35. Bölüm
Yazar: Ebrar

Güney Yalçın'dan Hatıralar sıra sıra zihnimde dolanıp duruyordu. Kalbimin üzerine çöken ağırlık, sanki o anı tekrar yaşıyormuşum gibiydi. Rüya, namıdiğer yengem, odadan çıkıp o kızın nefes alamadığını bağırdığında sanki bir daha yaşamıştım aynı şeyleri. O kız, bir sene önce mezarlıkta karşılaştığım; omuzları çökmüş, gözleri ağlamaktan şişmiş, belinin aşağısına kadar sarı saçları dağılmış şekilde karşısındaki mezarla konuşuyordu. Onu.. Kardeşimi görmeye gelmiştim buraya ama dikkatimi çeken kişi, dönerken o kız olmuştu. Bu mezarlığa neredeyse her hafta gelirdim ve onu daha önce görmemiştim. Kız, ellerini toprağa koyarak okşamaya başladı. Nedenini bilmediğim bir şekilde dikkatimi çekmişti. İlk önce elimde kalan bir demet papatyaya baktım. Aklımdan en azından onu vermek gelmişti. Nasıl anlaşılırdı bilmiyorum ama yavaş adımlarla kızın yanına ilerledim. Beni fark etmemişti bile. Yakında durduğumda elimdeki papatyaları direkt olarak önüne uzattım. Sıkı sıkı kapattığı gözlerini yavaşça aralayarak önündeki çiçeklere baktı. Ardından hafifçe kafasını kaldırarak yüz yüze gelmemizi sağladı. Açıklama isteğiyle dudaklarım aralandı. "Kardeşimi ziyarete geldim. Bu çiçekler fazla, istersen koyabilirsin." Bir bana, bir de çiçeklere rengini anlamadığım, buğulu griye çalan gözlerle bakıyordu. Alması için çiçeği biraz daha ona yönelttim. Başını sallayarak onaylamıştı. Elimdeki papatyaları alırken gözü bir an bilekliğimde oyalandı. O bileklik kardeşimindi, daha doğrusu olacaktı ama veremeden gitti. Anıların canlanmasına engel olamamıştım. Çiçekleri aldıktan sonra istemsizce gözlerini kaçırdı. Ben de daha fazla durmamın onu rahatsız edebileceğini düşünerek uzaklaşmaya başladım. Arabaya doğru ilerledim. Üstümde bir bakış hissetsem de arkamı dönmeden mezarlıktan çıkmıştım. Arabaya bindiğimdeyse genzimi yakan acıyla gözlerinden birkaç damla yaş aktı. On dört sene önce onun gidişi gözlerimde dolandı tekrardan. O gün... Kardeşim ile evde oyun oynuyorduk. Doktor, hastalığı iyi gidiyor demişti. Belki de öyleydi, bilemiyorum. Babam hastane masraflarını ödemek için gece gündüz çalışırdı. Doğru düzgün yüzünü gördüğümüzü söylesem yalan olur. Annem aşağıdaki pazara gitmişti. Birazdan komşu ablalardan biri de eve gelecekti. Yerimden kalkarak odama gittim. Yatak başlığının altına sıkıştırdığım paraları alarak hepsini ceplerime sıkıştırmıştım. Binamızın altındaki bakkala çok güzel bir bileklik gelmişti. Biraz pahalıydı ama kardeşim papatyaları sevdiği için ona hiç unutmayacağı bir hediye almak istedim. Daha beş yaşına yeni girmişken hastanelerde dolanıyorduk. Ama kurtulmuştu ve ben ona bu hediyesini vermek istiyordum. Bu parayı birinci sınıfa gittiğimden beri annem bana yemek almam için veriyordu. Bir süredir yemek yemesem de onun mutluluğu için değerdi. Salonda oyuncaklarla o oynuyordu. Sürpriz olacaktı. Hemen inip gelecektim zaten. Bu düşünceyle son kez ona bakıp indim. Acele ediyordum zaten. Abi paraları tek tek sayarken en sonunda bıkmıştım. "Abi, şunları sen say zaten. Üst kattayız, eksik varsa gelir alırsın. Kardeşim evde bekliyor." Başta mırın kırın etse de bilekliği vermişti. Biraz büyüktü ama küçültürdüm, yapardım onun için. Tekrar hızla eve yönelmiştim. Küçük ayaklarımla merdivenleri birer ikişer çıktım ama kapının önüne geldiğimde hafif açık bıraktığım kapının kapanmasıydı gördüğüm. İçeride diye kapıyı sertçe çalmaya başladım. Kesik kesik ağlama sesi geliyordu. "Abi..." Zorla kapının önünden gelen ses endişemi arşa çıkarmıştı. "Kardeşim, kapıyı aç hadi!" "Nefes alamıyorum." Ağlayarak kesik kesik söylemişti. "Hadi, yapar benim kardeşim. Hadi, ne olur aç şu kapıyı." Kapıyı zorlasam da açılmadı. Anahtar, bize emanet edilen komşudaydı. "Hemen geliyorum. Benim kardeşim dayanır, değil mi?" Dayanır, değil mi? Kaybetme korkusuyla daha hızlı indim merdivenlerden ama bu hız, ayaklarımın dolanıp merdivenlerin yarısından yuvarlanmama engel olmamıştı. Hatırlıyorum ki o an ağrı hissetmedim. Ne vücudumda ne de başka bir yerimde... Sadece kalbim, o küçücük kalpteki suç…