28. Bölüm
Yazar: Ebrar

Biz donmuş şekilde, Uraz'la birbirimizi tutan ellerimize, bir de kaşları çatılmış ebeveynlerime bakıyorduk. Ailem anlamsız bir ifadeyle bize değil, daha çok ellerimize bakıyordu. Yavaşça ellerimizi ayırırken odaya Betül ablayla Kumsal da girdi. Onlar içeridekilerin kim olduğuna bakarken Kumsal çoktan hazır ola geçmişti bile. "Merhaba, tanışıyor muyuz?" Annemin tehditkâr söylemi Uraz'ı ve Betül ablayı da gerilmişti. "Şey..." "Ney, kızım?" "Sevgilisiyim efendim." Bir dakika, ne? Oha! Oha! Oha! Bu ne hız, bu ne cesaret? Sevgili olalı daha iki saat olmadı. Artık yarın da düğünü yaparız bu gidişle. "Sevgilisin demek." Bu sefer babam sözü devralmıştı ama sesi her zamankinden daha sertti. Onaylamak istercesine bana baktı. Ben de artık bundan dönüş yok diyerek kafamı salladım. Babam ellerini yüzüne götürüp yüzünü ovaladı. Sanırım bu durum onlara fazla ani gelmişti. İkisi de şaşkın bir şekilde ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ben Uraz'a baktım. Ne demek istediğimi anlamış olacak ki ayağa kalktı. "Hop delikanlı, nereye?" "Baba, ben gitmesini istedim. İlk biz konuşalım, sonra gelir onunla da konuşursunuz." Benim onayımla dışarı çıktılar. Odada sadece ben, annem ve babam kalmıştık. "E, açıklama bekliyoruz. Hem de acilen. Hastaneye gelmemiz söylendi. Ayağına ne oldu? Abin nerede? Bunların da cevabını verirsen iyi olur." "İlk önce... Evet, o benim sevgilim." "Ne zamandan beri? Sınav sürecinde de mi böyleydi? Nasıl böyle bir riski göze alırsın? Kafan karışsaydı ya da başka bir şey olsaydı? Sınavın kötü geçseydi ne yapacaktın?" "Tam olarak birkaç saat önce sevgili olduk. Ayrıca sana bırakmamı söylemiştin ya... Beni çalıştıran da oydu." "Bir sokak hergelesi mi seni çalıştırdı?" "Sokak hergelesi değil, anne." Sinirle kollarımı birbirine doladım. "Ne o zaman? Onu gördüm. Saçı başın dağılmış, kendine bile bakamamışsı." "Ondan dolayı değil..." "Neden dolayı peki?" Tam cevap verecekken odaya abim girdi. "Güzelim, nasıl oldun? Ne dediler?" "Aa, beyefendi de gelmiş. Demek sen de teşvik etmişsin. Biz ona kardeşini emanet edelim, o ortalarda olmasın." Babamın imalı sözlerine karşı derin bir nefes verdim. "Kızınızın neden burada olduğunu biliyor musunuz?" Kafalarını hayır anlamında salladılar. "Tabii bilmezsiniz. Tek derdiniz dışarıdaki 'sokak hergelesi' diye bahsettiğiniz çocuk. Ama kızınızın az daha tacize uğrayacak oluşundan haberiniz bile yok." Şokla önce abime, ardından bana baktılar. Ben ise kafamı öne eğerek göz temasını kestim. "Ne oldu? Açık anlat." "Anlatayım baba. Şerefsizin biri kardeşime dokunmaya çalıştı. Dışarıdaki 'hergele' diye bahsettiğiniz çocuk ise onu kurtarıp hastaneye getirdi. Ha, bu arada ben de o şerefsizin bir daha dışarı çıkmaması için karakoldaydım." Annemin gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Hemen yanıma gelip oturdu. Abim ise babamın yanına gidip onunla konuştu. Annem beni sımsıkı sarınca saatlerdir içimde biriken gözyaşları bir anda gözlerimden süzüldü. Babam da gelip diğer yanıma oturdu ve bana sarıldı. Ama ben onlara karşılık vermedim. Beni fazlasıyla kırmışlardı. Bu hâlimi sormak yerine bambaşka bir konuya odaklanmaları gerçekten inciticiydi. Ayakta duran abime baktığımda bana hüzünle bakıyordu. "Sana bir şey olmasına asla izin vermem. Gerekirse ortalığı da yakarım bunun için, kızım." İçimden, 'Şimdi siz ne yaptınız peki?' demek geçse de söylemedim. Annemle babam tanınan ve çevresi geniş insanlardı. Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü. Kimse ne diyeceğini bilmiyordu. Babam gözlerini birkaç saniye yerden ayırmadı, annem ise hâlâ titreyen elleriyle avuçlarımı okşuyordu. İlk kez ikisinin de kendini bu kadar çaresiz hissettiğini görüyordum. "Merak etme. Bu konuyu ben hallederim. Sanırım artık delikanlıyla tanışma sırası geldi." Abim hiçbir şey demeden kapıyı açıp dışarıdakileri içeri çağırdı. En önde benim bitanem girmişti. Of... Daha ona 'bitanem' bile diyemeden neler yaşıyorduk. Biraz daha geç gelseniz olmuyor muydu anne? "Kusura bakma delikanlı. Olayların aslını bilmiyorduk. Ama bunları bir de senden dinleyelim." O,…