Unutulmuş Kelimeler

10.BÖLÜM

Yazar:

Unutulmuş Kelimeler – Zeynep Işıklar kitap kapağı
Unutulmuş Kelimeler – Zeynep Işıklar kitap kapağı

SERRA “Kırılma Noktası” Ofiste bir panik hali falan yoktu. Sadece Gülşen çok enerjikti –bu da alışılmadık değildi– ve kapıdan girdiğim gibi koluma yapışmıştı. Neden geç kaldığımı sorup gelmememden endişelendiğini söylemişti. Reel ’ın beklenmedik şekilde patlayışı ona heyecan verirken benim korkacağımdan emindi, hiç de haksız sayılmazdı. Bana bunun hiçbir anlama gelmediğini, patronun ya da Cenk Bey’in hiçbir şekilde üzerinde bile durmayacağına dair güvence verdi. Hatta videolara devam etmemiz gerektiğini söyledi ama tabii ki reddettim. O ise ısrarını sürdürdü. Eğer bu gibi içerikler çekersek insanların durumu daha normal karşılamaya başlayacağını düşünüyordu. Birkaç günde etkisini yitirecekti ve öyle olmasa bile, bundan faydalanmamızın ne gibi bir zararı olabilirdi? Eh, buna kesinlikle katılmıyordum. Ama böyle düşünen şu anlık tek kişi bendim. Ezgi de pazarlama açısından bu gibi durumların zararsız, eğlenceli ve iyi olacağı fikrindeydi. Burada yükselmeyi planlarken adımın patronun oğluyla anılması, bana yarardan çok zarar getirirdi. Arkamdan konuşulmasını, hak etmediğim halde başarı elde ettiğimin düşünülmesini kaldırabilmemin bir yolu yoktu. Alp ise benden ancak on dakika sonra geldi, bu yüzden tüm yorumları okuduğunu düşündüm ama buna dair tek kelime etmedi. Yere çömeldi, Şaşı’nın çantasını zemine bırakıp kapağını açtı; Şaşı mırıldana mırıldana masaların etrafında dolanmaya başladığında, yerleşmek için masasına ilerledi. Herkesle selamlaştı. Gülşen sorana kadarsa videodan bahsetmedi. “Birkaç saate sönüp gider,” dedi Alp omuz silkerek. “Büyütülecek bir şey yok.” Onun bu kadar umursamaz olması nedense sinirlerimi bozdu. Tabii babası ona kızmazdı. Ne bileyim… İşi tehlikeye girmezdi. Şu Arda mıdır, Aras mıdır nedir, ne yazık ki haklıydı. Herhangi bir durum oluştuğu anda yaftalanan, ardından konuşulan her zaman kadınlardı. “Öyle tabii ama az önce Serra’ya bunu kendi yararımıza kullanabileceğimizi söylüyordum. Buna devam etmeliyiz.” Alp her şey olağanca normalliğinde ilerliyormuş gibi, “Nasıl istersen,” dedi. “Hayır,” dedim hemen. “Daha fazla video yok.” Gülşen hızla bana dönüp, “Yorumlardan önce de size videonun çok güzel olduğunu söylemiştim,” dedi. “Kimin ne dediğini boş ver.” “O zaman ikiniz çekin ve lütfen artık konuyu kapatın,” dedim. “Kimsenin bununla ilgili yersiz bir dedikodu döndürmesini istemiyorum.” Gülşen hoşnutsuzlukla homurdanırken Alp alışkın olduğum ifadesiz yüzüyle bana bakıyordu. Merhaba, Patronun Vârisi. Günlerdir onun bu halini görmemiştim. Sandalyemde kaykıldım ve ekranın görece yüzümü kapattığından emin oldum. Tuhaftır ki Gülşen haklı çıktı ve bayram sonrası ilk toplantımızda Cenk Bey reel ’a gelen yorumlardan bahsetmedi. Baskıya gidecek olan ve teklif verdiğimiz kitaplardan, isteyeceğimiz numunelerden, bazı kitaplara özel çalıştığımız yan ürünlerden konuştuk. Yaz dönemi her zaman daha yavaş geçerdi, o yüzden çok yoğun değildik. Toplantı bitip herkes dağılırken Cenk Bey benim beklememi istedi. Bunun nedenini anlamak için aklımı çok da çalıştırmama gerek yoktu. İstemsizce bakışlarım Alp’e kaydı. Tam kapının ağzında durmuş, Cenk Bey’e bakıyordu. “Acil değilse dizgiden önce Serra’nın kontrol etmesini istediğim birkaç şey var.” “Uzun sürmez, Alp. Teşekkürler,” diyerek gitmesini bekledi. Alp’in gözleri benimkileri buldu. Nedenini anlamakta zorlandım. Benden onay mı istiyordu? Eğer Cenk Bey’le yalnız konuşmak istemezsem beni kurtaracak mıydı? Bir anlığına bu fikir hoşuma gitti ama anında o hissi bastırdım; birilerinin benim adıma kararlar alıp hareket etmesine izin verecek değildim. Alp’e herhangi bir işaret vermeden Cenk Bey’e döndüm. Belki de bu başlı başına bir işaretti. “Reel hakkında konuşacaksınız, değil mi?” diye patladım kapı Alp’in ardından kapanır kapanmaz. Cenk Bey gülümseyerek ortamdaki gerginliği alacak kadar nazikti. “Yorumları dünden beri takip ediyorum ve artarak devam ediyorlar. Son baktığımda, ki bu toplantıdan hemen önceydi, yorum sayısı 256’yı bulmuştu.” “Ne?” diye ciyakladım. “Sabah yüz civarı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku