33. Bölüm
Yazar: Ebrar

Rüya Aden'den İçimdeki endişe tüm vücudumu ele geçirmişti. Kardeşim bildiğim kıza bir şey olma ihtimali gözlerimin dolmasına neden oluyordu. Dolu olan hastane otoparkında sonunda bir yer bularak arabayı park etmişti. Park eder etmez kapıya tutunarak inmem bir oldu. Aceleyle inmem, düşme tehlikesi atlatmama neden olmuştu. Hızla yanıma gelen Uraz, belimden tutarak bana hem yardımcı olup hem de kolay şekilde ilerlememi sağladı. Hastanenin girişinde doktorlar, bazı hastalar vardı. Onları umursamadan doğrudan geçerek kendimi danışmaya attım. Tabii benimle beraber Uraz'ı da sürüklemiştim. “Kumsal, Kumsal Saygın hangi odada?” Sesimin istemsizce yüksek çıkmasına engel olamamıştım. Karşımdaki kadın, ani gelişim ve bağırışımla neye uğradığını şaşırmış ama alışık olmalı ki hemen toparlanmıştı. “Hanımefendi, öncelikle sakin olun. Hemen bakıyorum.” Kadının sakin ve yatıştırıcı sesiyle sessizleşmiştim ama yerimde duramıyordum. Bilgisayardan birkaç şey yaptıktan sonra bakışlarını bize çevirdi. “Kumsal Saygın 126. odada kalıyor.” Kadının söylediğiyle odaların olduğu tarafa yöneldik. Aynı zamanda oda numaralarına bakarken 120'lerin sol tarafta başladığını anlayarak o tarafa yöneldik. Başımı kaldırıp etrafı inceleyerek 126'yı gördüm. Bingo! Ama kapının yanında oturan adamla kaşlarım çatıldı. O da bizi görür görmez ayağa kalkmış, bir bana bir Uraz'a bakarak ağzını aralamış, geri kapatmıştı. Kafamı Uraz'a kaldırdığımda o da aynı şekilde karşısındaki adama bakıyordu. Gözlerindeki şaşkınlık açıkça belliydi. Gerçek dünyaya dönmesi için belini cimdiklememle sıçrayarak bakışlarını bana çevirdi. “Tanışıyor musunuz siz?” dedim. “Güney.” “Hangi Güney?” “Yavrum, tanıdığım ve sana anlattığım kaç Güney var?” “O Güney, bu Güney?” Kafasını sallayarak onayladı. “O Güney, bu Güney.” Güney, yani benimkinin çocuk arkadaşı olan Güney, onun hakkında konuştuğumuzu anlayarak bize doğru gelmeye başladı. “Senin ne işin var burada?” Uraz'ın tek kaşını kaldırarak sormuştu. “Betül ablaları almaya giderken yolda bir kız gördüm. Sanırım kriz geçiriyordu. Yardım etmek için yanına gittiğimde dayanamayıp bayılmıştı. Ben de hastaneye getirdim. Sizin ne işiniz var?” “Kumsal'ı sen mi getirdin?” Şokla ona bakışımı sesimi duymasıyla o da anladı. “Telefonda konuştuğun sen miydin?” Onayladığımda yerinde dikleşerek tişörtünün ortasını hafifçe kıvırarak kafasını selam verircesine eğdi. “Saygılar yenge ve evet, ben getirdim.” Ben hâlâ anlamamışken Kumsal'ın kaldığı odadan hemşirenin çıkmasıyla o tarafa yöneldim. “Hemşire Hanım, Kumsal nasıl?” Tebessüm ederek beni cevapladı. “İsterseniz hastamıza kendiniz sorun. Kendisi uyandı. Birazdan doktor bey de gelecek ve son muayeneyi yapacak.” Teşekkür ederek derin bir nefes aldım. Bu sefer hedef odaydı. İçeri girdiğimde tavana boş bakışlar atan arkadaşım bana bakmamıştı bile. Kapıyı sessizce aralık bırakarak sessiz adımlarla yanına doğru ilerlemeye başladım. Salak arkadaşım da hâlâ fark etmemişti. “Kumsal.” Sesim kısık çıkmıştı ama o sesimi duyar duymaz gözlerinin dolmasına engel olamamıştı. Yatağın ucuna oturarak ellerini tuttum. Daha fazla dayanamayıp gözlerini bana çevirdi. Dolu dolu olan hareleriyle içimde bir yerler parçalandı. “Aradı Rüya, beni aradı. Gel, yanımızda ol, dedi. Ben nasıl bir daha onların yanına gideyim? O adam bana kızım dedi. Ama biliyor musun, annem yine onu savundu. Ben onun kızı değil miyim? Niye böyle davranıyor? Ben onun kanından değil miyim? Niye elin adamına güvenip bana güvenmiyor? Ben ne yaptım?” İkimizin de gözlerinden yaşlar boşalırken ona kollarımı sardım. Bunca yıldır kardeşim bildiğim kızın yaşadığı acıyı bilsem de anlayamazdım fakat her zaman yanında olabilirdim. “Halledeceğiz. En kötü bir daha döner, o adamı içeri attırırız. Süründürürüz. Olmaz mı? Hatta o çok sanıldığı ününü de mahvederiz, olmaz mı?” Ne kadar zor olsa da onun ümidini yitirmesine izin vermeyecektim. Üvey babası olan şerefsiz, sayılan bir fabrikatördü. Tam ne iş yaptığını bilmesem de şu an İzmir'de yaşıyorlardı. Ama aklımda canlanan o günler…