27. Bölüm
Yazar: Ebrar

Bayağı kaoslu ama bir o kadar da tatlı bir bölüm oldu. Sizden de beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum. 🤍 ...... Omzumdan tutan kolun çekilmesi ve sahibine yumruğun inmesi aynı anda gerçekleşmişti. Yaşanan o ani hareket, benim de yere düşmeme neden olmuştu. Giydiğim yüksek topuklular da tabii ki bana hiç yardımcı olmamış, yüzüstü düşmeme ve ayak bileğimi burkmama sebep olmuştu. Hem düşmenin etkisi hem de bileğimdeki keskin ağrı, acıyla inlememe neden oluyordu. Yanıma gelen Kumsal ve Betül ablaya bile bakamadan olduğum yerde kıvranıyordum. Asıl sürpriz ise, Uraz'ın dövmekten yüzüne yumrakların inmesine engel olamadığı yüzü görünmez hâle getirdiği Doruk'a bu kez de abimin dalmasıydı. Sanki kendine yeni gelmiş gibi bana bakan Uraz'ın gözlerinde adeta şimşekler çakıyordu. Abim de hâlâ o şeref yoksununun yüzüne yumruklarını indiriyordu. Hareketleri yavaşlamış olsa da vurmaya devam ediyordu. Murat abi bana bir bakış attıktan sonra yanıma gelip eğildi. Benimle aynı hizaya gelerek, "Özür dilerim. Bunu senin karşında yapmamam lazımdı. Sen bu haldeyken kendimi tutamadım." dedi. Ona kızamazdım ki... Kızmayacaktım da. Hak eden, hak ettiğini bulmuştu. Sorun olmadığını belirtmek için başımı salladım ama bileğimdeki acı kendini iyice belli edince istemsizce yüzümü buruşturdum. "Neren ağrıyor?" "Ayak bileğim... Sanırım düştüğümde burktum." O, hemen ayağa kalkıp abimin kolundan tuttu. "Abi, dur. Aden'in bileği burkulmuş. Hastaneye götürmemiz lazım." Abim adamı yakasından tutup yere savurduktan sonra bana döndü. "İyi misin güzelim? Ne oldu?" "Düştüğümde bileğim burkuldu sanırım. Çok ağrıyor." Abim, Uraz'a dönerek konuştu. "Sen Rüya'yı hastaneye götür. Benim gelen polise ifade vermem gerekiyor. İfadeyi verdikten sonra ben de gelirim." "Benim tanıdığım iyi polisler var. Bu işin peşini bırakmazlar. İstersen onları çağırabilirim." "Tamam. Zaten Rüya'nın da ifadesi alınacak. Tanıdık olmaları daha iyi olur." Konuştuktan sonra yanıma gelip bir kolunu bacaklarımın altına, diğerini sırtıma koyarak beni kucağına aldı. Arabaya doğru ilerlerken etrafımızda toplanan insanlar yavaş yavaş önümüzden çekiliyordu. Arabaya vardığımızda beni ön koltuğa oturttu. Betül abla ile Kumsal ise arkaya geçti. "Bir arama yapıp hemen geliyorum." Başımı sallayarak onayladım. Arabanın önünde birini aradı. Birkaç dakika konuştuktan sonra geri geldi. O sırada kolumdaki morluğu yeni fark etmiştim. Büyük ihtimalle Doruk kolumu sıktığında olmuştu. Hassas tenli olmak kadar zor bir şey yoktu. Arabayı çalıştırıp park ettiği yerden çıktı. Yol boyunca ara ara beni kontrol etmeyi de ihmal etmiyordu. Okulun hemen yanında hastane olduğu için çok sürmeden vardık. Arabadan inip beni tekrar kucağına aldı. Ben kollarımı onun boynuna dolarken o da beni sımsıkı tutuyordu. Arkamızdan gelen Kumsal ve Betül ablayı da görmüştüm. İçeri girdik. Doktor beni kontrol etti. Röntgen çekildi, birkaç işlem daha yapıldı. Sonunda ayağım alçıya alındı ve bir buçuk aylık ev hapsim resmen başlamış oldu. Kumsal ve Betül abla hem kendilerine hem de bana bir şeyler almak için hastanenin kantinine inmişlerdi. Fazla beklemem gerekmiyordu çünkü annemlerle babam da gelecekti. Odada sadece ben ve Uraz kalmıştık. O, refakatçi koltuğuna oturup yüzünü ellerinin arasına aldı. "Bugün için gerçekten özür dilerim. Senin karşında böyle bir şey yapmamam lazımdı." Pişmanlık dolu sesini duyunca ona baktım. Aslında ona kırgın değildim. Gerekeni yapmıştı sadece. "Sorun yok. Hem sen orada yapılması gerekeni yaptın." "Hayır. Orada sen düştün ve ben seni tutamadım. Daha yeni sevgili olmuşken yapmam gereken şeyi yapamadım." Sinirle oflayıp saçlarını karıştırdı. "Düştüğümde tutsaydın daha iyi olabilirdi ama onu öyle dövmeniz beni daha da mutlu etti." Böyle bir karakterin burnu bile kanamadan kurtulması beni üzerdi. "Hem ben de onu iyi dövmüştüm ama akıllanmamış işte." Omuz silkip ona baktım. Bu hâlime gülmüştü. Oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi ve yatağın yanındaki sandalyeye oturarak elimi tuttu. "Tekrar tekrar özür dilerim." Tuttuğu el…