20.Bölüm: Başka Yer
Yazar: e-kitapyazarim

Bal'dan... Beni hain sanıyorlardı. Haksız değillerdi. Evet, hain değildim ama beni hain sanmakta haklılardı. Dokuz ay önce... Onu vurduğum gün... Mecbur kalmıştım. O günden sonra her Allah'ın günü gözlerimi kapattığımda aklıma o geliyordu, onun görüntüsü. Ben onun yüzünden kendimi öldürmeyi, deşifre etmeyi bile düşünmüştüm. Ama o... O gayet mutluymuş. Hayır hayır, o mutlu diye üzülmedim. Hatta hep mutlu olsun. Ama böyle değil... Canımı yakan sebep buydu. Benim, ondaki değerimin bu kadar az olduğunu düşünmemiştim. Onlar da askerdi. Hiç mi akıllarına gelmemişti benim görevde olabileceğim? Hiç mi akıllarına gelmemişti benim asla vatanıma ihanet etmeyeceğim? Beni bu kadar mı tanıyorlardı? Hele diğerleri... Murat... Benim yüzüme bakarak, gözlerimin içine bakarak bana bağırmıştı. Bu eskiden yediğim hiç bir tokata benzemiyordu. Bu çok acıydı. Canım çok acımıştı. Babam beni bayılana kadar dövdüğü de bile bu kadar canım yanmamıştı. Gökalp'in bakışları ise... Çok çok kırılmıştı. Onların tarafından bakarsam... Evet çok kötüydü. Ama benim tarafımdan bakan kimse yoktu. Ben, onlar beni seviyor sanarken... Aslında beni, benden çok seven kimse yokmuş. Bunu çok acı bir şekilde öğrenmiştim. Birşey daha öğrenmiştim. Hiç bir Allah'ın kulu dürüst olamazmıs, insanoğlu yalan söylemeyi seviyormuş. İşte bu yüzden kimseye inanmamayı, güvenmemeyi öğrenmiştim. Yapacağım tek şey ise... Buradan gitmek. Belki dağa belki başka bir şehire... Tek bildiğim buradan gitmek. Çünkü ben bu şekilde görevimi yapamazdım. Buradan uzaklaşıp kendime gelmem lazımdı. Hiç bir duygunun, görevimin önüne geçmesine izin veremezdim. Ben çok emek vermiştim. Şimdi ise... Olmazdı. Tim odasından çıkıp hızlıca Albay odasına girdim. Temkil verdim. "Ah, kızım sen neredesin. Çok korkuttun bizi." Dedi. Acaba onları korkutmuş muydum? Hiç sanmıyorum. "Komutanım biliyorum çok uzun bir zaman oldu. Ben göreve çıkmak istiyorum. Dağa Ulu olarak çıkmak istiyorum. Belki biliyorsunuzdur... Timim, Kurt timi... Bensiz daha iyi. En azından buradaki işleri kolaylaştırmış olurum. Lütfen." Dedim. Beni anlayacağını düşünüyordum. En azından kafamı toplamam için buna izin verebilirdi. "Anlıyorum kızım. Peki hazırlığını yap o zaman. Dağa, yuva kuruyorsun. Allah yolunu açık etsin." Dedi. İşte başlıyorduk... --------------------------- Emir Kaya'dan... Hiç kimse inanamıyordu. Bal buradaydı. Gelmişti. Ama biz onu kırmıştık. Hatta daha fazlası. "Ben size demiştim. Hiç biriniz dinlemedi. Birde üstüne sen sevgili yaptın. Lan hani sen bu kızı seviyordun? Hani ondan başkası olamazdı? Şimdi hiç boşuna eğmeyin boynunuzu. Çekin cezanızı." Dedi Yusuf. Çok demişti. Beni çok uyarmıştı. "Hayır hayır... Olamaz..." Dedi camdan dışarü bakan Zeynep. "Ne oldu? Ne olamaz?" Dedim Zeynep'e. "Bal gidiyor. Helikoptere binicek." Dedi. Nereye gidiyordu. Daha yeni gelmişti. Daha ona kendimizi affettirmeliydik. Ya da affettiremiyecektik. Ama gitmemeliydi. Hızlıca yerimden kalktım. Dışarı çıktım. Bahçeye indiğimde Bal, helikopterin kapısını kapattı. Camdan son kez bize baktı. Bana ve arkamda gelen arkadaşlarına baktı kırgınca. Ağzını oynattı, 'elveda' dedi bize. Daha sonra helikopter havalandı. Bal giderken sadece kendi gitmemişti. Bizim ruhumuzu, yaşamımızıda alıp gitmişti. Ve biz yok oluyorduk... ------------------------- Üç ay sonra yazardan... Kalpler ısıtmıyorsa bir bedeni, ruhu yaşayabilir mi? Ya da ruhu olmayan birinin kalbi ısınabilir mi? İkisininde ruhları öyle uzaktıki birbirlerinden, kim olduklarını bile bilmiyorlardı. Kalpleri eskisi gibi atmıyordu. Yaşama sevinçleri kalmamış gibiydiler. Sadece ikisi değildi bunun yükü ile yaşayan. Kurt timide, Gök timide çok pişmandı. Son pişmanlık neye yarardı? Bal gitmişti, üç aydır ne onu görüyorlardı ne de sesini duyuyorlardı. Yusuf hepsinden ayrı bir kafadaydı. Onlara sinirliydi. Kendisini dinlememişlerdi ve şimdi onlar üzülüyordu. Murat dalgındı. Tek ciddiyeti görev başındaykendi. Hep neşeli olan Murat artık sadece sevgilisi Şevvalin yanında zorla gülüyordu. Şevval, orman bakışları il…