19.Bölüm: Dokuz Ay
Yazar: e-kitapyazarim

Dokuz ay sonra... "Komutanım, Ela yengeye ne alıcaksınız?" Dedi Meraklı melehat Furkan. "Sanane oğlum. Sen işine bak." Dedim ima yaparak. "Emredersiniz Komutanım." Dedi ve geri yerine sindi. Ben ise bir açık bulduğum için oradan devam ettim. "Ee Ahmet, Fatmanur ne yapıyor? Alıştı mı buraya." Dedim. Ahmet ise gayet sakin çıkardığı sesi ile konuştu. "Evet, alıştı. Zaten yengen ve benim evlatla zaman geçiriyor." Dedi. Furkan domates oldu. Tam dokuz ay geçmişti. Bu dokuz ayda çok şeyler olmuştu. Mesela Gökalp ve Zeynep evlenmişti. Murat ve Şevval sevgili olmuştu. Kemal'in eşi doğurmuştu ve dokuz ay boyunca kimse onun adını anmamıştı. Şuan neredeydi, ne yapıyordu bilmiyordum. Tek bildiğim onca şeye rağmen hala onu merak ediyor olmamdı. Kurt timi ise... Ne kadar umursamadığını gösterse bile adlında onu hâlâ merak edip özlüyorlardı. Görevden dönüyorduk, hatta helikopter durmuştu. Sırayla indik. Karşımızda Albay vardı. Albay bizi tebrik ettikten sonra bizi serbest bıraktı. Biz ise gülüşerek tim odasına gittik. Tim odasına da gülerek girmiştik. Karşımızdaki kişiyi görene kadar. Hemen silahlara sarıldık. Karşımızda siyahlar içinde oturan kişi ise kafasını kaldırıp tam gözlerimizin içine baktı. Ya da sadece benim. Herkesin buz kestiğini hissedebiliyordum. "Senin ne işin var burada! Ne hakla buraya gelip karşımıza geçiyorsun!" Dedi Murat. Bal, gözlerini ona sakince çevirdi. Yorgun, bitkin bakıyordu. "Haddini aşma Murat. Ben nasıl zamanında sizleri dinlemeyi bildiysem, sizde bileceksiniz." Dedi ama bu Murat'ı sakinleştirmedi. "Sen bir hai-" "Ben bir hain değilim!" Dedi sözünü keserek, Bal. "Zorundaydım. Anladınız mı? Zorundaydım. Göreve gitmiştim, esir düştüm, kaçtım ve Albay ile iletişime girdim. O da bana o durumda yapılıcak şeyin Harun Dağlar'ın yanında çalışmam ve bilgi aktarmam olduğunu söyledi. Yaptım, çünkü zorundaydım. Evet, Emir'i vurdum ama ben öldüm. Size orada da dedim git dedim dinlemediniz. Mecbur kaldım bastım o tetiğe. Ama ondan sonra her gece kabuslarımda ben gördüm Emir'in kanlı halini. Ben gördüm sizin bana olan o bakışlarınızı. Çok mu istedim sanıyorsunuz? Ailem dediğim insanlara sırt çevirmek, arkadaşım, dostum dediğim kıza bir bok anlatamamak, sevdiğim adamı vurmak, ondan uzak kalmak. Siz bunların hiç birini bilmiyorsunuz işte. Sizin haberiniz var mı ben orada sırf size kendimi açıklamak için telefon kullandım, yasaktı. Günlerce elektirik yedim ben. Sonra geldim. Buraya geleli benim için bir hafta, doktorların dediğine göre iki ay. Ben iki ay boyunca komadaymışım dövülerek komaya girmişim hemde." Dedi. Kimse konuşmadı, nefes dahi alamadı. O sırada odanın kapısı açıldı ve içeri hiç olmayacak zamanda gelen Ela girdi. "Emir, sevgilim ben geldim." Dedi. Bal gittikten sonra bir barda tanışmıştık. Sonra sevgili olmuştuk. Yalan söylemiyeceğim. Ela'yı da seviyordum ama öyle değil... Bal'a olan sevgim gibi değil... Çok direndim dedim ona olmaz diye. O ısrar etti evet sevgili olduk ama onun duyguları hala tek taraflı. Ela'yı bir arkadaş gibi seviyordum. Diğreleri de bunu bildikleri için benle dalga geçiyorlardı. Ela içeri girince karşısında ki kadına, Bal'a baktı. Sonra bana. "Ne oluyor? Kim bu." "Asıl sen kimsin?" "Ben Emir'in sevgilisiyim." Dedi. Bal kafasını bana çevirdi, sonra diğerlerine. Gözlerinde hayal kırıklığı vardı. Saklamıyordu. Bariz bir şekilde hayal kırıklığı yaşıyordu. Üzgündü, belli ediyordu. Biz ise tim ile izliyorduk. Bırsk konuşmayı, nefes almayı dahi unutmuştuk. "Anladım. Bende Kurt timinin eski komutanı ve... Ve si yok." Dedi. Daha sonra bana bakıp. "Ve si de dahası da..." Dedi. Sanki bana; Benden bu kadar kolay mı vazgeçtin? Beni bu kadar mı sevdin? Hiç mi aklına gelmedim? Demek istiyordu. Onu unutmamıştım. Hayır hayır, onu unutamamıştım. Çok denemiştim ama hep başarısız olmuştum. Meğerse Bal benim içime öyle işlenmişki vazgeçemiyordum. "Neyse. Ben size buraya kendimi açıklamak için gelmiştim. Sanırım yanılmışım çok fazla yanılmışım. Sizin bana ihtiyacınızın olmamasına sevindim. Bir daha görüşmemek üzere…