9. Bölüm
Yazar: Ebrar

4 Gün Sonra Bugün ikinci dönemin ilk günüydü; okul formamı giymiş, saçıma son dokunuşları yapıyordum. İşimi bitirdiğimde kapıya doğru gitmeye başladım. Salondan annem ve babamın sesleri geliyordu. Ailemde genelde sabahları kimse yemek yemeyi sevmezdi. Yiyecek olan da kalkar, kendine hazırlardı; yıllardır böyleydi. Abimin de derse yetişmesi gerektiği için bu sefer işimi fazla uzatmadım. O arabaya geçmiş beni beklerken, ben de hızlıca kendimi ön koltuğa attım. "Kumsal'ı alıyoruz, değil mi?" Abimin sorusuyla kafamı onaylarcasına salladım. Bir süre sonra Kumsal'ın kaldığı evin önünde durduğumuzda, ben Kumsal'ak mesaj atıp bekledik. Kumsal, annesi onu almaya geldiğinde babasının bu evi onun üzerine bıraktığını öğrenmişti. Ondan önce de zaten yurtta kalıyordu. "Geldim, geldim, gidebiliriz." Neşeli sesiyle arka koltuğa konumlanmıştı bile. "Aras abi, şarkı açayım mı?" Tatlı tatlı sorduğu soruya ben de katıldım. Abim sabahları fazla ses sevmezdi ama bize de kıyamazdı. Bize bir bakış atsa da telefonunu uzatmıştı. Hemen kapıp şarkı açmıştık bile: Aşka yürek gerek, anlasana Her defa yanıyorum ama gitmeliyim Yaranı sarıp acını dindiremem Bak bana, ben acının ta kendisiyim Kaç kere kırık hayallerin peşine düştüm ben? Kaç kere bile bile yenik savaşa girdim ben? Bağıra bağıra şarkı söylediğimizde abimin yüzü buruşmuştu. "Başımın belaları," diye mırıldandı. İki şarkı sonra okul kapısının önündeydik. "Hadi siz inin, benim derse gitmem lazım." Kumsal inmişti, ben de son kez abimin yanağından öpüp çıktım. Okula girdiğimizde derse birkaç dakika kaldığından yukarı çıkmadık. Çok geçmeden zaten kapıda sıra olmuştuk bile. O soğukta bir de müdürün ikinci dönemle ilgili uzun uzadıya yaptığı konuşmayı dinledikten sonra İstiklal Marşı'nı okuyup içeri geçebilmiştik. İlk dersimiz iki derslik bir edebiyat olduğu için dinlemedim, zaten abim anlatıyordu. Bu yüzden telefonumu çıkardım. Cam kenarında olduğumdan ve hocanın yerinden kalkmadığını sayarsak telefona bakabilirdim. Biz 12'lere telefonlar serbestti; derste bakmamak şartıyla ama arada kaçamaklar iyi oluyordu. Son dört gündür Uçakçı ile samimiyetimiz iyice artmıştı. İki çok yakın arkadaş gibiydik. Ben de bu samimiyetten yararlanarak Uçakçı'ya yazmaya başladım. Siz: Uçakçı Uçakçı, bulunmaz eşiii Siz: Dıdıdıv dıdı dıv Siz: Dersin yoktur umarım çünkü günün başka saatinde yazarsan ulaşamazsın. Siz: Haberin ola (08.43) Uçakçı: Sana da günaydın ve merhaba hanımefendi. Siz: Günaydınnn da Siz: Bu saatte uyunur mu be! Siz: Hem sen okullu değil misin? Siz: Ne bu uyuyor numaraları? Geçen seneye kadar sen de bu saatlerde uyanıyordun. Uçakçı: Tamam be kızım, bir şey denmiyor sana da. Uçakçı: Okulda mısın sen? Siz: Evet. Uçakçı: Dersin başlamış olma olasılığı kaç? Siz: %100 Uçakçı: O zaman sende niye telefon var? Siz: Bizim okulda 12'lerden telefon almıyorlar. Benim de ilk dersim edebiyattı, bildiğim konulardan olduğundan dinlemek istemedim. Siz: Hem bak ne iyi yapmışım, benim sayemde gözün gönlün açıldı. Uçakçı: Gözümün açıldığı doğru da gönlümden pek emin olamadım. Siz: Açılmıştır da sen fark etmemişsindir. Uçakçı: Aynen dediğin gibi olmuştur. Uçakçı: Sen konuyu dağıtma da dersi niye dinlemiyorsun? Siz: Abim edebiyat okuyor, sence gerek var mı? Uçakçı: Senin abin mi var? Siz: Sen bilmiyordun değil mi? Siz: Evet, bir tane öküz abim var. Siz: Aslında tanışsanız çok iyi olur, iki öküz böyle anlaşırsınız. Uçakçı: Yok, ben almayayım. Siz: Korktun mu çen? Uçakçı: Kendimi atacağım korkudan birazdan. Siz: Bak, kendin de itiraf ettin. Uçakçı: He he. Siz: Sana he! Siz: Hem Ben sana her yazdığımda sen neden anında cevap veriyorsun? Siz: Biz seni çalışkan bilirdik, sen derse girmiyorsun. Uçakçı: Derse girmediğimi nereden çıkardın? Siz: Her yazdığımda neredeyse anında cevap yazıyorsun. Uçakçı: Sen şu an neredesin? Siz: Okulda? Uçakçı: Normalde ne yapman lazım, sen ne yapıyorsun? Siz: Ders dinlemem lazım ama ben telefona bakıyorum. Uçakçı: İşte bende de derste böyle oluyor. Siz: Aynı şe…