24. Bölüm
Yazar: Ebrar

Uraz Akyel'den 1 ay sonra Yatağımda dönüp dururken uyuyamayacağımı anlamıştım. Hafifçe doğrulup sırtımı yatak başlığına dayadım. Ona yazmak istiyordum ama sınavına bir aydan az kalmıştı ve benim diretmemle sınavdan sonra konuşmaya devam edecektik. Benim yüzümden sınavında sorun yaşamasını istemezdim. Başta "Konuşalım, bir şey olmaz." dese de o da en doğrusunun bu olduğunu biliyordu. Fakat bu gidişle kurala ben uymayacaktım. Kısa süre önce tanıdığım birine bu kadar bağlanmam ne kadar doğruydu bilmiyorum ama pişmanlık da duymuyordum. Hatta onunla konuşurken kendimi fazlasıyla iyi hissediyordum. Yatağımın yanındaki komodinden telefonumu aldım. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum ama hava yeni yeni aydınlanmaya başlamıştı. Ekrana baktığımda saat 06.12'yi gösteriyordu. Finaller başlamıştı. Biraz zorlasa da derslerim genel olarak iyiydi. Bugün Fizik II sınavım vardı. (8 almadı) İki gündür bu finallere geceli gündüzlü çalışıyordum. Normalde de bu gece uyumama gibi bir fikrim vardı ama zihnimi birinin işgal etmesiyle o da olmamıştı. Geç kalmak istemediğimden yataktan kalkıp banyoda işlerimi hallettim. Ardından odamı topladım. Kısa bir hazırlığın ardından hazırdım. Saate baktığımda henüz yedi bile olmamıştı. Çantamı alıp aşağı indim. Mutfaktan gelen mükemmel kokularla o tarafa yöneldim. Annem pişi yapmıştı ama benim gitmem gerektiği için bir iki tane alıp çıkacaktım. "Kahvaltı yapıp gitsene oğlum." "Gerek yok anne. Zaten oraya gidip son tekrarımı yapayım derken anca yetişirim." Annemin yanağından öpüp hızla dışarı çıktım. Hava, yazın geldiğini belli edercesine sıcaktı. Anahtarı çıkarıp göz bebeğim olan arabama bindim. Göz bebeğimdi çünkü bunu alırken yarısında benim de emeğim vardı. Tabii diğer yarısında da baba parası ama yapacak bir şey yoktu. Lisenin her yazında çalışıp biriktirdiğim parayla ve üzerini babamın tamamlamasıyla istediğim arabayı almıştım. Yarım saatlik yolun ardından sonunda okuldaydım. Sınavım sekizdeydi. Bazı formülleri tekrar edip sınava girdim. 🩶✈️ Çok şükür bitmişti. Diğer derslerimin de sınavları vardı ancak en korktuğum dersi rahat şekilde atlatmam üstümdeki yükü azaltmıştı. Bugün Güney'i alacağım için çok uzaklaşmak istemedim. Bu tarafa yakın bir kütüphaneye gidip akşama kadar bundan sonraki finallere çalıştım. Güney'in çıkış saati yaklaşınca kütüphaneden çıktım. Saat dört çıkış saati olduğu için birçok kişi çıkmıştı. En son Güney'i gördüm. Arabaya doğru geliyordu. Güney PMYO okuyordu. O yüzden cuma günleri çıkış yapardı. İki hafta önce arabasını tamire bıraktığı ve hâlâ orada olduğu için onu ben almaya gelmiştim. "Naber lan?" Nereden geldiğini anlayamadığım enerjisine bir bakış attım. "İyi, aynı işte. Sen ne yaptın?" "Sende bir şey var da neyse." "Ne olsun oğlum?" "Var var. Yengeyle mi kavga ettin yoksa?" Ne? "Ne yengesi?" "Şu manyak kızdan bahsediyorum." Kaşlarımı çattım. "Bir, onun ismi Rüya; manyak değil. İki, kavga falan etmedik." Arabayı çalıştırarak yola koyuldum. "Ha yani yenge?" Ben öyle mi demiştim? Bu çocuk konuyu nerelere çekiyordu. "Sessiz kaldın. Lan yoksa sevgili misiniz?" "Daha değil... Yani hayır." O, yüzünde kocaman bir sırıtışla arkasına yaslandı. Biliyordum ki bunun peşini bırakmayacak, beni bunaltacaktı ama şimdilik sessiz kalması daha iyiydi. Yaklaşık yarım saat sonra mahalleye varmıştık. Arabayı park edip indik. Evlerimiz yan yana olduğundan dolayı aynı yere gidiyorduk ama Selma ablaların, yani Güneylerin bahçesinde akşam yemeğinin yendiğini fark ettik. Mahallemizde her ay birinin evinde toplanılır ve akşam yemeği yenirdi. Gün gibi olurdu ama bunda para yoktu. Herkes yemeğini getirirdi. Bu sefer de sıra Selma ablalardaymış. Sabahtan beri doğru düzgün bir şey yemememin ve yorgunluğun getirdiği açlığı sadece o sofrada toplayabilirdim. Güney'e baktığımda gözleri parlıyordu. Kendisi kadar yemeğe düşkün birini tanımıyordum. Aden dışında. Evin bahçesine girdiğimizde güneşin batarkenki kızıllığı masaya vurmuştu. Bahçedeki ışıklar açılmış, hoş bir ortam oluşmuştu. Mahalleli kadınlar ve çocuklar ort…