksa kendimi korkunç hissederdim çünkü benim birden fazla zaafım vardı. Bunlardan ilki cipsti. Çeşidi fark etmeksizin hepsini severdim: acılı, baharatlı, peynirli, biftek aromalı… Ne olursa. İkincisi cover müzikler ve yetenek yarışmalarıydı. Instagram akışım yüzlerce amatör kayıt yapan reels larla ve Simon’ın jüri olduğu program da dahil farklı ülkelerdeki onlarca yetenek yarışmasının kısa videolarıyla doluydu. Dinlemeden geçemiyordum ve ben dinledikçe sevgili algoritma daha fazlasını öneriyordu. Ciddi bir bağımlılıktı. Üçüncü ise maalesef karakter gelişimime zarar verecek kadar spesifikti: Bir erkeğin hiçbir çekincesi olmadan, olağanca tatlılığıyla bir hayvana sevgisini göstermesi. Hayır hayır. Buraya bir düzeltme girmem gerekiyordu. Alp Tunalı’nın son derece sevimli bir şekilde Şaşı’ya olan sevgisini göstermesiydi. Ofiste kimin olduğu fark etmezdi. Onu kimin gördüğünü düşünmezdi. O koca cüssesiyle eğilir, şişko ve şaşı kedinin göbeğini okşar, ona sevimli lakaplar takıp onunla konuşurken zaman zaman sesini inceltirdi. Düzgün burnu, dolgun dudakları, hafif kirli sakallı çene hattı ve insanın parmaklarını geçirip çekiştirmek isteyeceği kadar dağınık duran kumral saçlarıyla bunu yapardı. Üstelik o sinir bozucu mavi gözlerini çevreleyen siyah çerçeveli gözlüğü de işin içindeydi. Kot pantolonları, temiz gömlekleri, Converse’ leriyle sırt çantasından bahsetmiyordum bile. İnsan böyle bir adamın motosiklet sürmesini, dağa tırmanmasını ya da en azından aksiyon filmlerinin başrolü gibi davranmasını bekliyordu ama o sabahın dokuzunda bir…

Bölümün tamamını WritePad'de oku