32. Bölüm
Yazar: Ebrar

Hisler insanı yanıltır mıydı? Belki. Peki o hislere güvenilir miydi? Emin değilim ama şu an içimde dolup taşmakta olan hisse koşulsuz güvenmek geliyordu ki kuşkusuz bunu yapıyordum. Dudaklarımın üzerindeki yumuşak dudaklarla algılarım kapanmış, kendimi belimden sarmış kollarına bırakmıştım. İçimi yiyip bitiren heyecan duygusunu, titreyerek gözlerimin kapanmasında etkili olan kirpiklerim, nereye koyacağımı bilmediğim ellerim kanıtlıyordu. En sonunda ellerimi omuzlarına koydum. Belimdeki elinin sıkışı daha da artmıştı. Ama ellerinin aksine dudakları oynamıyordu. Sanki benden cevap beklercesine sadece duruyordu. Bense kalbime ve hislerime inanarak karşılık verdim. Dudaklarımı hafif oynatmamla omuzlarındaki ellerim ona daha da tutundu. İçimde dolup taşan duyguya engel olamıyordum. Daha önce olmayan bir histi. Benim ona karşılık vermemle izin almışçasına üst dudağımı kavradı. Bu hareketiyle birlikte omuzlarındaki ellerimi boynuna çıkararak başımı hafifçe sola yatırdım. Birbirimizin dudakları, hoyrat denmeyecek kadar yumuşak, dokunuş denmeyecek kadar sertti. En sonunda nefeslenerek ayrıldığımızda alnımı alnına yasladım. Bunu bu kadar erken beklemezdim. Sevgili olalı fazla olmamıştı ama ikimizin duyguları da barizdi. Bunu birbirimize karşı sesli dile getirmesek de hissettiriyorduk. Yani öyle umuyorum. Gözlerimi yavaşça açarak bana bakan elalarıyla buluştum. Daha önce bu kadar yakından bakmamıştım gözlerine, belki de dikkat etmemiştim ama o kadar güzel görünüyordu ki saatlerce izleyebilirdim. Yani bir altmış beş biri olarak boyunun benden uzun oluşuyla üzerime eğilmesi çok tatlıydı. Merak ederek, "Boyun kaç senin?" deyiverdim. Bunu beklemiyor olacak ki kafasını hafif çekip anlamaz gözleriyle yüzüme baktı, ardından da kafasını arkaya atarak gülmeye başladı. "Şu an merak ettiğin bu mu, yavrum?" Yavrum mu? Eriyip gidebilirim. Zaten biraz önce yaşadıklarımızdan dolayı sıcak basmıştı. Buharlaşmamı istemiyorsa susmalı. "Evet, merak ettim. Benden bayağı uzun görünüyorsun." "Boyum bir seksen dokuz." Gülerek söylediğine tebessümüm büyüdü. Kollarım hâlâ omuzlarına sarılı şekilde ona bakıyordum. "İyi, benden çok uzun değilmişsin. Sadece yirmi dört santimcik." Omzuna sarılı kollarımdan birini çekerek işaret ve baş parmağım arasında küçük bir mesafe bırakarak ona baktım. "Evet, öyle." Asla itiraz kabul etmezcesine beni onaylamasına karşı kıkırdadım. Bana öyle güzel bakıyordu ki kalbim yerinden çıkacakmış gibi hissediyordum. "Bu kısa sürede nasıl yaptın bilmiyorum ama beni kendine çok güzel âşık ettin be." İçimi delercesine söylediğiyle yüzümde dinmeyen gülümseme arttı. "Sen de çok güzel sevdirdin be." "Hadi hazırladıklarımızı yiyelim artık, soğuyacaklar." Anlamazca kaşlarım kalktı. Soğuyabilecek ne getirmişti ki? Kalkan kaşlarıma baktıktan sonra belimdeki eliyle beni yönlendirmeye başladı. Tabii sakat ayağım yüzünden ona yaslanırken seke seke pikniği kurduğumuz ağacın altına geldik. Ben ağaca ve Uraz'a tutunarak yumuşak bir şekilde oturdum. Tabii o da yanıma oturdu. Diğer tarafta bulunan sepete uzanarak ilk önce içinden bir şişe su, bir de yemek kabı çıkardı. Ne olduğunu anlamamıştım. Kabı bir kenara koyarak daha önce topladığımız vişne tabağını aldı. Vişneleri yıkayıp önüme koymuştu. Diğer yandan da kabı alarak açtı ama hiç tahmin etmeyeceğim üzere dumanı tüten böreklerle şaşkınlığım büyümüştü. "Bunu kim yaptı?" Başını hafifçe sola eğerek eliyle boynunu sıvazladı. "Annem pastane işletiyor. Biraz ondan yardım alarak ben yaptım. Hadi dene, beğenecek misin merak ediyorum." Elinde duran ve bana uzatmakta ısrar ettiği böreklere bakış attım, şaşkın bakışlarla tekrar ona döndüm. Bana börek mi yapmıştı? Şurada "Ya şapşik!" diyerek çığlık atsam ne olurdu? Daha fazla bekletmeden uzattığı kaptan bir dilim börek aldım ve küçük bir ısırık aldıktan sonra gözlerimi kapadım. "Doğruyu söyle, bunu annene yaptırıp bana 'Ben yaptım.' diye yedirmiyorsun değil mi?" Gülerek kafasını iki yana salladı. "Gerçekten ben yaptım senin için." Diyerek göz kırpmıştı. Öpüşmüş ol…