1.BÖLÜM
Yazar: Zeynep Işıklar

SERRA “Bir yardım çığlığı: Pukipsi” Bir kez daha hayır demeyi başaramamış olmam, bundan sonrasında da bunu yapamayacağım anlamına gelmiyordu. Bu sondu. Emindim. Oraya gidip siparişimi verecek ya da benim için sipariş verilmesinden rahatsızlık duymuyormuşum gibi davranacaktım. Tabağımda yemek kalmasından nefret etsem de aç ve kaba görünmemek için lokmalarımı içimden saniyeleri sayarak çiğneyecek, tabağımda vicdanımın izin verdiği ölçüde yemek bırakacaktım. Ardından tatlı faslına asla geçmeden, bu güzel akşam için teşekkür edip ona bir daha dönüş yapmayacaktım. Bay bay, 9. Kurban. Ve bununla birlikte, annemin çevresindeki uygun bekâr erkek stoklarının tükenmiş olması gerekiyordu zaten. Yine de bu seferkinin diğerlerinden daha iyi çıkmasını umuyordum. Sonsuza dek kara listemde olan ve fiziğime şöyle bir bakıp benim için salata sipariş eden 6. Kurban’dan; ağzından başka hiçbir yere bakmamın mümkün olmadığı, dişlerindeki kaplama göz kamaştırıcı şekilde parlak beyaz olan 7. Kurban’dan; yemek boyunca orkideler için ideal pH değerini anlatan botanikçi 8. Kurban’dan daha iyi olsa hiç fena olmazdı. Ne olursa olsun, annem hevesle aradığındaysa ona neden birbirimize uygun olmadığımıza dair her zamanki açıklamalarımı yaparak konuyu kapatacaktım. Şu anda bile adımı, içine çektiği sıkıntılı nefesle, ciğerini tıkayan bir sigara dumanı gibi mırıldanışını duyabiliyordum. Ve işin sinir bozucu tarafı, o nefesi duyduğum an kendimi suçlu hissediyordum. Tabii ki akşamımın olumsuz sonuçlanmasının onu yıldırmayacağını da biliyordum. Sadece randevu ayarlamaya çalışacağı bir sonraki güne kadar gücümü toplamak için zaman kazanacaktım ve… sonunda ona hayır diyecektim. Hayır. İki hece bile değildi. Dünyanın en kısa, en basit, en sıkıcı kelimelerinden biriydi. İnsanlar bu kelimeyi savaş çıkarırken ve evlilik teklifini reddederken bile kullanabiliyordu ama ben anneme karşı kullanamıyordum. Kahvenize şeker alır mısınız? -Hayır. Kasa arkasından bir şey ister misiniz? -Hayır. Premium üyelik için 30 gün ücretsiz denemek ister misiniz? -Hayır. Ve bir de; Bu cuma akşamı bir randevun var, Serra. Dernekten Piraye’nin ortanca oğlu, son dört senedir yurtdışında finans danışmanlığı yapıyormuş. Yedide, Novikov’da. -Tamam, anne. Ortada bir soru bile yoktu ve belki de bu yüzden hayır diyemiyordum ama bu sefer son derece kararlıydım. O kelimeyi kerpetenle boğazımdan söküp almak zorunda kalsam bile annemin suratına haykıracaktım: HAYIR. Peki peki, belki de sakince ve küçücük bir sesle hayır derdim. Yirmi altı yaşındaydım. Bunu yapmak artık benim için çocuk oyuncağı olmalıydı. Gel gör ki, öyle değildi. Taksi restorana doğru giderken alnımı cama yaslayıp iç çektim. Dışarıdaki kalabalığı izlerken trafik kazası geçirmiş gibi görünmeden bu randevudan nasıl kurtulacağımı düşündüm. Henüz bir planım yoktu ve bu kesinlikle plan yapmakta kötü olduğum anlamına gelmiyordu. Restoranın olduğu caddeye dönene kadar hava karardıkça parlaklaşan ışıkları ve kalabalığı izledim. Ardından kızlara varmak üzere olduğumu yazdım. En iyi seçeneğim her zaman onlardı. Geçmişte beni kurtarmaları gereken kimi durumlar yaşanmıştı. Varmak üzereyim. Leyla: İçimde bu sefer iyi geçeceğine dair bir his var. Duru: Psikolojik bir çöküş yaşamak için her zaman hazırım. Poughkeepsie demen yeterli, unutma. Deniz: Onu yazmaya çalışana kadar bayılır kalır. Leyla: Evet, geçen sefer Timbuktu bile yazamamıştı. Duru: Çünkü Poughkeepsie uzun diye onu seçmiştiniz, işe yaramadı. Duru: Ayrıca bir kere doğru yazsa klavyesi önerir. Yaşlı yaşlı konuşmayın. Deniz: Supernatural izlemeyi kes artık. Duru: Sen de geceleri Mavi’yi uyutup gizlice izlemiyormuşsun gibi davranmayı kes artık. Leyla: Bence bu sefer iyi geçecek, hissediyorum. Görün bakın. Deniz: Yarım saat veriyorum. Duru: Bir saati tamamlama zorunluluğu yok muydu? Leyla: Süreyya teyzeyi bir saat dayanmış gibi kandırıyor sadece. Duru: Üzerinde ne vardı çıkarken? @leyla Leyla: Hâlâ eve gitmedim. Duru: İşten çıktığı gibi gitmediyse ben de başka bir şey bilmiyorum. Deniz: Akşa…